İyilikten ne çıkar - MENEKŞE YÜKSEL ÖZBEY

20 Temmuz 2017 Perşembe 01:13

Hepimiz hayatımızı oluşturan ömrümüz boyunca kendimiz için olabilecek ya da olmayacak her şeyin en güzelini, en iyisini, en muhteşemini isteriz. Tik tak, tik tak, tik tak, ömür saatimiz geçerken hep daha iyisinin peşinden gideriz. Fakat biz değil de bir başkası sözkonusu olursa eğer o kadar da iyisini istemeyiz, o başkası hep elindekiyle idare etsin, onunki bizden az olsun, az olsun ki bizimki ne kadar çok olmuş biraz da belli olsun canım değil mi ama? O başkası var ya o diğer olan, o kadar da abartmasın, abartmasın ki o hak bize kalsın, e zaten bütün haklar bizim olsun ki hayatın iyice keyfine bakalım... Bencillikte bile dünya birincisi olalım... O kadarı da hakkımız ama en iyisine layığız dedik ya, biz layığız o değil...

Peki o, o ne yapsın, belki senin için önemsiz küçük bir an, onun için koskoca bir hayat...

Belki güzel hikayeler yeniden anlatılırsa, birbirine el uzatmayı unutan kalplere ilham verir. Çünkü kalp neyi dinlerse onu öğrenir, neyi okursa onu yazar...

Dünyanın hali malum, kalbimiz yorgun, belki de küskün hatta genellikle korku dolu tek ihtiyacı olan biraz güzel şeyler hissetmek, duymak, anlatmak... Bizim topraklarımızda yüzlerce muhteşem hikaye varken neden İskoçya'ya gittik dersek; bir iyilik dünyada kaç hayatı kurtarmış olabilir görmek lazım derim...

Hadi o zaman eski zamanlara gidelim...


İskoçya’da yoksul mu yoksul Fleming adında bir çiftçi yaşardı. Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu.

Sesin geldiği yere koştuğunda, bataklığa beline kadar batmış bir çocuğun, kurtulmak için çırpındığını gördü. Çocuk, bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkararak ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi.

Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendisini.

-Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum, dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming;

-Kabul edemem! diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü.

-Bu senin oğlun mu? Diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla;

-Evet! Dedi.

Aristokrat devam etti;

-Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.

Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.

Aradan yıllar geçti.

Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını “Penisilin”i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.

Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı.

Onu Penisilin kurtardı!

Aristokratın adı: Lord Randolp Churchill’di…

Oğlunun adı ise: Sir Winston Churchill.

Çiftçinin oğlu: Sir Alexander Fleming’di.


İyilikten ne çıkar? Her zaman penisilin çıkmaz elbette ama cana can katar...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI