Avukat Enes Şahin: Boşanmalarda hatalı evlilikler ilk sırada

Avukat Enes Şahin: Boşanmalarda hatalı evlilikler ilk sırada

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün Gazette TV'de hazırlayıp sunduğu “İnci Gül ile Biz Bize” canlı yayın programının bu haftaki konuğu Avukat Enes Şahin oldu. Kadına yönelik şiddet, boşanma davalarının ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)’nun konuşulduğu programda Şahin, “Boşanma davalarının başında hatalı evlilikler geliyor. Sağlıksız yuvalar, sağlıksız bireyler yetiştiriyor. Sağlıksız bireyler de, sağlıksız yuva kuruyor. Bunun sonucunda da kadına yönelik şiddet artıyor” dedi.

Sayın Şahin, programımıza başlarken biraz kendinizden bahseder misiniz? Enes Şahin kimdir?

Adana’da yaşıyorum. Adana Barosu’na bağlı avukatlardanım. Enes Şahin Hukuk Bürosu adında bir bürom var. Kadınlara yönelik şiddet olayları, toplumumuzda kanayan yaralarımızdan bir tanesi ve son zamanlarda da meydana gelen olaylarda da sürekli gündemde yenilenmekte. Bu, birtakım konularda tamamen toplumun bilgisizliğinden kaynaklanan bir durum. Umarım programda da bu konuların üzerinde durarak, bir nebze de olsa insanları aydınlatabiliriz.

İsterseniz önce, ülkemizde ve dünyada bir türlü önüne geçilemeyen ‘kadına şiddetten’ bahsedelim… Bir hukukçu olarak, ‘kadına şiddeti’ nasıl tarif edersiniz?

Kadına şiddet, "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" şeklindedir. Genellikle aile yapılarında fizyolojik şiddetten daha çok, kadınlarımızın maruz kaldığı hakaret. Bunun önüne geçilebildiği takdirde zaten akabinde meydana gelen fizyolojik şiddete yönelinmektedir. Şiddeti bu şekilde tanımlayabiliriz. 

Kadına şiddet konusunda ülkemizin dünyadaki durumu nedir?

Ülkemizde kadın cinayetleri son dönemde artış göstermektedir. Zaten gerek televizyon kanallarında, gerek gazetelerde yayınlanıyor. Bu durumu sıkça görmekteyiz. Kadın cinayetleri ülkemizde son zamanlarda daha çok artmaktadır. Bunun nedeni, tam olarak ‘eğitimsizlik’ de diyemiyorum aslında. Genel olarak sağlıksız yapılan evlilikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemiz, maalesef kadın cinayetleriyle gündeme gelmekte.

Mahkeme koridorlarında tanık olduğunuz, kadına şiddet davalarındaki vatandaşların kültür yapılarını nasıl izah edersiniz? Yani, “kültür seviyesi düştükçe şiddet artar” gibi bir genelleme yapabilir miyiz? Yoksa başka bir etken mi var?

Önceden kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti tam olarak kültüre bağlıyorlardı. Ancak son dönemlere baktığımız zaman, aslında şiddet olaylarının kültürle ve eğitimle alakalı bir durum olmadığı karşımıza çıktı. Hatta son dönemlerde Şule Çet davası karşımıza çıktı. Şule Çet davasında, Hukuk Fakültesinde hoca olarak görevde olan Şule Çet’i, Hukuk Fakültesinde öğrencisi tarafından öldürme eylemi gerçekleştirildi. Buraya baktığımız zaman, aslında hem kültür hem de eğitim seviyesi olarak her ikisi de çok yüksek. Biri öğretim görevlisi, diğeri öğrencisi. Ancak bir kadın cinayeti meydana gelmiş. Son dönemlerde cinayeti gerçekleştiren kişiler, toplumda yeri doktor, yeri geliyor avukat. Yani belirli bir mertebeye gelmiş insanlar. Bu artık kültürle ya da eğitimle alakalı bir durum değil. Tabi kültürün, eğitimin insanların toplum yaşantısında etkisi var ama kadın cinayetlerinde genelde sağlıksız evliliklerin geldiği görülmekte. 

Ülkemizde şiddete maruz kalmış kadınların sığınabilmeleri için devletimizin açtığı “Sığınma Evleri”ni bir çözüm olarak görüyor musunuz?

Sığınma Evleri kesinlikle bir çözüm. Aksi şeklinde de yorumlanabilir, örneğin; bu şekilde bir sığınma evlerinin olması kadının, “Nasıl olsa boşandım ve gidebileceğim var” mantığıyla da bakmasına sebep olabilir ama kesinlikle bir çözümdür. Neticede belli seviye evliliklerde kadın, erkeğe muhtaç gibi duruyor. Erkek de onu kendi hegomanyasına almış durumda. “Bu bana muhtaç”, “Bu benden vaçgeçemez” ya da “Gidebilecek başka bir yeri yok” gözüyle bakıyor ve kadına fizyolojik ve psikolojik olarak şiddet uyguluyor. Ancak kurulan kadın sığınma evleri, kadınları bir nebze de olsa kendilerini güvende hissetmesi, koruma altında hissetmesi yönünden olanak sunuyor. Çünkü bazı aile yapılarında kızlarını kocasına hediye edermişcesine veriyorlar. Evlendikten sonra “eti senin, kemiği benim” dercesine kızlarını kocalarına emanet ediyorlar. Daha sonra kadın ailesine sığınamayacağını anladığı zaman, kendisini eşine mahkûm hissediyor ama devletimizin sunmuş olduğu kadın sığınma evleri, kadınlar için bir nebze de olsa kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamakta.

Bu konuda kesin çözüm ile ilgili sizin bir öneriniz var mı?

Benim bu olaylarla ilgili ana düşüncemin, başında hatalı evlilikler gelmekte. Hatalı evlilikler zaten bitmesi muhtemel evlilikler oluyor ve bunun sonucunda da, hiçbir evliliğin sonu mutlu şekilde sonuçlanmıyor. Hatalı evlilikten kastım; insanların hiçbir şekilde birbirlerini tanımıyor oluşu. Kişinin geçmişini araştırmak lazım, aile yapısını araştırmak lazım. Bu tarz analizlerle potansiyelini çözmek lazım. Bazı evliliklerde görüyoruz. Evlilik aşamasına gelmeden önce erkek tarafından tüm hayatı kısıtlanmış, arkadaşlarıyla görüşmesi engellenmiş, tek başına dışarı çıkması engellenmiş, para harcaması engellenmiş bir kadın, bu evliliği gerçekleştirdiği takdirde ileri vadede bu adam daha farklı kısıtlamalara girecektir ve sen bu evliliğin devam edemeyeceğini düşündüğün zaman, bu adam seni vaçgeçmeni engelleyecektir. Bu tür evlilikler bazı konularda “bile bile lades” demek gibi geliyor bana. Doğru evliliklerin ise, kadına şiddeti bir nebze de olsa azaltacağını düşünüyorum. Toplumumuzda gerçekten psikolojisi bozuk bir insan, bir psikologdan tedavi almayı kabul etmiyor. Psikolojisinin bozuk olduğunu kabul etmiyor. Gerek yaşam stresi, gerek maddi stres, gerekse aile içindeki baskı insanların psikolojisini kötü yönde etkiliyor ve insanlar daha sonra bunun stresini şiddetle çıkarmaya çalışıyor. Bu durum, çocuğa yansıyabiliyor, anneye yansıyabiliyor, hayvana yansıyabiliyor. Zaten şiddet eğiliminde olan bir insan sokağa çıkıp hayvana şiddet uyguluyor, arkadaşına şiddet uyguluyor, eşine veya çocuğuna şiddet uyguluyor.

Kadına şiddeti azaltamabilmek için ülkemizdeki hukuk sistemini yeterli buluyor musunuz?

Bir hukukçu olarak, maalesef yeterli bulmuyorum. Zaten kamuoyunun da son zamanlarda en fazla uğraştığı şey, “kadına şiddette verilen cezalar yeterli mi?” konusu. Çünkü sosyal medyada da gündeme gelen kadın cinayetlerinde halk, vicdan olarak rahatlatılmıyor. Verilen cezalar gerçekten tatmin edici nitelikte değil. Türk Ceza Kanunu’nda 62. Madde dediğimiz madde, mahkeme huzurunu bozmayan hemen her sanığa verilmiş bir indirim sebebidir. Hemen her sanık bu indirimden yararlanabilmektedir ama kadın cinayeti, çocuk istismarı, cinsel istismar gibi davalarda en azından uygulanan cezalar indirimsiz bir şekilde uygulansa, toplum vicdanında daha büyük bir telafisi olur. Şu anda verilen cezalar oldukça yetersiz. Çünkü ağırlaştırılmış müebbet, indirimlerle müebbete, süreli hapis cezasına düşüyor. Geçen gün ben haberlerde karşılaştım; kadın cinayetine 18 yıl hapis cezası verilmiş. Kişi, zaten verilen bu 18 yılın sadece 6 yılını hapishanede geçirecek. Bir de tahrik indirimi var. Kadın tarafından yapılan herhangi bir hareketi, mahkeme kendi kanaatinde tahrik indirimi olarak uygulayabiliyor. Neticede tahrik kanunlarla tanımlanmış bir durum ama o davaya uygulanıp, uygulanmayacağı hâkim tarafından verilen bir karar. Bir kravat, bir mendil TCK’nın 62. maddesinden takdiri indirim sebebi alıyor. Bunların da belirli suçlarda uygulanmaması gerekmekte. Zaten verilen cezalar az sınırda. Bu nedenlerle de indirilmesi, insanların vicdanını yaralıyor. 

Peki, şiddet olaylarının tersi oluyor mu? Yani ülkemizde “erkeğe şiddet” diye bir şey var mı?

Erkeğe şiddet diye bir şey var. Şiddet sadece fizyolojik değil, psikolojik şiddet dediğimiz bir şiddet de var ve bazı olaylarda kadının baskıları, erkekten beklentileri erkeğe psikolojik şiddet olarak karşılık veriyor olabilir. Erkek, “eve bakacak kişi” olarak algılandığı için psikolojik olarak bunun yükümlülüğü, sorumluluğu altına giriyor. Bir kadın tarafından bir erkeğin “yetersiz” hissettirilmesi, o erkek için psikolojik bir şiddettir.

Şiddetin boşanma davaları içerisindeki oranı nedir? Ülkemizdeki boşanma nedenlerini nasıl sıralarsınız?

Boşanma nedenlerinin başında şiddet geliyor. Boşanma davalarının ilk dosyasında darp raporu görüyoruz. Kadınlar da artık bu konuda bilinçli. İkinci sırada da aldatma diyebiliriz. Bu şekilde sıralanıp gidiyor ama maalesef şiddet, boşanma sebeplerinin başında geliyor. 

Son yıllarda hızla artan boşanma sayılarının yüksekliği, bir hukukçu olarak sizi korkutuyor mu? Dünyamız farklı bir medeni sisteme doğru mu evriliyor?

Evet, maalesef artık sağlıklı bir ailesi yapısı kurma azalmakta. Bu da oldukça korkutucu bir durum. Çünkü sağlıksız ailelerde sağlıksız bireyler büyüyor. O sağlıksız bireyler de büyüdükleri zaman sağlıksız yuva kuruyor. Çünkü insan büyüklerinden ne gördüyse, onu uygular hayatında. Bu nedenle sağlıksız aile yapılarının artması da ileride daha kötü sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

Kadına yönelik şiddet gördüğümüz zaman, toplum olarak üzülüyoruz. Diyelim ki, bir kadın kocasından boşanmak istiyor ama durumu olmadığı için boşanamıyor. Bir avukata ihtiyacı var. Bu gibi durumda sizi arayabilirler mi?

Bu şekilde bir hizmet sağlayamıyoruz. Çünkü bir avukat, ücretini almadan danışmanlık hizmeti ya da avukatlık yapamaz. Bu zaten Avukatlık Kanunu’nda yer alıyor. Ancak Barolarımızın bu gibi durumlar için verdiği bir hizmet var. Avukat Yardım Noktası dediğimiz yerler var. Adana’da da Reşatbey’de. Orada Adli Yardım Bürosu var. Oraya başvurulduğu takdirde Baro tarafından ücretsiz avukatlık desteği yapılıyor. Tabi bunun için birtakım belgeler isteniyor. Kişinin maddi durumunu yetersiz gösteren Muhtaçlık Belgesi ile gittiğiniz zaman yardımcı olunuyor. Zaten buradaki amaç; avukat tutamayacak kişinin, oradan avukatlık hizmetinden faydalanmasını sağlar. Bu konuda Barolarımız dört dörtlük çalışmakta. Adana Barosu da, Adli Yardım Bürosuna oldukça önem veriyor. 

Yazarlığı sevdiniz mi? Bundan sonra yayınlamayı düşündüğünüz başka bir kitabınız var mı?

Yazım hayatım devam ediyor çünkü yazmak benim için en büyük hobi en keyif aldığım bir konu. Yazdığım kitap yönünden hukuk bilgileri kitabı her yıl güncellenmesi gereken bir kitap. Bundan dolayı da ‘Avukattan Pratik  Hukuk Bilgileri’ üçüncü kitap için çalışmalarımız devam ediyor. Yakın zamanda ‘Avukattan Pratik Hukuk Bilgileri ve KVKK’ isimli üçüncü kitabımızı yayın hayatına sokmayı düşünüyoruz.  KVKK, Kişisel Verilerin Koruması Kanunu diye bir kanun. Güncel bir kanun ve şuan çok sayıda şirketi birebir ilgilendiren bir konu. Yeni kitabımızda da bununla ilgili bilgilere yer verdik. 
KVKK’da öncelikli amaç özel hayatın gizliliğini ihlaliyle ilgili bazı hususları engellemek. Dünya genelinde uygulanan bir kanun. Türkiye’de de aktif olarak uygulanmakta ve ciddi anlamda cezaları da bulunmakta. Kişisel verilerin en çok olduğu yer Facebook. KVKK tarafından Facebook’a da bir ceza kesildi ve Facebook 1.600 milyon dolar ceza ödedi. Yüz tanıma, kişisel verileri aleni olarak yayma buna benzer veriler ile bilgi aktarımı yaptığı için kişilerin yazılı onayını almadan bununla ilgili ciddi anlamda cezaya da çarptırıldı. 

Son olarak izleyicilerimize söylemek istedikleriniz var mı?
 
Ne olursa olsun her hangi bir konuda hak aramak istiyorsanız lütfen kanunlar nezdinde hak arama gidin. Yani hiç kimse kendi adalet sistemini oluşturmaya çalışmamalı. Bunun sonunda haklı da olsa haksız da olsa yaptığı şeylerden sonra haksız duruma düşecek. Dediğim gibi her ne olursa olsun Kanun nezdinde olmasını vatandaşlarımıza tavsiye ediyorum.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER