Sağlık Bakanlığı’nı dinleyelim

Sağlık Bakanlığı’nı dinleyelim

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” canlı yayın programının bu haftaki konuğu, 24+4 Psikolojik Danışmanlık’ın Kurucularından Psikolog Hatice Ertuğrul oldu. Güçlü psikolojiyle virüs mücadelesinin konuşulduğu programda Ertuğrul, “Haberlere dakika dakika ya da saat başı bakmayalım. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarını dikkate alalım. Resmi kaynaklardan gelen söylemleri dikkate alırsak, kendimizi ekstradan bir korku duygusunun içine entegre etmemiş oluruz” dedi.

İşte Ertuğrul ile gerçekleştirilen o keyifli röportaj;

Sizi daha yakından tanıyabilmek için Hatice Ertuğrul kimdir?

Ben Psikolog Hatice Ertuğrul. 2005 mezunuyum, 15 yıldır alanın içinde çalışıyorum. Evliyim, 2 çocuk annesiyim ve kişisel olarak sosyal sorumluluk projelerinde var olmaktan çok mutlu olan ve bunlar için her türlü şeyi yapan bir psikoloğum.

Özel uzmanlık alanınız veya yoğun olarak çalışma yaptığınız bir alanınız var mı?

Ben EMDR terapistiyim, hipnoterapistim. Onun dışında Türkiye topraklarından çıkan ODM Terapi’nin ilk terapistlerindenim. Özel olarak ergen ve yetişkin gruplarla çalışıyorum. Travmatize olmuş kişilerle ya da komplex travmalarla çok fazla çalışıyorum. Zor vaka ile uğraşmayı çok seviyorum ve onlarla birlikte çalışıyorum. Bundan da son derece memnunum. Çünkü onlarla birlikte sağaltımı yapıp, o insanlar kendilerini iyi hissettiklerinde ben kendimi çok daha iyi hissetmiş oluyorum.

24+4 Psikolojik Danışmanlık Merkezi kurucususunuz. Bunu biraz açabilir miyiz, nedir 24+4?

Optimum Denge Modeli (ODM) aslında bir yaşam modeli. Türkiye topraklarında çıkmış, Tamer Dövücü’nün önderliğini yaptığı bir terapi. 24, her insan var olan 24 temel duygu. 4, 4 ana kareden bahsediyoruz. Bunlar; anksiyete, depresyon, başarı ve huzur karesi. Biz, insanları aile terapisinde başarı ve huzur karesine alıyoruz. Yani “biz” dengesini sağlıyoruz. Bireysel terapilerimizde ise, kişi anksiyetedeyse veya depresyondaysa kimlikleriyle çalışıp, yine onları başarı ve huzur karesine alıyoruz ve orada bir denge sağlamalarına çalışıyoruz. +’da o 4 karenin ortasında bulunan +. Yani tamamen yaşam modülü ya da yaşamın ta kendisi diyebiliriz 24+4’e.

Daha önceki söylemlerinizde, insanın iyilik ve kötülüğü aynı anda barındırdığını öne sürüyorsunuz. Bu iddialı çelişkiyi nasıl açıklayabilirsiniz?

Evet, insanlara biraz ironi gibi geliyor ama insanoğlunu değerlendirirken kesinlikle birbirinden ayırt etmeniz mümkün değil. Eğer insanın içindeki var olan duyguları birbirinden ayırt edersek, o zaman insanı da bölmüş oluruz. Yani bir insanda iyilik ne kadar varsa, kötülük de o kadar var. Sadece yapmamız gereken şu; kötü tarafı kabul edersek eğer iyilik tarafımızı daha ön plana çıkarabiliriz ama her insanın içinde kötülükle ilgili var olan temel şeyler var ve bunları yok etmemiz mümkün değil. Bir Hint felsefesine göre, iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı dünyaya inermiş ve birbirleriyle savaşırmış. Onlar savaşı bitirdikten sonra iyilikler ve kötülükler dünyaya, insanlara yayılırmış. Felsefik olarak bakarsak ya da mitoloji üzerinden gidersek, onlar iyiliği ve kötülüğü bir arada barındırırken, biz insanoğlu olarak bunu yok sayıyor olmamız ciddi bir handikap. Zaten buradan bir sürü rahatsızlıklarımız ya da patolojilerimiz ortaya çıkıyor. İnsanları gerçeklikten var olmayan bir yere götürüyorlar. Hepimiz duyuyoruz; “Ben ‘hayır’ diyemem”, “İnsanların mutluluğuna daha çok önem veririm.” Neden bunu yaparız? Çünkü sürekli iyi tarafta kalmak için ama insanlara ‘hayır’ demek, kötü tarafta var olmak değil. Benim çok iddialı bir cümlem daha var; “Başkasını düşünen insan, dünyadaki en bencil insandır.” Eğer bir insan temelde kendisini düşünmüyorsa, bir başkasını düşünmesi mümkün değildir. Bir insan kendini düşündüğü sürece ve mutlu olduğu sürece, etrafındaki insanlar da mutlu olur. Bir insan mutlu değilse hiç kimseyi mutlu edemez. Bunu bencillik olarak söylemiyorum. Ama bir insan “ben”i doğru beslemediği sürece hayatında ya çok egosantrik oluyor ya da tamamen verici tarafa geçiyorlar. “Başkaları mutlu olsun, ben yokum” diyorlar. İkisi de sağlıklı değil. O yüzden hayatımızda hep dengeyi arıyoruz ve denge dediğimiz şey de aslında insan olarak baktığımızda, ben – biz dengesini kuruyor olmamız.

Peki, hocam genel anlamda insan psikolojisini nasıl tanımlayabilirsiniz?

İnsan hayatı karmaşık bir sistem. İnsanoğlu, biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlıktır. O yüzden karmaşık diyorum. Basit gibi görünüyor ama burada handikap şu; insan, biyolojik olarak bir varlık, psikolojik olarak bir varlık ve sosyolojik olarak bir varlık. Bu üçü bir araya geldiğinde ve dengelendiğinde, aslında insan dediğimiz varlık tam anlamıyla ortaya çıkıyor. O yüzden biz insanı değerlendirirken kesinlikle tek bir taraftan değerlendirmeyiz ki, biliriz; bir insanın biyolojik tarafında bir rahatsızlığı varsa, bu psikolojik tarafını da sosyolojik tarafını da etkiliyor. Mesela şu anda yaşadığımız süreç, sosyolojik ve biyolojik bir olay. Covid-19 ilk önce biyolojik olarak başlıyor fakat bu sosyolojik tarafa yayılıyor. Çünkü bu hastalık bir salgın ve sosyolojik tarafı da etkiliyor. Haliyle psikolojik tarafımızı da etkiliyor. Dolayısıyla insan denilen varlık, bio – psiko ve sosyal bir varlık.

Tıbbi sorunların insan psikolojisiyle ilintili olduğunu düşünüyor musunuz, bu ilişkiyi nasıl izah edebilirsiniz?

Evet. Bir kanser hastasını ele alalım. Bu bir biyolojik süreç ve insanların bedenlerinde var olan bir tümör var ve bu kötü huylu ve onların biyolojik olarak sistemlerini bozuyor. Yani tek bir yerde tümör oluyor olması, tüm vücuttaki biyolojik süreci etkiliyor. Haliyle bu biyolojik süreç, ruh sağlığını etkiliyor. Çünkü kronik olarak bir rahatsızlığa sahip oluyorlar ve bunlarla ilgili bir tedavi aşamasına geliyorlar. O tedavi aşamasıyla mücadele etmek için sosyolojik ve psikolojik destek gerekli. O psikolojik ve sosyolojik desteği aldıkları sürece, biyolojik tarafla baş edebiliyorlar. Her hastalık için bu böyle.

Hocam gazetemizde de anons geçmiştik. Bugünkü konumuz, “Güçlü Psikoloji ile Virüs Mücadelesi” idi. Bu konuya geçecek olursak, Covid-19 virüsü hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına aldı ve birçok yerde de insanları evlere kapattı. Evde tutsaklık kırsal bölgelerde nispeten kolay olmasına rağmen, 80 – 100 m2’lik apartman dairelerinde yaşamak zorunda olan büyük kent insanı için çok zor olsa gerek. Kendimizi psikolojik olarak bu duruma nasıl uyarlayabiliriz?

Biz, bu hastalıkla karşılaştığımızda dünyadaki örneklerini gördük ve bu durumu yaşayan diğer ülkeleri hepimiz biliyoruz. Aslında bu işe güçlü olarak girdik. Hem psikolojik olarak hem de bununla neler yapacağımız ya da neler yapmayacağımız konusunda da güçlü olarak girdik. Hiç karşılaşmadığımız bir olayla karşılaştığımızda ya da travmatize olduğumuzda, insan olarak şok oluyoruz. Önce şok oluyoruz, sonra sorguluyoruz, suçluyoruz, bastırıyoruz, kabulleniyoruz, mücadele ediyoruz ve en son olarak da dönüşüm aşamasına geçiyoruz. Daha önce diğer ülkeler bunları yaşadığı için biz bu evreleri kısa zamanda geçtik ama buradaki sıkıntımız, bu hastalık sürecinde ikinci evreye girmemiz. Bu ikinci evre de maalesef insanlarda bir karmaşa yarattı. 65 yaş üstü insanlarımızı evlere koyduk, yaşı genç olan insanlar dışarıda, çalışmak zorunda kalan insanlar dışarıda. Bu da psikolojik olarak kaotik bir şeye neden oldu. 65 yaş üstü insanlar dışarıya çıktığında haliyle diğer insanlar onlara tepki göstermeye başladı. Maalesef sanal ortamda çok hoş olmayan şeylerle karşılaşmaya başladık. O yüzden insanlar kaosa sürükleniyor ve bunun engellenmesi için belli meslek grupları dışarı çıkarken, diğer herkes içeride tutulabilir. Evet, kapalı alanda kalıyor olmamız bizde büyük sıkıntı. Çünkü biz kapalı alanlarda kaldığımızda ilk başta sanki yeni bir alanmış gibi algılıyoruz ama sonrasında o yeni alanı keşfe başlıyoruz. Halbuki orası zaten evimizdi ama çalışan biriysek evimizi belirli sürelerde kullanan insanlarız. Evde olsak bile baskıdan dolayı yine bir keşfe çıkma ihtiyacı duyuyoruz psikolojik olarak. Bu da bizim düşünmemize neden oluyor. Düşünmemek için tekrar işe gidiyoruz, tekrar iyi oluyoruz derken bir süre sonra bizde bir sıkışmışlık hissine neden oluyor. Ev dediğimiz yer bitiyor. Bitince biz de neler yapmamız gerektiğini bilmediğimiz için haliyle korkuya, öfkeye, psikolojik şiddete neden oluyor. Günlerimizi planlayarak yaşayalım. Ne yapacağımızın ne edeceğimizin planını yaparsak kendimizi içeride hapsolmuş hissetmeyiz. Bunun için ilk başta 14 günü önerdik ama önümüzdeki süreci çok fazla bilmiyoruz ve o yüzden günlük planlar yapmamız gerekiyor. Sabah kalktığımızda işe gidecekmiş ya da bir şey yapacakmış gibi hazırlanmak gerek. Bütün gün pijamayla evin içinde dolaşmayalım. Kalkıp, makyajımızı yapıp ya da üzerimizi giyip ona göre hareket etmemiz lazım. Gün içinde neler yapacağımızı saat ve saat planlıyor olmamız gerekiyor. Onun dışında çocuklu aileler de evde. Çocukların günlerini de planlıyor olmak lazım. Çünkü onlar da bu sistemi bilmiyor ve bu düzeni bilmiyor. O yüzden bizler yetişkin olarak onlara yardımcı olursak, onlar da kendi günlerini planlamaya başlar. Eğlenceli bir şey yapmaya çalışalım. Evin içinde birlikte yapılabilen aktiviteler seçmeliyiz. Haberlere dakika dakika ya da saat başı bakmayalım. Çok fazla haber kirliği var. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarını dikkate alalım. Yani resmi kuruluşlardan gelen söylemleri dikkate alırsak, kendimizi ekstradan bir korku duygusunun içine entegre etmemiş oluruz. Kapalı alanlarda kalmakla ilgili bir süre sonra insanlarda anksiyetik durumlar ortaya çıkarsa rahatlama egzersizleri öneriyoruz. Rahatlatıcı müzik dinlemek, nefes egzersizi gibi önerilerde bulunuyoruz. Benim önerdiğim ve daha önce deneyimlediğimiz, Beethoven’dan 5. Senfoni’yi dinleyebiliriz. Hem hipnotik özelliği var hem de rahatlatıcı bir etkisi var. Eğer suyu da bununla birleştirirsek daha fazla rahatlarız. Suyun da insanlar üzerindeki negatif duyguları götürdüğünü biliyoruz. Müzikle suyu birleştirip rahatlama egzersizleri yapabiliriz. Eğer bir kaygı nöbeti geçiriyorsak çok yüksek ihtimalle bir anksiyete nöbeti geçiriyoruzdur. O yüzden bir poşete 5 kere nefes alıp verirsek oradaki karbondioksit – oksijen dengemizi sağlamamız gerekiyor. Birincide rahatlarsak tamamdır ama rahatlamazsak en fazla 3 kere olacak şekilde yapalım. Çünkü ondan sonrası kişiyi daha fazla anksiyeteye sokar. Evlerimizi mutlaka havalandıralım ve evimize oksijen girmesini sağlayalım. Çünkü kapalı alan ne kadar olursa olsun eğer havalandırılmazsa insanlara akşamdan kalma havayı devam ettiriyor olacak. O yüzden evimizi havalandırmak lazım. Bütün bunları yaptıktan sonra rahatlamadıysanız bir uzmana başvurun. Gerçeklikte kalıp, pozitif tarafa geçebiliyor olduğunuzda kendinizi çok daha rahat hissedeceksiniz.

Röportajın tamamını Youtube’da Gazette TV kanalından izleyebilirsiniz…

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER