Cehennemden Bir Haber - BARIŞ SANIGÖK

29 Ocak 2020 Çarşamba 01:42

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

Hz. İsa (a.s) havarileriyle (ashabıyla) seyahat ediyordu, halkı yolda ve evlerinde ölen bir köye yetiştiler. Hz. İsa, köy halkının bu durumunu görünce şöyle dedi:

“Bunlar, kendi ecelleriyle ölmemişlerdir, kesinlikle İlahi gazaba uğramışlardır, eğer böyle olmamış olsaydı, birbirlerini defnederlerdi.”

Havariler; “Keşke bunların durumunun neden ibaret olduğunu bir bilseydik” dediler.

Allah tarafından Hz. İsa (a.s)’a şöyle hitap edildi:

“Ey İsa (a.s)! Ölülere seslen! Onlardan biri senin cevabını verecektir.”

Hz. İsa (a.s) bu vahiy üzerine; “Ey köy halkı!” diye onlara seslendi.

Onlardan biri, “Ey Ruhullah! Ne diyorsun?” dedi.

Hz. İsa (a.s), “Durumunuz nasıldır, neden bu hale düştünüz?” diye sordu.

Ölü, “Biz sabahleyin esenlikle uykudan kalktık, fakat akşamleyin hepimiz Haviye’ye düştük.”

Hz. İsa (a.s), “Haviye nedir?” dedi.

Ölü, “Dağları içinde dalga vuran ateşten bir denizdir.” dedi.

Hz. İsa (a.s), “Neden bu azaba düçar oldunuz?” diye sordu.

Ölü, “Dünya sevgisi ve tağutlara itaat etmek bizi bu hale soktu.”dedi.

Hz. İsa (a.s), “Ne kadar dünyaya gönül bağladınız?” dedi.

Ölü, “Süt emen çocuğun annesinin göğsüne gönül bağladığı gibi! Dünya bize yönelince seviniyorduk, bizden yüz çevirdiğinde ise gamlı oluyorduk” dedi.

 Hz. İsa (a.s), “Tağutlara ne kadar itaat ediyordunuz?” diye sordu.

Ölü, “Her ne derlerse itaat ediyorduk" dedi.

Hz. İsa (a.s), “Neden ölüler arasından sadece sen benim cevabımı verdin?” dedi.

Ölü, “Onların ağzına ateşten bir gem vurulmuştur, sert ve haşin melekler onların başı üzerine dikilmiştir. Ben dünyada onların arasında idim, fakat onlardan değildim. Allah’ın azabı onları kapsadığında beni de kapsadı. Şimdi bir kıl ile cehennemin kenarına asılmışım, ateşe düşeceğimden korkuyorum!”

Hz. İsa (a.s) ashabına dönüp; “Çöplükte yatarak arpa ekmeği yemek, din salim kaldığı takdirde insan için daha hayırlıdır.” buyurdular.

Tağut:

Allah'tan başka tapınılan ve hak yoldan saptıran her varlık, put, şeytan, kâhin ve sihirbaz tâgūtun anlamıdır.

Tâğut kelimesin masdarı olan “tuğyân”: “İsyan etmek, haddi aşmak, azgınlık ve sapkınlık” gibi anlamlara gelmektedir. Tâğut kelimesinin terim manası hakkında birçok tanımlama vardır. İslam alimlerinin bir kısmı bunu 'Şeytan' olarak tanımlarken; sihirbaz, kahin anlamıda bu yöndedir.

Tağut, tuğyan kelimesiyle aynı kökten türemiştir, insanı azdıran, sirata'l müstakim yolundan ayıran her şeydir. El-Cevherî- 'Tağut, kâhin, şeytan veya sapıklıkta başı çeken kimsedir' demiştir.

Cibt ve tâğut adlarında iki puta inanıyorlar. Cibt, put, haç, kâhin gibi manalara da gelir. Allah’ın haram kıldığı her şeydir. Tâğut ise, insanları azdıran, doğru yoldan saptıran, Allah'tan başka ilâhlar edinen kimsedir.

"Dinde zorlama yoktur. Artık hak bâtıldan, doğruluk sapıklıktan, imanla küfür birbirinden ayrılmıştır. O hâlde kim tâğutu (şeytanı, putları, sihirbazları, kâhinleri, insanları tuğyana yani, günaha, isyana sevk edenleri) reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan en sağlam kulpa (Ehl-i Beyte) yapışmıştır. Allah hakkıyla işiten ve kemaliyle bilendir." (Bakara - 256) (Urvet-ül vüska = Sağlam kulp, Rasulullah efendimiz ve Ehl-i Beyt'dir.)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI