Suriye’nin Kaderi Kimin Elinde? - EKREM ASLAN

9 Kasım 2019 Cumartesi 08:59

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde hain FETÖ örgütünün Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik darbe teşebbüsünün milli birlik ve beraberlik neticesinde üstesinden gelmişti. 15 Temmuz başta FETÖ olmak üzere PKK/YPG – DEAŞ gibi Türkiye’nin içerdeki ve dışarda milli birlik ve toprak bütünlüğüne kasteden taşeron terör unsurlarına karşı mücadelesi milat olmuştur. Bu amaçla ülke içerisindeki terör örgütü üyelerine göz açtırmamış, aynı zamanda meşru hukuk zemininde Kuzey Irak ve Suriye’ye gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlarla DEAŞ ve PKK ile mücadelesini sürdürmüştür. 2011 yılında Esad’ın zulmü karşısında ortaya çıkan iç karışıklığı fırsat bilerek Saddam sonrası Irak'ta oluşan otorite boşluğunda güçlenen DEAŞ 2018 yılına  kadar Suriye’de etkisini sürdüren devlet dışı aktörlerin başında gelmiştir. Türkiye’nin Koalisyon Güçleri ile uyumlu çalışması ve kahraman mehmetçiğimizin Suriye ve Irak'ta gerçekleştirdiği operasyonlar neticesinde DEAŞ terör örgütü varlığını koruyamaz hale gelmiştir. Nitekim Donald Trump 28 Ekim tarihinde DEAŞ terör örgütünün kurucu lideri Ebubekir El Bağdadi Suriye Rejiminin kontrolünde olan İdlib ili Barişa bölgesinde Amerikan güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonla öldürüldüğünü belirtti.

Türkiye terör unsurlarına karşı kararlı mücadelesini sürdürürken, bir yandan da  Amerika ve Rusya ile diplomatik ilişkilerini sürdürmekteydi. Geçtiğimiz hafta Erdoğan ile Putin, Rusya'nın Soçi kentinde yaptıkları görüşmede, Suriye hakkında on maddeden oluşan bir ortak planda mutabakata varmış, üzerinde anlaşılan konular arasında Türkiye’nin operasyona 150 saat daha ara vermesi ve YPG terör unsurlarının çekilmesi, sınıra yakın bir güvenlikli bölgenin tesis edilmesi yer alıyordu. Dün itibariyle 150 saat tamamladığında Rusya Dışışleri Bakanlığı'ndan terör örgütü YPG'nin çekilmesinin gerçekleştiği belirtildi.  Bugün itibariyle Türk ve Suriyeli birliklerin kontrolü ele almaları bekleniyor. 

Tüm bu gelişmeler ışığında özellikle batı dünyasında ABD ile Ankara’da, Rusya ile Soçi'de yapılan görüşmelerle ilgili çeşitli tartışmalar ve yorumlar Suriye’nin kaderinin kimin elinde olacağı sorusuna cevap aranması üzerinde yoğunlaşmaktadır.  

Avusturya Der Standard, buluşmayı Rusya'nın yeni güç konumunun göstergesi olarak yorumluyor:

“Tayyip Erdoğan, askeri harekatının Batı dünyasında sebep olduğu eleştirileri hiç umursamadı. Ama Türkiye cumhurbaşkanı, Suriye'de bir kazanım peşindeyse bunu ancak Rusya'nın, Kremlin'in oluruyla elde edebilir. Vladimir Putin'in, mevkidaşını Soçi'ye davet etmesinin nedeni, Suriye'nin kaderinin pazarlığını yapmaktı. Sırf bu bile Rus liderin uluslararası düzlemde yeniden nasıl bir güce sahip olduğunu kanıtlıyor. ABD, Suriye'den çekildikten sonra Ortadoğu'da düzeni kuracak yegane güç bir anlamda Rusya oldu. Bu da 2015'te Putin'in Suriye lideri Beşşar Esad'ı iktidarda tutmak için Rus bombalarını kullanmaya karar vermesinden bu yana, Moskova'da hayal edilenden çok daha fazlası.” 

Murat Yetkin de kişisel blogu Yetkin Report'ta Putin'in bir mucizeye imza attığını söylüyor:

“Dünyanın dört köşesinde Suriye krizinin en büyük kazananı olarak görülen Putin de Erdoğan’dan istediği bir şeyi, önemli bir şeyi almış durumda: bütün bu süreci artık Suriye rejimiyle işbirliği içinde yürütme sözü... Malum, Erdoğan Suriye konusuna Esad’ın gitmesi, Baas rejiminin yıkılması, yerine de tercihan Müslüman Kardeşler ağırlıklı bir iktidarın gelmesi fikriyle girmişti. Şimdi Esad’la dost olması gerekmese de Baas rejimiyle işbirliği sözü vermiş durumda Putin’e... Ortaya çıkan tabloda, yerinde ne kadar kalacağı belli olmasa da bir ölçüde Beşşar Esad’ın kazandığını söylemek dahi mümkün.”

La Repubblica gelişmeleri, Suriye’de  Sözde  Kürt Devleti'nin sonu olarak değerlendiriyor:

“Elveda Rojava. Kobani çok yakında Türk birliklerinin eline geçecek. Kuzey Suriye'deki 'Batı Kürdistan' hayali, Karadeniz kıyısındaki Soçi'de yapılan ve Çar ile Padişahın özerk Kürt yönetimi topraklarındaki son parçaları aralarında paylaştıkları zirvenin yedinci saatinde sona erdi. ... Putin ile Erdoğan antlaşması böylece yüzlerce sivil kurban verilen özerk Rojava deneyine ceza kesti. ... Kürt halkı güneye, yani Beşşar Esad'ın kontrolündeki Suriye'ye kaçmak istemiyorsa yeni işgal kuvvetlerine boyun eğmek zorunda kalacak.”

Sonuç olarak Suriye son aylarda gerek saha gerekse diplomasideki gelişmeler Türkiye’yi Suriye’nin geleceğinde ana aktörlerden birisi haline getirmiştir. Tıpkı Türkiye ve dünya kamuoyunun gözü kulağı bugün ( 30 Ekim 2019 ) Cenevre’de yapılacak ilk anayasa komitesi toplantısında olacaktır. Sekiz yılı aşkın süredir devam eden krizin sonlanması için kritik önemde görülen anayasa komitesinin oluşturulduğu ilanı, Rusya-Türkiye-İran’ın Astana süreci kapsamında vardıkları uzlaşıyla 23 Eylül’de duyurulmuştu. Cenevre’deki toplantılara ev sahipliği yapacak olan Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen önceki gün yaptığı açıklamada, Anayasa Komitesi’nde Kürtlerin bulunduğunu ancak terör örgütü YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG’nin yer almadığını söyledi. Geir Pederson’u teyid edecek nitelikteki  açıklama ise 29 Ekim Cumhuriyet Resepsiyonunda Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov'dan geldi. Anayasa Komisyonu üyeleri dışında PYD’nin temsilcilerinin veya ona destek verenlerin masada yer almasının mümkün olmadığını da belirten Yerhov, “Türkiye istemiyor, dolayısıyla olması söz konusu değil” dedi. 

Suriye iç savaşının farklı cephelerinde bulunan grupları temsil eden üyelerden oluşan ve ülkenin yeni anayasasını hazırlamakla görevlendirilen oluşuma Suriye Anayasa Komitesi adı verildi. 150 üyesi bulunan Komite'nin bugünkü toplantısının ön görüşme ile sınırlı kalması, yarından itibaren ise konuların detaylı biçimde ele alınmaya başlanması bekleniyor. Bugünkü toplantıda 45 üyeden oluşan bir alt komisyonun oluşturulması hedefleniyor. Alt komisyonda 15 üyenin Suriye hükümetini, 15 üyenin muhalif grupları, kalan 15 üyenin ise Suriye sivil toplumunu temsil etmesi kararlaştırılmıştı.

Türkiye hem bugün itibariyle diplomatik ve sahadaki operasyonel başarısı sayesinde Suriye’de güvenli bölge oluşturarak Suriyeli vatandaşların yerleştirilmesi projesine Rusya ve ABD’yi ikna etmiş hemde Türkiye’nin sınırı boyunca kurulacak İsrail patentli YPG terör devleti sayesinde 103 yıl önce yaptıkları gizli Sykes-Picot Anlaşmasını güncelleme planlarına ket vurmuştur. Bu kazanımlarının yanı sıra her iki ülkenin özelliklede YPG/PKK terör örgütünün meşru müttefiki olarak lansedilmesi karşısında dünya kamuoyunda ciddi haklı propaganda çalışmalarını yürütmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye’nin terör örgütü ile mücadele politikası içerde ve dışarda desteklenmeli, siyasi partilerimiz tarafından iç siyaset malzemesi haline getirilmemelidir.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI