Adana Çocuk Sanat Bienali Zamanın ve Sınırların Ötesinde “Oyun” - MENEKŞE YÜKSEL ÖZBEY

18 Kasım 2018 Pazar 15:50

Şehrimizde gerçekleşen sosyal ve kültürel etkinliklerin, festivallerin bu kadar fazla olması, Adana'nın yüzyıllar boyunca sanatla içiçe yaşamasının kanıtı gibi...

Şu ana kadar yapılan bütün etkinliklerin en anlamlısı en kıymetlisi de "Adana Çocuk Sanat Bienali..."

Çocukken her birimiz küçük birer sanatçıyız, elimizde rengarenk boyalar yoksa çamurdan ev yaparız, bisikletimiz yoksa tencere kapağından teker yaparız, hayal dünyamızın sınırları yoktur fakat büyüdükçe hayattaki zorlamalar, doğru-yanlış öğretilenler nedeniyle hayallerimiz eski canlılığını kaybeder.

Yaratıcılığımız zayıflar.

Bazılarımız bunları kaybetmeyiz bu şanslı azınlık kalbi ve ruhu daha geniş ve yaşamaktan diğerlerinden fazla zevk alan kişileri oluşturur.

Çünkü sanat ruhumuzu besler, kalbimizi ferahlatır, başka dünyaların, başka hayatların kapılarını açar.

Ulu önder Atatürk'ün de özellikle belirttiği gibi "Sanatsız kalan bir millettin hayat damarlarından biri kopmuş demektir..."

Bienalin açılışında kendimi rüyada gibi hissettim. Adana'mıza yakışan harika bir müzede; binlerce yıllık tarihi eserlerin arasında bugünkü çocukların hayalleriyle, özlemleriyle, duygularıyla yarattıkları harika eserleri görmek tarif edilemez bir keyifti.

Şimdiden 2 yıl sonraki 2. Adana Çocuk Bienali'ni heyecan ve merakla bekliyorum...

Diliyorum ve biliyorum ki, her seferinde büyüyerek ve genişleyerek sınırları aşacak.

Emeği geçen herkese teşekkürler...

Bu yıl haberdar olmayanlar çok, bu nedenle bienalin bilgilendirme yazısını da paylaşmak isterim...

Sevgilerimle...


“İnsanoğlunun, hayatının başından sonuna kadar her alanda iç içe yaşadığı ve en büyük eğlence kaynağıdır oyun. Oyun oynamak…

Henüz ne anlama geldiğini bilmeden oynamaya başlarız, bir bebekken. En vazgeçilmez eşya oyuncaktır. Yuvarlanır, onunla beraber hareket edilir. Dairesel hareketlerdir genelde bunlar. Çizgiseldir.  Emekleyerek, yürüyerek adım atılır yaratıcılığa. Hayal eder, çevresini kavramaya çalışır çocuk. Dikkatlidir, önce gözlem yapar, taklit ve benzetmeyle üretme yoluna gider. Ailede başlayan bu süreç yaş aldıkça toplumun diğer basamaklarına sıçrar. Artık bir arkadaş çevresi vardır çocuğun. Oyun oynayacak mekân arayışına girer. Evde atılan ilk adımı mahalle ve okulda atılan adımlar takip eder. Kavrama düzeyi gelişen çocuk grupla etkileşim haline geçer ve böylelikle toplumsallaşma başlamış olur. Çocuğun gözlemlemekten yaparak öğrenme biçimine dönüşen gelişim süreci belirginleşir. Kalıcı öğrenme de sağlanmış olur böylece. Yaşının ilerlemesiyle hayatına eğitim giren çocuğun gelişimi onu toplumun bir parçası haline getirir.

Oyunun çocuğun zihinsel, duygusal, fiziksel, psiko-motor gelişim alanlarını destekleyen çeşitli işlevleri vardır. Bir araç olarak farklı psikolojik duygular yaşanır oyunla, haz alınır, üzüntü duyulur. Yenilgi varsa eğer ders alır ve bir sonraki oyunda bu hataya düşülmez. Kazanma- yenilme kavramları olmasa da oyun içinde düşünme eylemi içinde olan çocuk zihinsel bir etkinlik içindedir, bu onun eleştiri ve sorgulama gücünü geliştirir.  Kazanmanın ya da yenilmenin duygusal anlamıyla tanışınca problem çözme becerisini de geliştirmiş olur.

Oyun da küçük bir sahnedir aslında. Tek kişilik olsa da… Kalabalık oyunlarda bu duygular bir paylaşım içinde gerçekleşir ve arkadaşlık, dostluk gibi değerlerle tanışır çocuk. Doğal olarak fiziksel güç isteyen oyunlar onlarda başka bir yönde de kazanım sağlar, biyolojik yaşı ile orantılı olarak büyüme gerçekleşir. (Bütün bu kişisel gelişim özelliklerinin yaşam boyu sürdüğünü düşünürsek oyunun zamanının olmadığını bir kez daha anlamış oluruz. Bir babanın ya da dedenin çocukla oyun oynama isteği daha da anlam kazanır.)

Şiir ve müzikten görsel sanatlara, sahne sanatlarına kadar hemen bütün sanat dallarında kendisini gösterir oyun. Yine bütün sanat dallarının vaz geçilmez temalarından biridir çocukluk. Özlemler, pişmanlıklar, yalnızlıklar ve kimi zaman da sevinçlerle… Çocuğun çevresini tanıma adına yaptığı gözlem onun benzetme ve taklitleriyle sese dönüşür müzik olur, eline aldığı her türlü araçla çizime, renge dönüşür resim olur, bedeniyle sahnede ete kemiğe bürünür. Hayal gücüdür onu sanatla buluşturan, yaratıcılığıdır. Kendini en saf, en rahat bir biçimde ifade edebilmesidir. Sanatsal dönemin ilk evresi ele alınmış olur çocuklukla.

Johan Hizinga’nın Homo Ludens/ Oyunun Oynayan İnsan kavramı ile toplumun her türlü kültürel ögesinin temelini oyun ile açıklaması yalnızca bir teori değildir. Kim inkâr edebilir oyunun her toplumda farklı biçimlerde de olsa her daim varlığını koruduğunu. Farklı dillerde, farklı coğrafyalarda, farklı tarihlerde görebiliriz oyun oynayan insanı. Peter Bruegel ispatlamıştır bunu Viyana Sanat Tarihi Müzesindeki Çocuk Oyunutablosu ile… Onlarca oyun, yüzlerce çocuk tek bir tabloda… Bir toplumun gelenek ve göreneklerini oyun ile sürdürdüğünü ve gelecek nesillere aktardığını söyleyebiliriz. Yağ satarım bal satarım, kutu kutu pense, saklambaç, köşe kapmaca oyunlarını hala oynayan bir nesilden bahsediyoruz.

Kentleşme ile özellikle oyun alanı/ mekânı elinden alınan, +1 evlere hapsedilen, şu-bu-o kurs ile zamanı elinden alınan çocuk oyun içinde özgürlüğü yaşayabilir ancak. Sınırları kaldırdığımızda göreceğiz onların hayal gücü ile yaratıcılıklarını ne kadar ve nasıl kullanabileceklerini. Birlikte oynamak, birlikte yaşamak için yapmamız gereken en güzel çalışmalardan biri sanat ile oynamak… Sanatla, oyunla geçecek bir Kasım ayı, bir bienal… Bu bienalle başlayacak yepyeni bir sanat ve hayat…”


Adana Bilim ve Sanat Merkezi Toros Mahallesi Ali Sepici Bulvarı No:46/1 Kat:4 Çukurova/ADANA

adanacocuksanatbienali@gmail.com

+90(322)2251901 / +90(555)3868453

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI