FETİH İNŞALLAH 7 HAZİRAN'DIR - FARUK ÖNALAN

1 Haziran 2015 Pazartesi 15:06

13 Kasım 2009 … Türkiye Büyük Millet Meclisi , “Herkes İçin Daha Fazla Özgürlük” sloganlı “Demokratik Açılım” kapsamında yer alan “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” özel gündemi ile toplandı. Kürsüye gelen dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan, “Gün bağırma çağırma günü değildir. Gün sesi en yüksek çıkanın rantı toplayacağı gün de değildir. Gün ölümlere çare bulma günüdür.” sözleriyle , “siyasi hayatına mal olsa da” Çözüm Süreci konusunda kararlılığını net bir dille gösterdi.  “Sizin köyleriniz boşaltıldı mı? Ekip biçtiğiniz tarlalar yasak bölge ilan edildi mi? Terör örgütü sizden haraç topladı mı? Köylerinizin yollarına mayın döşendi mi? Sizin hiç yavrunuz, oğlunuz öldü mü?" diyerek yıllarca baskı altında (iki taraftan da) yaşamış bir halkın yaralarını sarmak, gasp edilmiş haklarını vermek için cesur bir adım attı. Meclis kürsüsünden açıkladığı Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni millete anlatmak için yollara düştü, ilk durak Malatya oldu.

15 Kasım 2009… O gün Malatya’nın ilk AVM’si olan Malatya Park’ın açılışı vardı. “Birlik Projesi’ni size anlatmaya geldim” diyerek  Malatya halkına seslendi Erdoğan. Programda ben de yer almıştım. Bütün makamları feda etmeye hazırız. Bütün rütbelerimizden sıyrılmaya hazırız. Yeter ki bir damla dahi şehit kanı akmasın. Dilsiz kalan derin acılar artık devletin en üst mercisi tarafından dillendiriliyordu. Malatya halkı yürekten alkışladı Başbakan Erdoğan’ı. Daha sonra Ak Parti Siyaset Akademisi’nde partililere anlattı Demokratik Açılım’ı sonra İnönü Üniversitesi’nde akademisyenlere… Dönemin 2.Ordu Komutanı Necdet Özel ile 1.5 saati aşkın bir görüşme gerçekleştirdi. Aynı günün akşamı İstanbul’da  iş adamlarına anlattı Birlik Projesi’ni aynı performansla…

Bizlere de “bireysel insiyatif alın, Demoratik Açılım’ı, mahalle mahalle, köy köy, kapı kapı anlatın” dedi. O günden bu yana Doğu/Güney Doğu’da birçok İl’e, ilçeye hatta köylere gittik. Şairin dediği gibi “ocaksız köylerimde dumanlar yeniden tütsün” diye elimizden geldiğince gayret sarfettik, sarfetmeye devam ediyoruz.  Tabi sıkıntılar da yaşamadık değil... Birçok insanla hasbihal ettik, dertleştik. Beni en çok etkileyen , -sobetlerde sık sık dile getirdiğim- Diyarbakır Hasanpaşa Konağı’nda ,yirmili yaşlarda bir bayanın sorusu oldu: “Peki Faruk Bey, bana yaşayamadığım çocukluğumu geri verebilir misiniz?” Ne cevap verilebilirdi ki , yüz yıllık travmanın sonucu ortaya çıkan bu soruya… “Size çocukluğunuzu geri veremem ama çocuklarınızın daha mutlu, daha huzurlu olacağı bir gelecek için elimden gelen gayreti göstereceğime söz verebilirim ancak” diyebildim… Yaşamayan, görmeyen bilmez, daha 15-20 sene önce , köylere erzak karne ile götürülürdü. Her evin, un, şeker, tuz vs... istikakı vardı ve onun dışında ekstra bir şey götüremezdiniz. Çadır bezi, bot türü şeyler özel izne tabiydi. Yol kontrollerinde bunlar sıkıca denetlenirdi. Yol kenarlarında ağaçlar güvenlik gerekçesiyle kesilirdi. Bugüne gelinene kadar yapılanları elbette lütuf olarak görmüyorum lakin en küçük insani hakkı bile vermeyen bir devlet vardı karşımızda…

Bölgede kaostan, kandan nemalanan çevrelerin Çözüm Süreci’nden hazzetmedikleri aşikar. Ne zaman önemli bir eşiğe gelinse süreci baltalamaya yönelik hep bir üst akıl devreye girdi/giriyor. Bu noktada asıl önemli olan ise bölge halkının Çözüm Süreci’ne olan inancı bağlılığı. Oluşan olumlu havayı tersine çevirmeye çalışan hiç şüphesiz sürecin altında kalacak.

Bunun yanında Başbakan Davutoğlu’nun sık sık zikrettiği şu söz de oldukça önemli: “Çözüm Süreci ve Kamu Düzeni birbirinin alternatifi değildir.”Kobani olaylarına, Ağrı Diyadin’de çıkan çatışmaya ve Eruh’ta köy muhtarının, Erciş’te köy korucusunun, İdil’de iki Hüda-Par’lının katledilmesine de bu açıdan bakıyorum.  2010 refaerandumunda köy köy dolaşıp “referandumu boykot edin” telkinlerini,  yerel, genel seçimlerde örgüt mensuplarının baskılarını yok sayabilir misiniz, tehditle istifa ettirilen muhtarların olmadığını iddia edebilir misiniz? İş adamlarından alınan haraçları, basılan şantiyeleri, yakılan iş makinalarını hiç duymadınız mı? Hakkari SELAHADDİN-İ EYYUBİ HAVALİMANI inşaat aşamasındayken yapılan saldırılardan, 200binden fazla kişiye iş imkanı sağlayacak Silvan Barajı ve sulama tünellerine yapılan saldırılardan, kaçırılıp tehdit edilen işçilerden bi haber misiniz? Mesela, Diyadin saldırısı sonrası KCK’nın “Küçük bir gerilla birimine karşı binlerce Türk askeri bölgeye sevkedilmiştir” cümlesini Demirtaş nasıl yorumlar? Bu sorulara cevap vereceğine, seçim çalışmalarında(!) silahlı adamların ne aradığına açıklık getireceğine, “Kim silah gücüyle oy topluyorsa, Allah onun bin defa belasını versin” dedi. Tabi böyle bir beddua için, bize de “Amin” demek düşüyor.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi, “Ellerinde silah ile çözüm olmaz. Seçime giderken halkımızı silahla tehdit ederek parlamentoya girmek; bu demokrasi değildir.”

Ve Seçim…

Ak Parti iktidarını devirmek ve de koalisyonlu yıllara geri dönmek için bir ittifak oluştu; malum… The Economist, WSJ, NYT gibi dış basın kuruluşları da dışarıdan bu ittifaka destek veriyor/vermekte… DHKP/C, Esed safında savaşan Mukavame-i Suriye’nin başında bulunan Reyhanlı katliamı zanlısı Mihraç Ural da. İttifak ne kadar şekillenirse şekilsin ,elde edilmiş kazanımlarımızı bırakmaya hiç mi hiç niyetimiz yok!

·          İki günlük sakalım yüzünden beni “imam mısın, müezzin misin, din görevlisi misin?” diye üniversiteye almayan Jandarma Başçavuş artık yok,

·          Başörtüsüne uzanan devlet eli artık yok,

·          Saf Türk olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı” diyen devlet zihniyeti artık yok,

·          İstanbul Göztepe SSK Hastanesi’nde beni 6 saat ilaç kuyruğunda bekletip, sonra da “bu ilaç yok” deyip eczaneye gönderen devlet zihniyeti artık yok,

·          Kredi alabilmek için IMF kapısında dilenen devlet artık yok,

·          “Uçağı bizde ama yazılımı İsrail’den” olan bir savunma sanayimiz artık yok …

 

Ama artık Somali’den Arakan’a, Patani’den Gazze’ye, Halep’ten Mısır Rabia Meydanı’na dünya mazlumlarının umudu olan bir Türkiye var…

Yüzyıl önce batı medyasında Abdulhamid Han’ı karalamak için atılan başlıklar bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan için atılıyor.  Dün  şahsi kini gözlerini kararttığından gerçekleri göremeyen ve Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi için oluşturulan ittifaklara duhul olan ve de bu minvalde mücadele eden lakin indirildikten sonra kafasını duvarlara vuran, özürler dileyen evlad-ı Osmanlı… Oyun aynı tezgah aynı… Gün hileleri, tuzakları , tuzak kuranların ayaklarına dolama günüdür…

 “Fetih İnşallah 7 Haziran'dır”

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI