‘En önemli unsur erken tanı’

‘En önemli unsur erken tanı’

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün hazırlayıp sunduğu İnci Gül’le Biz Bize canlı yayın programının 2020 yılındaki ilk konuğu, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Adana Şube Başkanı ve Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Prof Dr. Timuçin Çil oldu. Kanser tedavisinin tanısında erken teşhisin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Çil, “Biz, tanı ve tedavi konusunda çok şey yapıyoruz. Tanıda da hastanın başvurusu üzerine başlanılan tedavi yine geç oluyor. Erken tanı için tarama yapıyoruz. En önemli unsur bu.” dedi.

Öncelikle sizi tanıyabilirmiyiz, Timuçin Çil kimdir?

 

Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde Öğretim Üyesiyim. Aynı zamanda da iki dönemdir Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Adana Şube Başkanlığı yapıyorum. Aslında hem Adana’ya hem de çevre illerde bulunan diğer hastalara önemli hizmetler veren bir sağlık merkezinde çalışıyoruz. Aynı zamanda bir onkoloji tanı, tedavi merkezi bizim çalıştığımız ünite. Netice olarak kanser herkes için zor bir hastalık. Hasta için, hasta yakını için, diğer yakınları için, hekim için ve tüm sağlık çalışanları için kanser zor bir hastalık ama bu hastalığın her yönüyle yönetilip, sürecin tamamlanması gerekiyor. Tanının konulması gerekiyor, tedavinin yapılması gerekiyor, oluşumun önlenmesi gerekiyor. O yüzden bir sürü süreci var.

 

Uluslararası Dünya Kanser Kontrol Örgütü’nün öncülüğünde, her yıl 4 Şubat’ta Dünya Kanser Günü dolayısıyla farkındalık kampanyaları düzenlenmektedir. 4 Şubat’ta dünya ne yapıyor Hocam, biz Türkiye’de ne yapıyoruz?

 

Dünya Kanser Kontrol Merkezi’nin tüm dünyaya yönelik kanserin yönetilmesi, kanserin önlenmesi konusunda projeleri var. İki dönem öncesinde Türkiye’den bir öğretim üyesi de başkanlık yapıyordu. Tüm dünyaya yönelik projeleri var. Biz de bu projelere entegre olmaya çalışıyoruz. Genellikle de Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği, Dünya Kanser Kontrol Merkezi’nin projelerine entegre olduğu bir kurum. 2018 yılında bir proje yaptılar ve oradaki temel amaç, farkındalığı artırmaktı. Kanserin önemini nasıl öneririz, nasıl farkında oldururuz, kanser konusunda nasıl birlikte hareket ederiz gibi projeler üretiyorlar. Genelde tedavi değil, önlenmesine yönelik projeler oluştururuyor. Geçen yıl da bir farkındalık projesi yapmışlardı. Tüm dünyada önemli şehirlerde o şehrin simgesi veya önemli noktalarını ışıklandırıp, bunu da tüm dünyada ortak bir zamanda yaparaktan bir organizasyon oluşturmuşlardı. Biz de Adana’da gerçekleştirdik. Renklendirme için belediyeye başvurmuştuk, onlar da sağolsunlar Adana’daki bütün köprüleri ışıklandırmışlardı. Fazladan oldu ama o şekilde biz de bu organizasyona katılmış olduk.

 

Dünyada kanserli hasta popülasyonu nasıl seyrediyor, iyileşme oranı nedir? Türkiye’nin durumunu nasıl izah edebiliriz?

 

Dünyadaki gelişmeler tedavi konusunda Türkiye’ye direk yansıyor. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Eskiden bilgi için veya bilim için bir yere gitmeniz gerekiyordu. Artık online organizasyonlar var ve bilgiye de, bilime de online olarak ulaşabiliyorsunuz. Dünyada geliştirilen bir ilaç, bir tedavi şekli artık Türkiye’ye direk entegre oluyor. Dolayısıyla tedavi konusunda çok iyiyiz. Hem cerrahi tedavide hem de radyoterapide çok iyiyiz. Ama buradaki temel unsur, erken tanı hastamız gelişmiş ülkelere göre daha az. Tabi üçüncü dünya ülkelerinden ve bazı gelişmekte olan ülkelerden daha iyiyiz ama bizim daha çok prevantif koruyucu onkoloji alanında gelişmeye ihtiyacımız var veya gelişim alanımızın orada olduğunu düşünüyorum.

 

Türkiye’de en çok görülen kanser türü nedir hocam? Bunun nedenleri nelerdir?

 

Tabi Türkiye’de kadın ve erkeklerde farklılık  gösteriyor. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda en çok meme kanseri görülüyor. İkinci olarak akciğer kanseri. Gelişmekte olan ülkelerin en büyük problemi. Üçüncü sırada da kalın  bağırsak kanseri var ama bazen mide kanseri daha çok görülüyor. Jinekolojik kanserler görülüyor kadınlarda. Erkeklerde de, ilk sırada prostat kanseri, ikinci sırada akciğer kanseri, üçüncü sırada kolon kanseri, dördüncü sırada da mide kanseri görülüyor.

 

Peki, bunun önlenmesi için neler yapılıyor?

 

Biz, tanı ve tedavi konusunda çok şey yapıyoruz. Tanıda da hastanın başvurusu üzerine başlanılan tedavi yine geç oluyor. Erken tanı için tarama yapıyoruz. En önemli unsur bu. İkinci konu da hastaları bilgilendirme. Erken tanıya yönelik bilgilendirmeyle rutin tarama programlarına yönlendirme gibi yöntemlerimiz var. Bazı tümörlerde çok başarılıyız. Çünkü onlarda tarama yöntemleri var ama Türkiye’de hala tarama yöntemlerinin bilinmediği veya başvurmayan bir sürü kişi var. Bu daha çok kırsalda belirgin ama şehir merkezlerinde de var. Dolayısıyla bizim taramaya yönlendirmeyle alakalı çok önemli bir yolumuz var. Tabi bu erken tanı için. Kanserin oluşmasını önlemek için ise, prevantif onkoloji dediğimiz bir yöntem var. Yani kanserin oluş nedenlerini ortadan kaldırmak. Temel olarak kanser iki nedenle oluyor. Bir; genetik bazı faktörler var. Bunların bazılarını maalesef değiştiremiyoruz. Nadiren değiştirebildiklerimiz var. Genetik altyapıyı bularak kanser oluşmadan önlemeye yönelik çalışmalarımız var. Bir de tabi, kanser oluşmasın diye bazı önemli faktörlerimiz var; sigara, alkol gibi. Türkiye’de sigara konusunda son 10 yılda çok belirgin bir gelişme var. Bunları düzeltirsek, sigarayı bırakırsak ve alkolü ortadan kaldırırsak, egzersizi eklersek ve şişmanlığı ortadan kaldırırsak birçok oluşum mekanizmasını kırmış olacağız ve kanser birçok kişide oluşmayacak.

 

Küba’da bir aşı bulunmuş. Onun bir geçerliliği var mı, ne kadar başarı sağlıyor?

 

Yine popüler bir konu. Çünkü kanser hastaları tutunacak bir dal arıyor veya bir çözüm arıyor. Bu da çok insani bir durum. Küba’nın hikayesi şu; Türkiye ve tüm dünyada çok daha iyi tedaviler var. Küba’da bazı ilaçlara ulaşım çok zor olduğu için onlar kendilerine göre bir aşı geliştirmişler ama Türkiye’de çok daha iyi tedavi yöntemleri var. Dolayısıyla iki ay kadar çok kısıtlı bir hasta bölümüne, çok kısıtlı bir fayda gösterilmiş. Herhangi bir hastamı yönlendirmem veya böyle bir tedavi yöntemini sunmam. Çünkü çok daha iyi yöntemler var. O nedenle çok reel bir tedavi yöntemi değil ama onkolojinin bir ucunda insanların bir umut arayışı var veya tedavi arayışı var ama gerçekçi olmak lazım. İnsanları yanlış yönlendirmemek gerekiyor. Bilimsel, akla mantığa uygun tedaviler yapmak lazım. Yani Türkiye’de böyle bir ihtiyaç yok.

 

Türkiye’de kanserle savaş ne durumdadır, yeterli midir sizce? Dünya ile mukayese ettiğimizde, hangi düzeydeyiz?

 

İlk olarak tedavi açısından bakmamız lazım. Tarama ve tedavi Türkiye’de çok iyi durumda. Bizde artık çok iyi cerrahlar var üst düzey cerrahi işlemler yapılıyor gerçekten.  Tüm dünyayla karşılaştırılabilecek hem standart hem yetki hem de bilimsel yaklaşımı olan cerrahlar var. Bunu birçok alanda görüyoruz. Radyoterapi gibi üst düzey cerrahi cihazların gerektiği cihazlar bizde var, kullanıyoruz kullanılıyor daha doğrusu. Sistemik tedavi için de şuanda tüm Türkiye için de söyleyebilirim en üst düzeyde kemoterapi, İmmunoterapi ve akıllı ilaç uygulamaları yapılıyor, hormonal tedavi uygulamaları yapılıyor. Tabii bazı ilaçlara ulaşmak kolay değil. Tüm dünyanın problemi bu, tedaviler çok pahalı. Sağlık bakanlığımız için de şöyle düşünüyorum maliyeti yüksek tedavileri hastalara ulaştırmak için çok büyük çaba gösteriyor. Bu çerçeveden bakarsak tedavi yönünden Türkiye’nin bu kadar önemli olan hastalığa bakış açısının pozitif olduğunu düşünüyorum ve yetkinliğin yüksek olduğunu görüyorum. Eskiden şöyle öyküler vardı; bir hasta gelir düzeyi iyi Avrupa’ya şu ülkeye tedavi olmaya gitmiş. Artık öyle bir şey yok. artık Türkiye’de her türlü tedavi üst düzeyde yapılıyor. Ben geliştirilebilecek alan ya da gelişim alanı olarak daha prevantif yaklaşımların olduğunu düşünüyorum. Şu şekilde: Bizim toplumsal bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Biz kanser olan bir kişinin bu hastalıktan kurtulamayacağı perspektifinden bakıyoruz. Geçmişte de öyleymiş. Bazı kanserlerde özellikle çok dikkat etmemiz lazım. Bakıyorsunuz 20 yıldır takip ettiğimiz hastalar var benim hekimliğim 20 yıllık değil ama başka hekimler tarafından cerrahisi yapılmış meme kanseri, kolon kanseri gibi bir sürü hastaları takip ediyorum. Bunlarda kanserden kurtulmuş hastalarımız bu sayı gittikçe de artıyor. Dolayısıyla prevantif kanser olmamasına yönelik tedavilerin, yaklaşımların yanında erken dönemde tanı ve tedavi olması lazım. Erken tanı alanı ve prevantif onkoloji alanı yani insanların kanser olmasını önleyecek yaklaşımlara yönelik tıbbi onkologların bakış açısını değiştirmesi lazım.

 

Türkiye’de kanser vakası, en çok hangi insan grubunda görülmektedir Hocam? Hastanelerimizin onkoloji servislerinde bekleyen hastalara baktığımız zaman, gelir düzeyi düşük insan yoğunluğu gözlemleriz... Kansere yakalanma riskinin bununla bir ilişkisi var mıdır?

 

Kanser aslında sadece düşük gelirli insanların hastalığı değil. Yoğun hastaneler var. Hasta yoğunluğu olan onkoloji merkezlerimiz var. Onkolog ile hasta arasında şöyle bir ilişki var. Benim yaklaşık 6-7 yıl önce belki daha eski de olabilir. Benim bir dahili asistanım vardı. Ben onkoloji ihtisası yan dalı iktisası yapmasını istiyordum. Dahili ihtisası üzerine yapılıyordu tıbbi onkoloji ihtisası. Sen yan dalı yaparsan çok yetkin bir çocuktu çünkü çok başarılı olursun demiştim. Onun çok güzel bir sözü var hiç aklımdan çıkmıyor. ‘ben o kadar insanla evlenemem’ bu çok güzel bir söz çünkü hasta ile akraba oluyorsunuz. Hasta artık size bağlanıyor. Bu çok kötü bir şey değil çok özel bir şey. Bir hekime bu kadar güvenmesi çok güzel bir şey. Bu kadar hasta yoğunluğu olan durumlarda da bunu her zaman sağlamak mümkün olmuyor biz yine de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bütün hastalar bizim için çok değerli. Hasta yoğunluğu çok önemli bizim hasta yoğunluğumuz da çok fazla. Hastalar da iyi hekimlere gidip tedavi olmak istiyor. Bu nedenle merkez sayılarının arttırılması gerekiyor ama bunun önüne böyle de geçmek mümkün olmuyor. Sadece tedavi hizmeti vererek bir onkolojik politika oluşturulamaz. Artık insanların kanser olmaması yönünde çalışma yapmak gerekiyor. Bakanlık da artık böyle çalışmaya başladı. Hasta yoğunluğunu da bu şekilde azaltabileceğimizi düşünüyorum ben. Bu Amerika’da da en büyük problem. Orada da hasta yoğunluğunun artması, yüksek maliyetler çok büyük sorun yaratıyor. En çok onkoloji hastalarının maliyeti konuşuluyor. Amerika’da İmmunoterapi gibi bir tedavinin maliyeti çok yüksek ve orada genelikle ödeniyor. Bunlar ciddi problemler ama insanlar kanser olmaz ise bu havuz azaltırılır ise kanser hastası sayısı azaltılırsa, bu problemler çözülebilir. Tıbbi onkolog sayısı Türkiye’de çok az. Adana yine onkolog sayısının yüksek olduğu bir kent ama Türkiye’de 650 kişiyiz biz. 650 kişiyle tüm Türkiye’deki kanser hastalarını yönetmeye çalışıyoruz. Tıbbi onkolog çünkü bir kanser tedavisi veren kişi değildir, bir kanserli hastayı yöneten kişidir. Dolayısıyla bu kadar hastayı bu kadar büyük bir hasta gurubunu yönetmek kolay değil.

 

Ülkemizde genelde kansere yakalandıktan sonra aklımız başımıza gelir ve doktor doktor dolaşarak çare ararız... Yakalanmadan önce gerekli tedbirleri almamız gerekmiyor mu? Bu tedbirler ne olmalıdır sizce?

 

İnsanlar çözüm arıyorlar tabi en iyisine de ulaşmak istiyorlar. En iyi tedaviyi alsın, en iyi hekim tedavisini almak istiyorlar. Bu kötü bir şey de değil aslında. Hekimler arasında ‘benim hastam şu hekime gitmiş, şu hekime danışmış’ der ama bu kötü bir şey değil. İnanın ben buna böyle bakarım. Bir sürü hekimden hasta geliyor. Genellikle de o hekimler hep doğru şeyleri yapmış oluyor. Türkiye’nin her yerinden hasta geliyor bakıyorsunuz genelde doğru şeyler yapılmış. Ama insanların daha iyi bir hekime ulaşayım, bana daha iyi bir tedavi sunsun gibi bazı yaklaşımları var bu da yanlış bir şey değil bence. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz insanların kanser olmasını engellemek. Biz bazı önerilerde bulunuyoruz diyoruz ki, tarayalım öncesi lezyonlar bulalım. Bu tür yaklaşımları yaygınlaştırmak lazım geçmişe göre çok iyiyiz. Az önce de söyledim meme kanseri aile öyküsü olanların risklerini daha erken tanıyalım. Risk faktörleri varsa bunları prevantif tedavi yaklaşımları önerelim, takip yaklaşıları önerelim. Hastalığı ilerlemiş bir bir hastayı yönetmek çok daha zor. Erken dönemde yaptığımız tedavilerde hastamıza artık hastalığın tekrarlamasını beklemiyoruz 3 ay sonra kontrole gel diyoruz. Hasta 3 yıl sonra geliyor. Bu yüz güldürücü sonuçlar hem tedavi başarısı açısından hem de maliyet açısından bizim bakış açımızı bu olmaması lazım. 

 

Dünyanın ‘kanserle mücadele’ yanında, belki de ondan daha fazla ‘kanserden korunma mücadelesi’ne enerji harcaması gerekmiyor mu Hocam?

 

Tabi gerekir. Yani ne yaparsanız, daha iyisi vardır. Başarı da zaten öyle gelir. Başarılı şeyler yapılır evet ama ben başardım artık denmez. Çünkü bu duranlığı sağlar. Her zaman ilerlemenin önündeki engeldir. Konuya öyle bakarım. “İyi olmuş ama daha iyisi olabilirdi”, buna böyle bakmak lazım. Kuzey Avrupa ülkelerindeki prevantif yaklaşımlar çok iyi. Amerika’da iyiye gidişler var ama Türkiye’ye bakarsak, gelişim alanı burası ve çok geniş bir alan var burada. Biz de hem bireysel olarak hem de dernek olarak üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’deki Tıbbi Onkoloji Derneği’nin perspektifi ve bakış açısı da buna yönelik. Bir sürü proje gerçekleştirmeye çalışıyoruz, insanları buna ‘alert’ etmeye çalışıyoruz. Kanser tanısı artık çok koyuluyor. Erken dönemdeki kanser tanısı artık daha çok koyuluyor. Eskiye göre daha iyiyiz. Hem yapılan işlem sayısı hem radyolojik değerlendirme gibi konularda teknik takip daha çok yapılıyor. Bunların artması çok önemli tabi ama hekim olarak ona bakmak, farkında olmak, ne için bakacağınızı bilmek daha önemli. Bu nedenle gelişimin daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.

 

‘Kanserden korunma mücadelesi’ Türkiye’de ne durumdadır? Bu mücadele yeterli mi sizce? Belirli bir yaştan sonra veya risk altındaki insanların; rutin kanser tarama programlarına katılmalarını zorunlu kılmak gerekmiyor mu? Bu yöntemin; hem sağlıklı bir toplum yaratma, hem de ekonomik açıdan ülkemize büyük katkısı olmaz mı sizce?

 

Kesinlikle yeterli ama çok inanılmaz bir gelişme var. Türkiye’de kanserden korunmak için genetik tanı merkezlerinden tutun, bir sürü organizasyon yapılıyor ama tüm topluma yaygınlaştırmak lazım. Mamografi ile tarama yapılıyor. Bir sürü kurum yapıyor bunu. Sağlık Bakanlığı en çok yapan kurum tabi. Özel kurumlar, belediyeler de yapıyor. Baktığınız zaman, bir sürü gelişme var. Mamografi ile, kan alma yöntemi ile cerrahi olmuş veya direk gelip bize başvuran hastalar var. Bunun gelişme olduğu görülüyor ama daha çok yapacağımız iş var bence ama yaparız bunu.

 

Son olarak vatandaşımıza bu konuda vermek istediğiniz mesajınız nedir?

 

Ben size çok teşekkür ederim. Bizim her organizasyonumuzda, her etkinliğimize destek oluyorsunuz. Beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bizim yanımızda olmaya devam etmenizi rica ediyorum. 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER