Dünya Kadınlar Günü Neden 8 Mart? - BARIŞ SANIGÖK

7 Mart 2020 Cumartesi 01:01

Dünya Kadınlar Günü fikrini ortaya atan Clara Zetkin'in aklında aslında belirli bir tarih yoktu. Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917'de Rus emekçi kadınlar "Ekmek ve barış istiyoruz" sloganlarıyla sokaklara çıkmıştı. Dünya Kadınlar Günü kutlaması yaklaşık 106 yılı aşkın süredir var. Ama her yıl gündem farklı. Bu yıl ise 30'u aşkın ülkede kadınlar Dünya Kadınlar Günü'nde iş bırakma eylemleri düzenliyor.

1910 yılında Kopenhag'da toplanan Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı'nda Dünya Kadınlar Günü fikrini önerdi. Konferansa 17 farklı ülkeden katılan 100 kadın, Zetkin'in önerisini oybirliğiyle kabul etti.

Dünya Kadınlar Günü Tarihçesi

Eylem amacıyla 1971 yılında Rus emekçi kadınlar "Ekmek ve barış istiyoruz" sloganlarıyla sokaklara çıkmıştı.

Nitekim eylemin dördüncü gününde Rus Çarı tahttan indirildi. Kurulan geçici hükümet ise kadınlara seçme hakkı tanıdı.

Rusya'daki kadın eylemlerinin başlangıcı, Jülyen takvimine göre 23 Şubat'tı. Dünya genelinde daha yaygın biçimde kullanılan Miladi (Gregoryen) takvimde bu tarih 8 Mart'a denk geliyordu. Bu sebeple 8 Mart tarihinde Dünya Kadınlar Günü kutlamasına başlandı.

Peki Dünya Erkekler Günü de var mı acaba?

Evet var. 19 Kasım günü her yıl Dünya Erkekler Günü olarak birçok etkinliğe sahne oluyor. Ancak 19 Kasım BM tarafından resmi kutlama günü olarak tanınmış değil sadece.

Başka bir şekilde konuyu ele alacak okursak;

Peygamberlerin tamamını, Kur-ân-î’ Kerim’i ve diğer bütün semavi kitapları kibirlenerek inkar eden toplumlar, insanlık, yaratılış ve kainattaki Allah’ın kurmuş olduğu düzen ve İslam dinyle şekillendirdiği bütün konularda olduğu gibi,  İslam dinin kadına her yönden vermiş olduğu hak ve değer konusunda da kendi fikirlerini öne sürerek apaçık sapıklığa düştüklerini bir kez daha göstermişlerdir.

İslamiyet’ten önce cahiliye dönemi insanlarının ilkel düşüncelerinden biri olan kadının ikinci sınıf olduğudur. Birçok hak ve özgürlükten kısıtlanması gerektiği, kadının erkek karşısında güçsüz ve her yönden zayıf bir varlık olduğu inancı gününüzde hala birçok toplum tarafından gelenekselleşmiş ve yaşantılarında var olan bir inançtır.

Peygamberlerimizden önce, cahiliye dönemi insanlarının kadına bakış açısını, eski Arap adetlerinde kadının yeri ve değerini, Allah’ın peygamberimiz aracılığı ile bu konuda da getirdiği düzen ve yenilikleri kısaca İslam’ın bu zihniyete verdiği cevaplar:

Arapların adetlerinden biri olan kadınlar için miras konusu, bazı topluluklarda da gelenekselleşmiş ve kabullenilen bir düşünceydi;

“Kadının miras almaya hakkı yoktur, kadın, babasının ve eşinin ölümünden sonra kendisi başkalarına miras olarak geçebilir.” Benzerleri olan bu düşünceye Kur-ân’î Kerim’in  cevabı şudur:

“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarına, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar az ya da çok belirli bir hissedir.”

“Kadının ibadeti kabul olmadığı için daha doğrusu ibadetlerinin bir değeri olmadığı için kadının ibadet etmeye hatta ibadet alanına girmeye bile hakkı yoktur. Çünkü kadın eksik bir varlıktır.” Kur-ân’î Kerim’de şöyle buyrulur:

“Kadın erkek iman etmiş olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeliyle ödeyeceğiz.” (Nahl - 97)

Eski Arap adetlerinden biri olan ve Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin yıkıp ortadan kaldırdığı kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleri vahşeti Kur-ân’î Kerim’de şöyle geçer:

“Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır. Onu utana utana tutsun mu yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!” (Nahl 58-59)

Yine cahiliye ve bazı toplumların yıkamadıkları düşünce:

“Kadının babası ve çocukları ile olan tek ilişki kan bağıdır. Babasının çocuğu ve kendi çocuğunun annesi değildir. Kadının çocukları babasının torunları olamaz. Bu cehaletin karşısında, özellikle de bazı Müslüman topluluklar için en güzel cevap peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) ve O’nun tertemiz soyunu sürdüren Ehl-i Beyt'i, Hz. Fatîma (s.a)'dan olan torunlarıdır. Bunun kanıtı da Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz ile Necran Hristiyanları arasında geçen mübahele olayıdır:

Necran Hristiyanlarının din adamları Hz. Muhammed (s.a.â) ile Hz. İsa (a.s) hakkında tartışmaya girdiler. Peygamberimiz Hz. Muhmmed (s.a.â) Efendimizin delillerini kabul etmediler ve iki tarafta Allahın huzurunda mübahele yapmaya karar verdiler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â)  lanetleşmeye giderken yanında sadece kadınlardan Hz. Fatîma (s.a), oğullardan Hasan ve Hüseyin (a.s)i, kendi olarak da Harun’un Musa yanındaki değerine eş değerde olan kardeşi Ali (a.s)’ı  çağırdı. Bu olay Kur-ân’ı Kerim’in Al-i İmran süresi,  ayetler 59-61'de geçer. Allah (c.c) burada kadına verdiği değeri göstermektedir.

Bu ayet Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s)’ın Peygamber Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin oğulları ve torunları olduğuna, Hz. İsa (a.s)’ın Meryem’den olduğu gibi Peygamber Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin soyunun da Hz. Fatîma’dan olduğunun apaçık delilidir.  Bu konu da Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin kadına ne kadar değer verdiğinin göstergesidir. 

Sevgili Gazette okurları,

İslam dininin kadına kıymet vermesini, önce Allah'tan sonra da Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizden öğreniyoruz. Yoksa insandan öğrenecek olsaydık değil kadına kıymet, insanlığın hali nice harap olurdu. Bunun geçmişte örnekleri var.

Ayrıca İslam dinine göre kadına her gün değer verilmelidir. Sadece bir gün değil. Biz sadece bugüne mahsus onların gönlünü hoşnut ediyor, bugüne mahsup hediyeler alıyoruz. Islamda kadına verilen değeri yaşamıyor ve yaşatmıyoruz.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI