Ayça Katlav: Türkiye’yi güzel günler bekliyor

Ayça Katlav: Türkiye’yi güzel günler bekliyor

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” programının bu haftaki konuğu, Adana’mızın başarılı, güzide iş insanlarından ve siyasetçilerinden biri olan Ayça Katlav oldu. Pandeminin, ekonominin, kadına yönelik şiddetin konuşulduğu programda Katlav, “Türkiye güçlü bir ülke. Bütün bunların üstesinden geleceğiz. Türkiye’yi daha güzel günlerin beklediğini düşünüyorum” dedi.




Daha önce de sizinle röportaj yapmıştık ve hem Adana’da hem de Türkiye’nin birçok yerinde tanınıyorsunuz ama tanımayan izleyicilerimiz için biraz kendinizden bahseder misiniz, Ayça Katlav kimdir?

Öncelikle teşekkür ederim. Ben Adana doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Adana’da okudum. Daha sonra Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdim. Sonrasında Çukurova Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. İnşaat ve kuyum sektörüyle alakalıyım, aile şirketimiz. Aynı zamanda da iki dönemdir Çukurova Belediye Meclis Üyesiyim.

Aslında başarılı bir iş insanısınız. Şu anda pandemiden ötürü Türkiye ekonomisini nasıl görüyorsunuz?

Tabi dünyada bir kriz var, bunu sadece Türkiye olarak sınırlandırmamak lazım. Pandemi, maalesef bütün dünyayı çok kötü sarstı. Özellikle ilk başladığı dönemde bir panik havasında bütün dünyanın evlere kapanması, ülkelerin birbirleriyle birbirine sınırlarını kapatması, biz ilk etapta bunların doğuracağı sonuçları çok fazla idrak edemiyorduk ama tabi yavaş yavaş acısı çıkmaya başladı. Tabi bu daha başlangıç. Bütün ülkelerin ekonomileri sarsıldı ama ben Türkiye’nin ileriki dönemlerde bu pandemiden diğer ülkelere nazaran daha kuvvetli çıkacağı inancındayım. Öyle bir his var içimde.

Türkiye’nin mücadele etmek zorunda kaldığı PKK, FETÖ gibi terör örgütleri, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Libya ve Kovid-19 sorunları var. Ne diyorsunuz, bu sorunların altından kalkabilecek miyiz?

Türkiye güçlü bir ülke, tabi altından kalkacağız ki kalkmak zorundayız zaten. Bizler birbirine tutkun bir milletiz. Bütün bunların üstesinden geleceğiz. Türkiye’yi daha güzel günlerin beklediğini düşünüyorum ben.

Bir taraftan bunlarla mücadele ederken diğer taraftan ekonomimizi de toparlamaya çalışıyoruz. Pandemi öncesinde de ufak tefek krizler yaşadık ama pandemi biraz daha ekonomimizi sarstı. Ekonomimizi toparlayabilecek miyiz, bu mümkün olur mu sizce?

Bunların hiç biri kolay şeyler değil. İşsizliğimiz vardı ve daha da arttı ama bu sadece bizde değil bütün dünyada arttı. Mesela Amerika’ya baktığımız zaman, çok karıştığını görüyoruz. İşsizliğin arttığını görüyoruz ki Amerika dünyanın süper devleti, gözbebeği. Türkiye’nin diğer ülkelere göre bir şansı var, biz tarım ülkesiyiz. Eskiden daha bir tarım ülkesiydik. Daha sonra tarımdan çıkıp sanayileşme, inşaat sektörü büyüdü. İnşaat sektörü lokomotif güç oldu ama görünüyor ki yeni dünya düzeninde tarım daha önem kazanacak. Ki şimdiden kazanmaya başladı. Bu anlamda Türkiye’nin bereketli topraklarının bu noktada diğer ülkelerden daha şanslı olacağını düşünüyorum. Çünkü bizler üç tarafı denizle çevrili, bereketli toprakların üstünde oturan bir milletiz.

Peki, Türkiye’nin yarınından umutlu musunuz? Nasıl görüyorsunuz yarınımızı?

Umudun yok olduğu yerde zaten her şey biter. Bu pandemi, işsizlik, ekonominin bozuk olması, insanları umutsuzluğu sürüklüyor. Bir yandan ekonomik sıkıntı çekerken, diğer yandan hastalık sendromları yaşıyoruz. Ama hayata güzel bakmamız gerektiğini düşünüyorum ben. Babamın, “Her gecenin bir sabahı vardır” diye bir sözü vardır. Bu, beni hep ayağa kaldırmıştır. Hep gece olmayacak, bunun mutlaka bir sabahı olacak, deniz dalgalanacak ama durulacak. Bizler de birbirimize sıkı sıkı sarılıp, bu dönemde daha çok çalışıp bunun üstesinden gelmeye çalışacağız. Çünkü sadece hükümetlerin, devletlerin meselesi değil bütün insanlığın meselesi.

Siz mimarlığınızın yanı sıra altın ticaretiyle de uğraşıyorsunuz. Aile mesleğiniz. Kuyumculuk yaptığınız için siz daha gözlemliyorsunuz; altının bu kadar değer kazanmasındaki gerçek neden nedir sizce?

Aslında bir sene öncesinden duyumlar gelir altının yükseleceği konusunda ama bunlar birer öngörüdür. Bunun altını çok dolduramazsınız. Doldursanız zaten emin olacağınızı bilseniz, siz kendiniz ona göre önlemler alırsınız. Bize hep sorarlar, “Altın yükselecek mi?” diye bende “Bilsem her şeyimi altına yatırırım” diye cevap veririm. Bizimkisi sadece bir öngörü ama artacağını düşünüyorduk. Tabi bu pandemiyle birlikte bu öngörü daha da kesinlik kazandı. Çünkü altın dumanlı havayı sever. Nerede bir kaos, savaş, felaket varsa en güvenilir liman altındır, o yüzden insanlar altına yönelir. Baktığımız zaman da pandeminin başlamasıyla birlikte altında bir yükselme, yukarı doğru bir ivme görmeye başladık. Bu bir müddet böyle gitti ama belirli bir seviyede kaldı, yavaş yavaş artıyordu. Özellikle şu son iki haftadır gramda günlük 5-6 lira artmaya başladı. Ben bile artık rakamları söylerken şaşırıyorum. Bazen yanlışlıklar da yapabiliyoruz çünkü kafa karışıyor. Bunun bir sebebi; ikinci dalganın beklenmesi, diğer bir sebebi; Amerika ile Çin arasındaki sürtüşme. Bu durum da daha çok geriyor ki altının yükselmesine sebep oluyor ki yine dolar da yükseldi son zamanlarda. Diğer bir sebepten bahsedecek olursak; Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi ve ülkelere yardım etmesi. Maalesef bu da dünyada bir panik havası yaratıyor. İnsanların gideceği tek güvenli liman altın. Herkes buna hücum edince altın da ons da inanılmaz derecede çıkıyor.

Peki, doların dünya hakimiyeti üzerinde değer kaybetmesinden dolayı altının değer kazandığını söyleyebilir miyiz?

Amerika ve Çin’in sürtüşmesinden dolayı insanlar ne olacağını bilemediği için “Bu şekilde mi?” diyerekten bu şekilde kıymetli mahalden altına yöneliyor ki gümüş de bu arada artmaya başladı zaten.

Ülkemiz insanında eskiden yaygın altın takı tercihi günümüzde azalıyor mu yoksa tam tersi daha çok takıp takıştırılıyor mu?

Takıp takıştırmayı her kadın sever çünkü o küçük parıltı bile kadının süsüdür. Bana göre o ışıltı, insanın yüzünün şeklini bile değiştiriyor. Tabi ekonomik kriz var. İnsanlar takıdan ziyade şu an yatırım amaçlı altına yöneliyor. Bunlar da külçe altın, has altın dediğimiz haddinde 24 ayardır ve yatırım için uygundur. Diğer taraftan yarım, çeyrek, tam altın dediğimiz altınları alıp yatırım amaçlı kullanıyorlar. Hatta insanlar artık 1 gramın yarısını bile “Var mı?” diye soruyorlar. Var ama bizlerde çok olan bir şey değil.

Kadınlar daha şık olmak için imitasyona da kayabiliyor. Artık altın takmaktan öte imitasyon takmayı tercih ediyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

İmitasyon adı üstünde altının taklidi. Altın pahalı bir maden, onu almak gerçekten güç gerektiriyor ama kadınlar da güzelliklerine düşkünler ve daha şık şeyler takmak istediklerinden dolayı daha ucuz şeylere yöneliyorlar. Aslında ucuz değil. Baktığınız zaman imitasyon bir kolye 100 TL, bana göre çok büyük bir para. Bir taklide veya değerli olmayan bir madene o parayı vermek, bana göre yanlış ama altın pahalı olunca onlar tercih edilebiliyor.

Söz kadınlarımıza gelmişken, şimdi soracağım soru biraz daha acıklı aslında. Kaç ocak sönüyor, kaç anne ağlıyor. Niye? Ya kız öldürülüyor ya anne öldürülüyor vs. vs. Ünlü – ünsüz fark etmeden son dönemde kadına şiddet artmış gibi gözüküyor. Siz de bir iş insanısınız ve aynı zamanda uluslararası bir iş kadınları derneğinin de başkanıydınız. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, hala daha üyesiyim. Kadınız ve öncelikle hem kadın olduğumuzu hissetmek istiyoruz hem de erkeklerle eşit şartlarda çalışıp, eşit şartlarda muamele görmek istiyoruz. Çünkü bu bizim en doğal hakkımız. Tabi son dönemlerde dünyada bu olay var ama Türkiye’de sanki biraz daha fazla gibi görünüyor. Gün geçmiyor ki bir kadın katledilmesin, kadınlar şiddet görmesin. Okumuşu okumamışı, ünlüsü ünsüzü herkes yapıyor. Bu şiddet nereye kadar devam edecek? Daha kaç kadın katledilecek? İçim acıyor. Çocuğunun önünde katledilenler, komşusunun önünde katledilenler… Bunun özrü, telafisi yok. Kanunların artık bir an önce bu işi gerçekten caydırıcı hale getirmesi gerekiyor. Bu, bu şekilde devam edemez. Bugün daha iş yerimde bir iş insanı, kocasından şiddet gördüğünü söyledi ve ben gözlerimi ayırarak dinledim.

Peki, bahsettiğiniz kadın bununla ilgili ne yapmış veya ne yapmayı düşünüyor?

Yapmış, ayrılmış ama ayrılsa da bir şekilde bitmiyor. Yani taciz bitmiyor, başka bir şey bitmiyor, arada çocuk oluyor ve çocuk bahane ediliyor vs. ama bildiğim tek bir şey var; annelere çok önemli görevler düşüyor. Çünkü o çocukları yetiştiren bizleriz ve erkek evladı yetiştirirken artık kadınlara daha nazik davranması gerektiğini anlatacak öğretecek şekilde yetiştirmeleri lazım.

Aslında anne-babanın çocuk üzerinde bir rol model olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani babanın, çocuğunun yanında eşine daha şefkatli davranması gerekmiyor mu?

Maalesef erkekler bunu yapamıyorlar. Belki de çoğu erkek eşine bu şekilde davranamıyor. Kadın bundan zaten mustarip oluyor. Bunu eşinden göremiyor ama bunun böyle olması gerektiği konusunda çocuğuna eğitim verirse, çok daha farklı olacağını düşünüyorum.

Kadına şiddeti doğuran sebepler içerisinde yasalarımız, kadının fiziksel zayıflığı, daha duygusal oluşu, kültür seviyesi ve töre gibi faktörlerden hangisi daha etkindir sizce?

Bu durum Türkiye’de bölgesel olarak değişiyor. Doğu’ya doğru gittiğimiz zaman töre cinayetleri söz konusu. Belki birçoğunu duymuyoruz. Çünkü içinde kalıyor olay. Batı’ya gittiğinizde yasalarla alakalı belki de. Yani bölgesel olarak değişiyor. Bence bunların hepsi. Bunları ben ayırt edemem kendi adıma ama bölgeden bölgeye dozaj ve ağırlık değişiyor.

Neredeyse günde 2 kadınımız şiddet görerek öldürülüyor ve bu her yıl artarak çoğalıyor. Yasalarımız bunu engelleyemiyor mu, yasa ile ne yapılabilir?

Yasalar engelleyemiyor ki bütün bunlar devam ediyor diye düşünüyorum. İstanbul Sözleşmesi’nden bahsediliyor ve İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesini istiyor kadınlar. Bence de İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girmeli. Bu sözleşme kadına yönelik her türlü şiddeti kapsıyor. Yani birtakım şeyler caydırıcı olmalı ki bunu yapacak kişi sonucundan korkmalı. Hayatının gerçekten kararacağını bilmeli. Birkaç sene içeride yatıp çıkmamalı. Bu gerçekten kabul edilemez. Bunun üzerinde tartışmak bile bence gereksiz. Neşteri vuracaksınız ve bu olayı bitireceksiniz.

Programın tamamını Youtube’da “Gazette TV” kanalından izleyebilirsiniz…

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER