"Vakıflar, Türk medeniyetinin mayasını oluşturur"

"Vakıflar, Türk medeniyetinin mayasını oluşturur"

Vakıflar Adana Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, “Dünyanın bugün aramakta olduğu bu yardımlaşma duygusu ve eylemi, Türk medeniyetinin mayasını oluşturur” dedi.

"Vakıflar, Türk medeniyetinin mayasını oluşturur"

SARACOĞLU’NDAN KONFERANS
Vakıflar Haftası, 5-11 Mayıs günleri arasında Adana’da da çeşitli etkinliklerle kutlandı.
Tarihi Ramazanoğlu Konağı’nda, Vakıflar Haftası nedeniyle düzenlenen “Adana Vakıfları ve Vakıfların İktisadi Hayattaki Rolü” konulu konferansta konuşan Vakıflar Adana Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, vakıfların Türk kültür ve medeniyetinde çok önemli bir yer tuttuğunu vurguladı.

“TARİHİMİZİN NİRENGİ TAŞLARI…”
Saraçoğlu, vakıfların aynı zamanda, coğrafyanın vatanlaşmasının da en temel unsurları vakıf külliyeleri ve eserleri olduğunu kaydetti. Saraçoğlu, “Vakıf eserleri Anadolu'nun veya yurdumuzun tapu senetleri olup tarihi belgelerdir. Tarihimizin adeta nirengi taşlarıdır. Bunların temelinde yapımında ecdadımızın kanı, alınteri ve emeği bulunmaktadır. Bunlar Anadolu coğrafyasının bin yıllık tarihidir” dedi.
“Yardımlaşan toplumlar erdemli toplumlardır”
Aslında bugün dünyanın aradığı yardımlaşma duygusu ve eyleminin, Türk kültürü ve medeniyetinin binlerce yıllık ayrılmaz unsuru olan Vakıflarda yattığına dikkat çekildi.
Her yıl 5-11 Mayıs günleri arasında kutlanan Vakıflar Haftası, Adana’da çeşitli etkinliklerle gerçekleştirildi.
Kutlamalar kapsamında, Tarihi Ramazanoğlu Konağında düzenlenen “Adana Vakıfları ve Vakıfların İktisadi Hayattaki Rolü” konulu konferansta konuşan Vakıflar Adana Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, Vakıfların Türk medeniyetinin mayasını oluşturduğunu söyledi.
Hafta nedeniyle düzenlenen törende konuşan Bölge Müdürü Saraçoğlu, Türk kültürü ve medeniyetine bakıldığında; insanlık sevgisinde ve yardımlaşma duygusundan kaynaklanan vakıfların tarihimizde ve sosyal dayanışmada önemli roller üstlendiğinin görüleceğini kaydetti. Saraçoğlu, vakıfların doğuşu hakkında bilgi verirken, şunları belirtti:
 “İslamiyetin kabulünden sonra, Hz. Muhammed'in Fedek Hurma Bahçelerini Vakıf yaparak, meyvelerinden halkı istifade ettirmesiyle başlayan vakıf geleneği, Müslüman Türk milletinde hızla yayılarak, Selçuklu döneminde bir kurum haline gelmiş, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise müesseseleşmiştir”
1071 yılında Anadolu’ya gelen Türk milletini atlı kültürü yani bozkır medeniyetini bırakarak yerleşik kültüre geçtiklerini anlatan Vakıflar Adana Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, “Böylelikle Türkler, fethettikleri şehirlerin merkezlerine ulu camiler dikmişler, çevresine hemen sosyal, kültürel tesisler ilave ederek sıbyan mektepleri, medreseler, darüşşifa, bedesten, han, hamam, kervansaray gibi tesisler inşa etmişlerdir. Bu tesislerin yapılması ve edebiyyen devam etmesi için de gelir getirici emlaklar bırakmışlardır ki asırlara meydan okurcasına bu tesislerin büyük kısmı günümüze ulaşarak, Milli Kültür miraslarımız olmuştur.
Elbette bunda evvela Allah’ın rızasını kazanmak sonra da insanlık sevgisinden ve yardımlaşma duygusundan kaynaklanan, Vakıf Müessesini çalıştırarak amaçlarına ulaşma yollarını aramışlar, Vefatlarından sonra amel defterlerinin kapanmamasını düşünerek servetlerinin önemli bir bölümünü vakıf yoluyla kamu hizmetlerine tahsis etmişlerdir” dedi.
Böylelikle halkın sosyal, kültürel, ekonomik ihtiyaçlarını, şehirlerin imarı ve dolayısıyla halkın müreffeh yaşamasının temin edildiğine dikkat çeken Saraçoğlu, Vakıfların önemini şöyle anlattı:
MERKEZİ İDAREYE YAPACAK BİR İŞ KALMADI
İşte bu yolla halkın ibadeti için camiler, eğitim için medrese ve mektepler, okuma bilgi ve görgüyü artırmak için kütüphaneler, hastalara şifa bulmak için dar-üş şifalar (hastaneler), akıl hastaları için bimarhaneler, açları ve yolcuları doyurmak için imarethaneler, ticareti temin etmek için bedestenler, arastalar (bugünün çarşıları) susuzluğu gidermek ve temizlenmek için su yolları, şadırvanlar, sebiller, hamamlar, kervancılar için kervansaraylar, yolcular için hanlar-tabhaneler, saati öğrenmek zamanı takip etmek amacıyla muvakkithaneler, ulaşım için yollar ve köprüler inşa ederek yerleşik düzene geçmişler ve şehirleşmeyi tamamlamışlardır. Bu eserlerin günümüze kadar bakım ve onarımları yapılarak yaşatılması içinde gelir getirici mülkler bırakılmış personel tayinleri yapılmış dolayısıyla birçok kişiye iş imkanı sağlamış ve devamlılık temin edilmiştir. Dolayısıyla merkezi idareye başka bir şey kalmamış mahalli yöneticiler kendi sorunlarını kendileri çözmüşlerdir. Başkente birçok sorunun aktarılması bu şekilde önlenmiş, devlet, sadece adalet, güvenlik ve fetihlere yönelmiştir”
COĞRAFYANIN VATANLAŞMASINDA VAKIFLARIN YERİ
Vakıflar Adana Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, Vakıfların öneminin sadece bununla da sınırlı kalmadığını belirterek, şöyle devam etti:
 “Coğrafyanın vatanlaşmasının en temel unsurları vakıf külliyeleri ve eserleridir. Vakıf eserleri Anadolu'nun veya yurdumuzun tapu senetleri olup tarihi belgelerdir. Tarihimizin adeta nirengi taşlarıdır. Bunların temelinde yapımında ecdadımızın kanı, alınteri ve emeği bulunmaktadır. Bunlar Anadolu coğrafyasının bin yıllık tarihidir. Medeniyetimizde ve kültürümüzde bin yıllık bir mazisi bulunan vakıflar; Viyana'dan Hazar Denizine, Kırım'dan Basra Körfezi’ne, Doğu Beyazıt'tan Cezayir'e uzanan üç kıtaya yayılmış, Osmanlı İmparatorluğu sınırları, gerileme dönemiyle daralmaya başlayınca; Vakıfların idaresi için gelir getiren akarların birçoğu milli sınırımız dışında kalmış olup, bunun sonucunda da hizmetler azalmaya başlamıştır. Bunlara bir de Balkanlar’dan yapılan göçler eklenince, Anadolu'daki vakıf arazileri soydaşlarımıza dağıtılmaya başlanmış, devletin siyasi ve ekonomik darboğazları neticesinde enflasyon artmış, bunları gören halkımız yavaş, yavaş hayri vakıflar yerine gelirler evlada intikal eden aile ve intifalı vakıflar kurmaya başlamışlardır. Vakıf evlatları ve Mütevelliler Osmanlının son zamanlarındaki yenilgilerinin verdiği moral çöküntüsüyle vakıf eserleri onaramamış dolayısıyla bu abide eserlerin bakımları zamanında yapılmamış harabiyete yüz tutmuşlardır. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak devletimizin ve hükümetimizin bize verdiği yetki ve imkanlarla mali kaynaklarımızı artırarak bugün Genel Müdürlüğümüzün yıllık bütçesi (500 milyon TL) civarında olup hazineden hiç yardım almadan bölgemizde ve Türkiye çapında restorasyon hamlesi veya seferberliği başlatılmıştır. 4.000 civarında vakıf eserimiz şu on yıllık süre içerisinde restore edilerek milletimizin hizmetine sunulmuştur. Amacımız tüm Türkiye'de ve bölgemizde restore edilmemiş eser bırakmamaktır”
TÜRK MEDENİYETİNİN MAYASI
Saraçoğlu, Vakıfların Türk medeniyetinin mayasını oluşturduğunu vurgularken, ünlü Türk filofozu Farabi’nin daha 10. Yüzyılın ortalarında ‘Erdemli İdeal Toplum’ adlı eserinde gerçek mutluluk vasıtası olan hususlarda yardımlaşmayı amaçlayan bir şehrin erdemli mükemmel bir şehir olduğuna, mutluluğu elde etmek için üyeleri birbirine yardım eden toplumun da erdemli bir toplum olduğuna vurgu yaptığına değindi.
Bölge Müdürü Saraçoğlu, şöyle devam etti:
“Aslında dünyanın bugün aramakta olduğu bu yardımlaşma duygusu ve eylemi, Türk medeniyetinin mayasını oluşturur. İnsanın bencillikten kurtularak olgunlaşması ve şahsiyet kazanması; ötekinin varlığının kabul edilmesi onunda olgunlaşmasına ve şahsiyet kazanmasına yardımcı olunması bu amaçla dayanışma içine girilesi toplumda egoizmin değil paylaşımcılığın hakim kılınmasıyla mümkündür. Bu yardımlaşma felsefesinin daha 10. Yüzyılın ortalarında (M.S. 940-950'li yıllarda) ünlü Türk Filozofu Farabi Medinel'ül- Fadıla (Erdemli İdeal Toplum) adlı eserinde sistemleştirilmiştir.
YARDIMLAŞAN TOPLUM ERDEMLİ TOPLUMDUR
Farabi'ye göre insan; tek başına kendini sürdüremez ve mükemmelleşemez yaradılışın gayesi olan mükemmelliğe birbiriyle  yardımlaşan, birçok insanın bir araya gelmesiyle ulaşılabilir. Gerçek mutluluk vasıtası olan hususlarda yardımlaşmayı amaçlayan bir şehir erdemli, mükemmel bir şehirdir. Mutluluğu elde etmek için üyeleri birbirine yardım eden toplum erdemli bir toplumdur. Ülkenin mutluluğu gayesiyle şehirleri birbirine yardım eden bir millet, erdemli mükemmel bir millettir. Aynı şekilde erdemli, mükemmel evrensel bir devlet de; ancak içinde bulundurduğu bütün milletleri mutluluğa eriştirmek için birbirlerine yardım ettikleri zaman ortaya çıkar. Bugün birçok vakfın sınırlarımız dışında kaldığı ve yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun tarihinde önemli iki şahit bulunmaktadır. Bunlardan biri Tuna Nehri diğeri ise Nil Nehridir. Bilhassa Tuna Nehriyle ilgili çok türlü ve şiirler yazılmıştır. Duygular ve özlemler dile getirilmiştir.”
AGİAD’TAN BURS İÇİN ÇAĞRI
Yoğun bir katılımın gözlendiği konferansta, Adana Genç İşadamları Derneği Başkanı Tamer Gülcan da, Saraçoğlu’na verdiği bilgilerden dolayı teşekkür etti. Gülcan, başta kendi dernekleri olmak üzere Adana’daki işadamları ve diğer meslek kuruluşlarının, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne daha çok öğrenci bursu vermesi için çağrıda bulundu.
HABERE KUTU
VAKIFLAR ADANA BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ’NE İLİŞKİN BİLGİLER
1) Toplam Gayrimenkul sayısı: 3645 adet
2) Kiracı Sayısı: 763 kişi
3) Yapılan Gıda Yardımı: 9.500.000 TL
4) Yapılan Gıda Yardımı: 255 Aile
5) Öğrenci Bursları (60 TL/AY): 375 adet
6) Muhtaç Maaşları (482 TL/AY): 63 adet
7) Üniversite Bursu: 40 adet
8) Yeni Vakıf: 52 adet
9) Mülhak Vakıf: 9 adet
10) Yabancı Vakıf: 1 adet

 

DİĞER HABERLER