Erdal Akalın: Ürünlerimiz ucuz ve kaliteli

Erdal Akalın: Ürünlerimiz ucuz ve kaliteli

Türk Harb-İş Sendikası Adana Şube Başkanı Erdal Akalın, Gazette’ye önemli açıklamalarda bulundu. Muhabirlerimizden Işılay Karagöz’e Türk Harb-İş’i ve Türkiye’nin savunma sanayiindeki açıklamaları anlatan Başkan Akalın, “Savunma Sanayiinde dışarıya bağımlı olmazsanız kendi kendize yetebilecek topu, tüfeği, füzeyi, uçağı üretebiliyorsanız çok güçlü bir ülke olursunuz. Eskiden ithal ettiğimiz ürünleri artık biz üretiyoruz. Böylece daha ucuz ve kaliteli ürünler üretiyoruz” dedi.


İşte Türk Harb-İş Sendikası Adana Şube Başkanı Akalın ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli röportaj;

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, Erdal Akalın kimdir?

1980 yılında dünyaya geldim, aslen Şanlıurfalıyım, İncirlik’te doğdum büyüdüm. İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunuyum. 1999 yılında İncirlik Hava Üssü’nde işe başladım. O günden bugüne alt kademeden başlayıp ufak tefek kurullarda görev alarak sendika faaliyetlerinin içerisindeyim. 2013’te amatör yönetici olarak mali sekreter seçildim. 2017’deki olağan seçimde ise şube başkanlığına adaylığımı açıklayıp, şube başkanı olarak seçildim ve görevime devam ediyorum.

Türk Harb-İş Sendikası isminden anladığımız gibi savunma sanayii çalışanlarını mı kucaklıyor, yoksa başka sektörlerde de faaliyet yapıyor mu?

Sendikamızın isminden de anlaşıldığı gibi Harb-İş, yani savunma sanayiindeki işçilerin bağlı olduğu sendikadır. Bu kurumlardaki tek yetkili sendikadır. Tek istisnası İncirlik Hava Üssü yabancı iş kolları diye anılıyor. Burada üs bakım müteahhitti olan yabancı bir firma var ve ona bağlı çalışan işçilerimiz var.

Türk Harb-İş ne zaman kuruldu başkanım, herhangi bir konfederasyona bağlı mı?

Sendikamız, 1952 yılında kuruldu ve Türk-İş Sendikası konfederasyonuna bağlıdır. Hatta Türk-İş Sendikası’nın kurucuları arasında yer alıyoruz.

Adana’da hangi kuruluşlarda yetkilisiniz, toplam üye sayınız nedir?

Türkiye genelinde toplam 24 bin üyemiz var. Adana olarak kısmen de olsa bölge şube sayılıyoruz. Mersin, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adana olarak 6 şehir bize bağlı. Üye yoğunluğumuz İncirlik’ten kaynaklı daha çok Adana’da. Böylelikle bize bağlı 1500 üyemiz var, 1000 tanesi Adana’dan geri kalanı diğer şehirlerimizden.

Sendika olarak size üye olan işçilerin haklarını nasıl savunuyorsunuz, uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Sendika, işçilerin sosyal ve ekonomik anlamda gelişmelerine katkı sunan sivil toplum örgütüdür. Halk, sendikaya işçinin avukatı olarak bakar. Üyelerin haklarını korumak için sendikanın en yetkili olduğu ve masada yapabileceği konu işçiler adına imzaladığı toplu iş sözleşmesidir. Bu sözleşme onların sosyal ve ekonomik anlamda gelişmelerine katkı sağlayan anlaşmadır. Her sendikanın yetkili olduğu her birimde sözleşme imzalanır, bu sözleşme maddeleri üzerinden üyelere katkı sağlanıyor. Sözleşmenin dışında işçilerin işten çıkarılmasının önünü kesecek bir takım girişimlerde bulunabiliriz, işverenin üretimini artırmak adına işverene katkı sağlayıp, daha çok istihdam sağlaması anlamında katkı sağlayabiliriz. Bu gibi durumlar bizim üye ve işverene asıl kapsamımızın dışında verdiğimiz hizmetlerdir.

Bugüne kadar işçi haklarını savunmak için yaptığınız en büyük eylem hangisidir, nasıl sonuçlandı?

Benim dahil olduğum en büyük 2 tanesinden bahsedeyim. Biri sadece bu bölgede yaptığımız, ABD firması olan Vektrus şirketine bağlı çalışanların iş akdinin feshiyle ilgili eylemimiz oldu. 30 Ocak 2020’de 424 kişinin iş akdinin feshi bildirilmişti. Biz bu durumla ilgili basın açıklamaları ve eylemler yaptık. 14 Şubat 2020’de İncirlik nizami giriş kapısına yakın bir yerde 2000 kişinin katılımıyla büyük bir eylem yaptık. Tabi bu yaptığımız eylem ve girişimler sonucu çıkışı yapılması gereken işçi sayısı 424 iken, 229 düştü. Ama işten çıkarılacak kişi sayısının hiç olmamasını isterdik. Katıldığım diğer eylem ise, Sakarya’da tank palet fabrikası olarak bilinen fabrikanın işçileri bizim üyemizler. 2 sene önce çıkarılan kararname ile Sakaya tank palet fabrikası yani 1. Anabakım Komutanlığı özelleştirme idaresine devredildi ve işlemlerin yapılması için 1 yıl süre verilmişti. Orada yapılan bütün üretimi BMC firması yapacaktı. Biz de yaklaşık 1,5 ay tüm bölge temsilcilerimiz, il şube müdürlerimiz olarak kendi bölgelerimizde basın açıklamaları düzenledik, stantlar kurup halkı bilgilendirdik ve bu sürecin sonunda 19 Ocak 2019 tarihinde Sakarya’da 15 bin kişinin katılımıyla eylem yaptık. Türk Harb-İş Sendikası sayesinde Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Askeri Fabrikalar ve Tersaneler (ASFAT) adı altında bir şirket kuruldu. Oradaki işçiler ASFAT’a devredildi, fabrika bakanlıkta kaldı, BMC sadece geliştirmesine, yan işlerde yardımcı olacak ve onların sadece özlük haklarıyla ilgili işlemler yapacak olan bir firmaya dönüştü. Eylemimizin sonunda ek bir genelgeyle özelleştirmeden vazgeçildi. Hatta artık sözleşmemizde ASFAT Anonim Şirketi olarak yer alıyor. Bu da sendikamızın gücünü gösteriyor. Türk Harb-İş Sendikası koca bir çınar, yıllardır ülkemizde savunma sanayiinde çok güzel işlere imza atmıştır.

Savunma Sanayii ülkemiz açısından stratejik bir öneme sahiptir. Eylem yaparken bu hususu dikkate alıyor musunuz?

Savunma Sanayii ülkenin en kritik ve stratejik kısmını oluşturur evet ama biz eylem yaparken iş bırakmıyoruz, bugüne kadar savunma sanayiimizi sekteye uğratacak bir eylemin içerisinde bulunmadık, bulunmayız. Bu vatan hepimizin. Biz sadece karşı tarafın dikkatini çekip, yanlış yaptıklarını anlatmak için eylem yapıyoruz. Olan bir sorunu bazen masada oturup birebir anlatmak çok mümkün olmuyor, o yüzden kitlesel eylemler devreye giriyor. Eylem yaparak sesimizi daha yüksek şekilde duyurmayı istiyoruz.

Pandemi süreci bütün dünyayı sarsarken ülkemizi de etkilediği bir gerçek. Size üye olan işçilerin bağlı olduğu firmalarla bu dönemde hiç sorun yaşadınız mı?

Pandemi evet bütün dünyayı etkisi altına aldı, insanlar ekonomik ve sağlık anlamında birçok sıkıntılar yaşadılar. Bize bağlı kurumlarda çalışan üyelerimizde herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Zaten birçok çalışanımız kamu kurumlarına bağlı oldukları için genelde Cumhurbaşkanlığı’nın genelgesine uyarak hareket edildi.

Bildiğimiz kadarıyla Savunma Sanayii’nde millileşmek için bir takım çalışmalarınız var, bunları biraz anlatabilir misiniz?

Sendikamızın genel yapısında milli üretime geçilmesi gerektiği anlayışı var zaten. Birkaç defa sendikamızın bununla ilgili fonladığı konferanslar ve çalıştaylar yapıldı, halada yapılmaya devam ediliyor. Eğer Savunma Sanayiinde dışarıya bağımlı olmazsanız kendi kendize yetebilecek topu, tüfeği, füzeyi, uçağı üretebiliyorsanız çok güçlü bir ülkesiniz. Birçok ülkenin bize ambargoları da bu yönde oluyor. En basit örneğiyle Rusya’dan aldığımız S-400 ile bütün dünya karşımızda durdu ve bize yaptırım uygulamaya kalkıyorlar. Biz Sakarya Tank Palet fabrikamızda üretilen bir tankı Güney Kore’den 9.2 Milyon dolara, Almanya’dan 10 milyon dolara alıyorduk. Biz üretime başlayınca bize maliyeti 4.2 milyon dolar oldu ve onlardan aldığımızın daha kalitelisini yaptık. Örneğin Güney Kore’den veya Almanya’dan aldığımızda bir tank modeli ile alınıyor, hedefin vurulması için takın namlusunun hedefe çevrilmesi gerekiyor. Bizim ürettiğimiz tanklarda namlu ne tarafa dönük olursa olsun, sadece koordinatları girerek ateşleme yapıyor.

Son dönemde özellikle büyük bir oranının milli ve yerel olan İHA ve SİHA’larımızla birçok yerde dünyanın takdir ettiği başarılara imza atıldı. Bu sayede Savunma Sanayii’mizde üretilenler birçok alıcı buluyor. Burada çalışanlar olarak sizlerin de başarısı çok büyük. Bu anlamda Savunma Sanayii’mizi daha fazla geliştirebilmek için sizce neler yapılmalıdır?

Biz sadece tank, tüfek, silah üretmiyoruz. Mesela İstanbul tersanemizde gemi üretimi yapıyoruz. Denizaltıları, savunmada sahil güvenliğin kullandığı gemi ve botları biz yapıyoruz. Çok yakın bir süre önce Cumhuriyet tarihinin en büyük ihracatını Pakistan’a yaptık, üretimi bitmedi henüz ama 4 gemi ihraç edeceğiz. Savunma Sanayii için üretim pazarına biz de giriyoruz, zaten ürettiğimiz ürünlere çok fazla talip var. Artık bu üretim şeklini öğrendik, kendi işimizde gayet başarılı bir şekilde kullandık, sonrasında üretime devam etmek için ve kendimizi geliştirebilmek için kendimize devamlı pazar bulmamız gerekiyor. 

Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Savunma Sanayii’miz için uygulama kararı aldığı yaptırımlar sizce ülkemizi nasıl etkiler?

Avrupa Birliği ve ABD yaptırımlarıyla ve koydukları ambargolarıyla bizi her dönem etkiliyorlar. Bu ambargoların arkasındaki tek sebep artık Türkiye’nin büyümekte gelişmekte olan bir ülke olduğunun farkındalar. Pazarlarını kaybediyorlar, artık Türkiye bu pazara ortak oluyor. Stratejik ve coğrafi olarak çok iyi konumda olan bir ülkeyiz ve gün geçtikçe güçleniyoruz. Bu sebepten Türkiye’yi kendisine rakip olarak gören tüm ülkeler yaptırım uygulayacaktır. Ülkemizin güçlenmesini, kendi silahını üretmesini, milli olmasını hiçbir zaman istemeyeceklerdir. Belki gün gelecek ABD Ortadoğu’daki pazar hâkimiyetini kaybedecek ve Türkiye’ye dönecek. Pazarın şöyle bir önemi var; ülkeyi sadece ekonomik olarak kalkındırmıyor, üretilen ürünleri pazara çıkardıktan sonra ihracat yapılan ülkelerin güveni de artmış oluyor. Yani biz Ortadoğu veya Avrupa’nın pazarını ele aldıktan sonra birçok ülke bize karşı herhangi bir olumsuz eylem içerisinde olamayacaklar çünkü bize muhtaçlar.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı başkanım?

Bizi dinleyip, söylediklerimizi paylaştığınız ve insanların bilgilendirilmesine katkı sağladığınız için Gazette Gazetesi’ne teşekkür ederim. Yaptığınız yayınlarla, röportajlarla insanlara daha faydalı yazılar, makaleler ulaştırıyorsunuz.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER