Çağdaş Anaokulu’nda ‘Çağdaş’ eğitim

Çağdaş Anaokulu’nda ‘Çağdaş’ eğitim

Çağdaş Anaokulu’nun kurucusu Gülin Yurdaer ve 3. Kuşak temsilcisi kızı Mine Derin, eğitim sistemlerinin işleyişi hakkında konuşarak isimlerine layık bir eğitim sistemi ile çalıştıklarını ifade ettiler. Gazette muhabirlerinden Gülseren Kara’ya konuşan Yurdaer ailesi, velilere önerilerde bulunarak seçecekleri eğitim kurumlarının çok önemli olduğuna dikkat çektiler. 

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben Gülin Yurdaer. 1969 doğumluyum. Çukurova İşletme Bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı Finansal Yönetim ve Muhasebe üzerine yaptım. Turizm ve eğitim sektöründe 20 yılı aşkın çalışmalar yaptıktan sonra sahibi olduğumuz anaokulumuzda hizmet üretmeye devam etmekteyim. Hem annemin hem de babamın eğitim sektörünün içinde olması beni de bu sektöre yönlendirdi. Ailemin işletmekte olduğu okulun ikinci kuşak temsilcisiyim. Kızımda üçüncü kuşak olarak okulu temsilcisi olmak için hazırlanıyor. Kızım Mine Derin hem Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi hem de Çocuk Gelişimi mezunu. 

Çağdaş Anaokulu kaç yıldır eğitim hayatını sürdürüyor?
Çağdaş Anaokulu 28 yılın üzerinde bir eğitim geçmişine sahip. Nice yıllar verimli eğitimler ile yolumuza devam etmeyi amaçlıyoruz. İlkokul açma gibi bir hayalimiz de var. Eğitim sektörü Adana’da çok hızlı gelişti. Birçok kurum genişledi, büyüdü. Bizim de böyle bir misyonumuz bulunmaktadır. Umarım bunu gerçekleştiririz. Biz hizmet hayatına Gülen Çocuk Anaokulu olarak başlamıştık. 2006 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlanınca adımızı değiştirip vizyonumuza uygun bir isim bulalım istedik ve velilerimize yapmış olduğumuz bir anket doğrultusunda onların önerisi ile Çağdaş Anaokulu adını aldık.

Nasıl bir eğitim sisteminiz var?
Çocukların kendilerini doğru ifade edebildiği, özgür, mutlu, sağlıklı ilişkiler kurabilen, çağdaş düşünebilen bireyler yetiştirme gayretindeyiz. Atatürk ilkelerinden ayrılmadığımız gibi çocuklarımıza da bu şekilde eğitim veriyoruz. 
Anaokulu eğitimi olarak çeşitli ekoller var. Biz anaokulumuzda çağdaş eğitim sistemimize uyan High Scope yaklaşımı benimsemiş bulunuyoruz. Tabii ki hedefimize ulaşmaya yarayan her yaklaşımı da eğitimimize ekliyoruz.  Yaparak, yaşayarak ve deneyimleyerek eğitim veriyoruz. Eğlenceli bilim ışığında fen bilgisini kavrayacakları çeşitli deneyler yapıyoruz. Resim, müzik, dans, İngilizce, satranç, zeka oyunları gibi çeşitli branşlar ile çocuklarımızın eğitimini zenginleştiriyoruz. Bizim şöyle biz misyonumuz da var;  bizimle 3-4 yılını geçirerek bizden mezun olan çocukların ilkokul dört seviyesine kadar hayat bilgisine, fen bilgisi ve belirli bir seviyede matematik dersine hakim olmalarını sağlıyoruz.

Okulunuzda kaç yaş aralığı öğrencileriniz mevcut?
Biz 2-6 yaş aralığında odaklandık. İlk eğitim hayatına başladığımızda kreş ünitemiz de vardı. Her dalda tecrübemiz var diyebilirim.  Belli bir dönem etüt de çalıştırdık. Eğitimde tecrübeli bir aileyiz. 0-12 yaş aralığı eğitim verdiğimiz dönmelerimizi hatırlıyorum ben. Ama daha sağlıklı ve verimli olmak adına 2006’dan sonra 2-6 yaş aralığını tercih ettik. Şuanda da bu yaş aralığına odaklı bir anaokuluyuz. 

Peki anaokuluna başlamanın ideal olan bir yaşı var mıdır sizce?
Bu ailenin takdir edeceği bir hadisedir. Bir çocuğun sosyalleşmesi, kendini bir birey olarak kabul ettirmesi küçük yaşta kazandırılmalıdır. 2 yaş için erken diye düşünülüyorsa mutlaka ama mutlaka 3 yaşında çocuğun anaokulu eğitimi başlanmalı diye düşünüyorum. Aileler tarafından çok güzel yetiştirilmiş çocuklar oluyor ama cam fanus içinde yetiştirildikleri için çok kırılgan olabiliyorlar. Bunun için aileleri suçlamıyorum. Onlar en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorlar çünkü. Ailelerin tek noksanı bizlerle geç tanışmaları oluyor. Çocukların daha paylaşımcı, daha girişken olmaları için ve ileride edinecekleri kazanımları erken yaşta edinmeleri için en az 3 yaşında başlamaları gerekiyor diye düşünüyorum. 

Bildiğimiz kadarıyla seminerler düzenliyorsunuz. Bize bu seminerlerden bahseder misiniz?
Ana-baba anaokulu adı altında çeşitli seminerler düzenliyoruz. Genel ihtiyaca yönelik olarak eğitimler düzenliyoruz. Örneğin diyetisyenimiz tarafından hem çocukların hem de ebeveynlerin sağlıklı beslenmesini adına eğitim düzenliyoruz. Ya da düzenli bir şekilde iş yaptığımız psikolog arkadaşlarımız   seçtiğimiz konularda Anne ve Babalara eğitim veriyorlar. Katılım gönüllülük esasına dayalı olup seminerlerimiz sadece velilerimize değil herkese açık oluyor. 

Kurumunuza öğretmen alırken aradığınız kıstaslar nelerdir?
Bu iş çok özel bir iş olup sadece donanımlı olmak yetmiyor. Bir çocuğun ruhunu anlamıyorsanız ve bu işi sevmiyorsanız bu işi yapamazsınız. Ben 30 yıldır bu mesleğin içerisindeyim ve vicdanlı bir insan almaya çalışıyorum. Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi bir başkasına yapmayacak ahlakta olan insanlarla çalışmaya özen gösteriyorum. Çünkü her an öğretmenin yanında olamayabilirsiniz. Ne kadar gözlemleseniz de yanında da olsanız çocuklar bazen yalnız anlar yaşayabiliyorlar. Grup içerisinde de yalnız olabilir bir çocuk. İşte tam bu noktada bir öğretmenin hem anne hem de baba rolünü gerçekleştirmesi gerekiyor. Benim öğretmenlerimden en büyük arzum ve dileğim çocuklarımıza sevgi ve vicdan ile yaklaşmalarıdır. Kendi sınıfının öğrencisi olsun ya da olmasın bir çocuğun o anki ihtiyacını görüp o ihtiyacı giderebiliyorsa bir kişi işte o benim için mesleğini layığıyla yerine getirebilen bir öğretmendir. 

Alacağınız öğretmenin mezunluk derecesine bakıyor musunuz? 
Dediğim gibi belirli kriterlerimiz var bizim ve kriterlere göre öğretmen alıyoruz. Tabii ki sınıf öğretmenlerimiz Çocuk Gelişimi mezunu. Lise mezunu çalıştıdığımız elemanlarımız da var. Çünkü yardımcı ablalara da ihtiyacımız var. Öğrencilerimle o 8 saati dolu dolu geçiren, öğrencilerime bir şeyler öğretebilen, vicdanlı, ahlaklı ve kalbi güzel insanlarla çalışmak en önemli kriterimizdir.

Son olarak eklemek istedikleriniz, velilere söylemek istedikleriniz nelerdir?
Herkesin evladı kıymetli elbetteki. Ancak bunu, çocuklarını eve hapsederek daha nitelikli hale getirmiyor hiçbir anne ve baba. Büyüklere emanet ederek onları eve dolayısıyla teknolojiye hapsederek iyilik yaptıklarını düşünmesinler. Kendileri için de çocukları için de doğru olan bir eğitim kurumuna emanet etmeleri en büyük önerim olacaktır. 

Mine hanım biraz da sizi tanıyabilir miyiz?
1994 Adana doğumluyum. Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi mezunuyum. 2 yıldır tüm zamanlı olarak Çağdaş Anaokulu’nda annemle beraber çalışıyorum. Ondan öncesinde de hayatım burada geçti ama 2 yıldır tam anlamıyla çalışıyorum diyebilirim. 

Bu mesleğe sizin atılma sebebiniz ne oldu peki?
Çocukları çok seviyorum ve bu iş çocuk sevgisi olmadan yapılabilecek bir iş değil. Çekirdekten yetiştiğim için bunun da büyük katkısı var bana. 

Yeni başlayan çocuklarımız okula ilk başladıklarında ağlıyorlar, eve gitmek istiyorlar. Bu krizi nasıl aşıyorsunuz?
İşin sırrı, sabırlı olmak ve çocuğun güvenini kazanmak diyebilirim. Çünkü o bugüne kadar evden çıkmamış, en uzak gittiği yer yine kendi ailesinden birisinin evi. Bizler onun için çok yabancıyız. Çocuk tanımıyor, güvenmiyor, sevmiyor. “Acıkırsam doyar mıyım? Kim benimle ilgilenir? İhtiyaçlarımı nasıl karşılayacağım? Eve nasıl ulaşacağım?”  gibi soruları oluyor. Bizden öyle anlarda ailesinin aranmasını istiyor çocuk. Biz de ona diyoruz ki, biz seni seviyoruz, senin yanındayız ama istiyorsan yine de arayalım ve gelip seni alsınlar. Daha sonrasında hepimizin gün sonunda eve gittiğini anlatıp onu rahatlatıyoruz, telkinlerde bulunarak gönlünü almaya ve güvenini kazanmaya çalışıyoruz. Güvenini kazandığınız çocuk eğlenerek öğrendiği bir yeri hemen okulu olarak benimsiyor zaten. 

Son zamanlarda çocuklarımızın elinde tablet, telefon görmeye başladık. Bunu önlemek için velilere ne tür bilgiler veriyorsunuz?
Bu bizim en çok üzerinde durduğumuz konudur bu. Çağdaş ailesi olarak telefon, tablet, televizyon.. 3T’den uzak duran, bunun için ailelere de uyarı yapan bir kurumuz. Bazen ilkel buluyorlar bu tavrımızı. Devir teknoloji devri diyen olabiliyor. Çocuk bilmezse nasıl teknolojiye ayak uyduracak deniyor. Oysa ki bir çocuğa öğretilmesi gereken ilk şey kendi ellerini, ayaklarını, beynini kullanmasıdır. Bunu başararak büyüyen her çocuk teknolojiyi de kolaylıkla kullanan bir yetişkin haline gelir. 
Biz sınır koyamayan bir aile yapısına sahip toplumuz. Çocuk istediği, ağladığı takdirde her istediğini elde ediyor birçok ailede çoğunlukla. Böyle durumlarda biz ne kadar sabır göstermek zorundaysak aileler bizden daha fazla sabır göstermeli. Çünkü evlatlarıyla bizden daha çok vakit geçiriyorlar. Çocukları belirli kural ve sınırlara da alıştırmalı. Çocuk hep teknoloji ile içiçe olmamalı. Belirli kurallarla sınırlı bir şekilde 3T yi hayatlarına almalılar. Özellikle 3 yaşa kadar hiç tanıştırmamalarını diliyorum. Yapılan araştırmalara ve gittiğim seminerlerden ulaştığım sonuçla otizmi yüksek oranda tetikleyen durumlardan birisi ilk 3 yaşta 3T kullanımıdır. Bu konu unutulmamalı. Hepimiz bilinçli ve dikkatli olmalıyız. 
 
Yaz dönemi için vereceğiniz kurslar var mı?
Biz kurslarımızı isteğe bağlı açıyoruz. Bu sene velilerimize sunduğumuz 5 seçenek arasından yüzme ve binicilik kursu ilgi gördü. Bizde öğrencilerimizi ilk ay yüzme, ikinci ay binicilik kursuna haftada 3 gün götürmeyi planlıyoruz. 

Sizin son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Aileler çocukları ile ilgili kendilerini geliştirecek her türlü kaynağı daha çok okusunlar ve çocuklarıyla daha çok vakit geçirsinler. Gözlemlemek de dinlemenin içine giriyor. Çocuklarını daha çok dinlesinler ve emanet edecekleri kurumun çok önemli olduğunu da unutmasınlar. 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER