Üçyüzdokuz Sene Uyuyan Gençler - BARIŞ SANIGÖK

19 Ekim 2019 Cumartesi 00:52

Roma döneminde, tevhid dinine inandıkları için putperest Kral Dakyanus’un zulmünden kaçan yedi kişi; Yemliha, Mislina, Mekselina, Mernûş, Debernûş, Şazenûş ve Kefeştatayyûş, köpekleri Kıtmir ile birlikte bir mağaraya sığınırlar.

Yedi kişi burada yüzyıllarca uykuda kalırlar ama uyandıklarında sadece bir gece uyuduklarını sanırlar. İçlerinden biri yiyecek almak için dışarı çıkınca her şeyin değiştiğini görür…

Ayrıca hem Hristiyan hem de İslam inancında ortak payda olan yedi arkadaşın kaldığı mağaranın nerede olduğuna konusunda farklı rivayetler vardır. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında onlarca mağara Eshab-ı Kehf adıyla anılır. Türkiye’de ise Selçuk, Tarsus ve Afşin ilçeleri, Eshab-ı Kehf’i ağırlayan mağaranın kendi bölgesinde bulunduğunu söyler. Fakat bulguların bazıları Afşin’i işaret ederken gerçek payı bizi Tarsus ilçesine çekmektedir.

AFŞİN ESHAB-I KEHF KÜLLİYESİ

Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde yer alır. Burada yedi arkadaşa ithaf olarak inşa edilen külliye, Antik Çağ’dan beri kutsal sayılan ve Eshab-ı Kehf adıyla tanınan kayalık bir tepenin yamacındaki mağaranın çevresine kurulmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de, mağarada yıllarca uyuyan arkadaşların uyandırıldıktan kısa bir süre sonra vefat ettiği ve bu olaya şahit olan insanlar tarafından mağaranın yanına mescit (kilise) yapıldığı ifade edilir. Külliyenin öyküsü kısaca şöyledir:

Kaynaklardan anlaşıldığına göre bu kiliseyi Bizans İmparatoru II. Theodoius (408-450) yaptırmış. Daha sonraları “İsa Mescidi” ismiyle bilinen ve zamanla harabeye dönen bu kilisenin üzerine Anadolu Selçuklularının Maraş Emîri olan Nusretüddin Hasan Bey, 1215 - 1234 yılları arasında, içinde bugünkü dizaynın içinde bulunduğu bir dizi inşaata girişmiş. Kilisenin bazı malzemelerinin de bu mescidin inşaatında kullanıldığı, kutsal mağara ile mescidin uyumlu bir şekilde kaynaştırıldığı görülür. Nusretüddin Hasan Bey’in inşa ettirdiği bu külliyenin diğer yapıları; ziyaretçilerin ihtiyaçlarının karşılanması ve konaklamalarının sağlayan ribat (1215) ve handır (1233). Daha sonra, Dulkadir Beyliği döneminde yapılan medrese (1480-1492), kadınlar mescidi (1500) ve buk’a ilâvesiyle külliye büyütülür. Paşa Çardağı ise, Osmanlılar döneminde 1531 yılında inşa edilir.

Bu öyküsüyle Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi; Hristiyan ve İslâm dünyasında kutsal bir mekân kabul edilen ve Bizans devrinden beri önemli bir ziyaret yeri olan bölgeye Anadolu Selçuklu, Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti’nin sahip çıktıklarını gösterdiği kadar, bu olayın Afşin’deki (Efsus) mağarada yaşandığını kabul ettiklerini de ortaya koyar.

Tespit edebildiğimiz kadarıyla, dünyanın muhtelif yerlerindeki diğer Eshab-ı Kehf’lerde böyle muhteşem bir külliye bulunmuyor. Afşin, bu anlamda tek örnek olarak kaldığı gibi Kahramanmaraşlılar, çocuklarına -yedi arkadaşın adları olan- Yemliha, Mislina, Mekselina, Mernûş, Debernûş, Şazenuş, Eshabil gibi isimler koyarlar. Bu durum, Kahramanmaraşlıların Eshab-ı Kehf olayını tarih boyunca benimsediğini ve canlı tuttuklarını gösterir.

Eshab-ı Kehf olayı Hristiyan ve İslâm dünyasında canlılığını tarih boyunca korumuş bir olgudur. Olayın öneminden dolayı Kur’ân-î Kerim’in 18. suresi “Kehf” adını taşır ve orada neler yaşandığı anlatılır. Hristiyanlar ise “Yedi Uyurlar”ı aziz olarak kabul ederler. Eshab-ı Kehf olayına Musevi ve Hint kutsal kitaplarında da rastlayabilirsiniz. Eshab-ı Kehf olayı ve ziyaretgâhları, farklı toplum ve inançlar arasında toplumsal barışı ve hoşgörüyü tesis eden önemli kültür mirasları olduğu gibi dinler arası iletişimin de odak noktasıdır.

Dünyada bir örneği daha olmayan Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi, “İnanç Turizmi” açısından oldukça önem taşıyor. Herkesi burayı ziyaret etmeye davet ediyorum…

Kral Dakyanus o dönemde Tarsus ilçesinde yaşamış ve kendi inancında diktatörce davranışta bulunmuş, bu putperest inanca karşı gelen herkese zulmetmiş ve karşı duran herkesi öldürmüştür. Eshab-i Kehf el Rakim ismini alan yedi kişi bu zulümden kaçıp bir mağaraya sığınmış ve burada uykuya dalmışlar. Uyandıklarında acıkmışlar. İçlerinden biri ekmek almaya gitmiş üzerindeki eski para dolayısıyla konu o dönemin kralına yansımış. Define bulmuş gözüyle baktıkları kişi hayat hikayesini anlatınca dönemin kralı şaşkın bakışlarla dinlerken,  şükürler olsun Rabbim bana bu mucizeyi gösterdiğin için demiş. Kendi yaşadığı eve götürüp tayin ettiği yeri kazmasını ister. Kazılan yerden çıkan eski kitapları okur.  Krala bu kitabı kendi eliyle buraya gömdüğünü söyler. Evde kalan genç ise torununun torunu olduğu ortaya çıkar.

KEHF SURESİ

Rahmen ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1. Hamd, kuluna Kitab'ı (Kur'ân-î Kerim'i) indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah'a mahsustur.

2, 3, 4. Allah onu, katından gelecek şiddetli bir azap ile inanmayanları uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedî olarak kalacakları güzel bir mükâfat cennet ile müjdelemek ve "Allah, bir çocuk edindi" diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.

5. Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz bu ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.

6. Demek sen, bu söze (Kur'ân-î Kerim'e) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!

7. İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.

8. Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.

9. Yoksa sen, sadece Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?

10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi.

11. Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).

12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.

13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

14, 15. Kalkıp da, "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O'ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?" dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.

16. (İçlerinden biri şöyle dedi:) "Mademki onlardan ve Allah'tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın."

17. (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

18. Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?” dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."

20. "Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz."

21. Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), "Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir" dediler. Duruma hâkim olanlar ise, "Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız" dediler.

22. (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: "Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Yine, "Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir" diyecekler. Şöyle de diyecekler: "Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur'an'daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma."

23. Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!

24. Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.

25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.

26. De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O'ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."

27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

28. Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.

Rabbimiz bizleri Eshab-i Kehf el Rakim'in yeryüzünde bereketini, ahirette de şefaatini nasip etsin.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI