Gökhan Yoldaş: Rekabet gücümüz gayet iyi

Gökhan Yoldaş: Rekabet gücümüz gayet iyi

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” canlı yayın programının konuğu Adana’nın uluslararası markası Feydaş Makine ve Mühendislik’in Genel Müdürü ve Yetkilisi Gökhan Yoldaş oldu. Gazette TV Youtube kanalında yayınlanan programda konuşan Yoldaş, “Ülke çapında rekabet gücümüz gayet iyi. Neredeyse ilk iki ve üçüncü sıralardayız. Dünyaya baktığımız zaman ise satışlarımız aslında çok daha iyi seviyeye geliyor” dedi.

İşte Gazette TV’de canlı yayınlanan programın tamamı; 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, Gökhan Yoldaş kimdir?

Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunuyum. Adana’da doğdum, yıllardır da bu memleketin havasını soluyan bir insanım. Feydaş Makine ve Mühendislik’in de genel müdürü ve yetkilisiyim. 

Plastik geri dönüşüm makineleri imal eden bir firmanın sahibisiniz… Kaç çeşit makine üretiyorsunuz ve ürettiğiniz bu makineler ne işe yarıyor? 

Firmamız 1986 yılında Fehmi Yoldaş tarafından kuruldu, babadan oğula nesilden nesle aktarılan bir firma. Geri dönüşüm makineleri imalatı yapıyoruz. Bu geri dönüşüm makineleri; atık diye toplanan ürünlerin, plastiklerin tekrardan ham maddeye dönüştürülmesi anında yapılan tüm makineler var. Her bir ünitede 8 çeşit makinelerimiz var. Bu makineler tabii büyüklüklerine göre beş çeşit olarak da değiştirilebiliyor. Kapasite artışlarına göre de sayılar tabi nereden bakarsanız 36- 38 çeşit makineler oluşturuluyor. Poşetler, naylonlar, sera naylonları bunlar atık olarak toplandıktan sonra hammaddenin yıkanması, dönüştürülmesi işlemi gerçekleştiriyor. 

Bu makinelerin tasarımı kime ait?

Aslında bir söz vardır ya ‘Amerika’yı baştan keşfetmemek gerekir’ diye bizler de birçok konuda keşfetmedik. Bunların araştırmaları yapıldı, halihazırda olan makinaların doğru çalışanlarını önce tespit ettik, bu tespitlerin arkasından daha verimlik hale getirilebilecek tasarımları ben ve AR-GE ekibimle birlikte bu hale getirdik, hala da getirmeye çalışıyoruz. Bu şartlarda tabi verimler, kaliteler, görüntüler, göze hitap edecek değerler dahil üretime devam edecek şekilde biz ve AR-GE ekibimize ait. 

Ham çeliği alıp makineye dönüştürüyorsunuz, bize bu dönüşüm sürecinden bahsedebilir misiniz?

Zor bir iş. Hazır bir ürünü bir makinenin içerisine koyup seri üretim yapmak ayrı bir durumdur ama hammadde bir çeliği makineye dönüştürmek, arabaya dönüştürmek ayrı bir zanaat gerektiriyor. Bundan dolayı da bir ekip çalışması; elemanların, personelin, AR-GE ekibinin, mühendislerin bu işte sağladığı büyük avantajlar var. Hammaddeyi dönüştürme aşamaları inanılmaz derecede hızlı ve kaliteli yapılması gereken bir süreç. Şu ana kadar üretimde kalite kontrol, hammaddenin stok alanları, bunların üretimi, personelimizin eğitilmesi, konuyla ilgili AR-GE çalışmalarının yapılması hepsi bir süreç şu ana kadar. Tabii ülkeye katkısı da çok. Sizin de dediğiniz gibi ülkede çok fazla makineci de yok. 

Ürettiğiniz plastik geri dönüşüm makineleri, çöpten toplanan plastiği tekrar ekonomiye kazandırıyor. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Aslında sadece çöp deyip bunu geçmemek gerekiyor çünkü ürünleri sadece çöpten değil, seralardan da toplanıyor aynı şekilde yıkama ünitelerinde aynı işlemlerden geçiyor yine aynı şekilde çöpten toplanan ürünler var, marketlerden toplanan ambalajlar var ve evlerden toplanan dahi bu atıkların çoğu bizim makinelerde plastik haline geldikten sonra ayrıştırılıyor, kırma makinesi dediğimiz kırma makinesinin içerisine giriyor, kırma makinelerinde küçük öğütücü şeklinde belli parçalar haline getiriliyor ve hemen arkasından yıkama gurubu dediğimiz ürüne giriyor. Yıkama gurubunda havuzlarımız var, havuzlar; ürünün aslında yıkanmasını aynı zamanda atık malzemelerinin ürünün ağırlık ve yoğunluk farkını yaratacak şekilde atıklara ayrılmasını ve taş, metal malzemenin ayrılmasını sağlıyor. Hemen arkasından sıkma makinesi dediğimiz TÜBİTAK onayıyla aldığımız Adana Sıkması da diye geçiyor. Bu Adana Sıkması dediğimiz makinenin en büyük özelliği burada tasarlandı, fikir babası benim babamdı daha sonra da diğer firmalarla bayağı geliştirdiğimiz ve 2008’de TÜBİTAK’tan onay aldığımız, destek aldığımız bir ürün olan hatta şu an çok çok yenileştirdiğimiz ürünler de var. Aldığımız patentlerle birlikte bu sıkma makinesinden çıkıyor arkasından agromel makinesi. Agromel makinesinde nemi tamamen gideriliyor ve granül dediğim şekilde makineden çıkarıp hammadde haline getiren makinelerimiz var. Bu şekilde bir sürece tabii oluyor sonra tekrar poşet, tekrar boru gibi ürünlere dönüştürülebilmesi için diğer makinelere gönderilecek şekle getiren makinelerimiz oluyor. 

Kullandığınız hammaddenin neredeyse tamamı çelik sanırım… Peki, çeliği nereden satın alıyorsunuz ve bu çeliğin parasal değeri yaptığınız üretimin yüzde kaçına tekabül ediyor?

Güzel soru… Bizim en büyük handikaplarımızdan biri ülkede katma değer verecek makineler üretmek lazım, daha değerli hale getirmek lazım. Malzeme fiyatımızın 4 katı, 5 katı değerinde para kazanmamız gerekirken aslında bu böyle olmuyor. Makinecilikte, çok fazla malzeme kullanılıyor ama bu değerin üç katı değil, yüzde 20, yüzde 30 bir işçilik ve kâr marjıyla hareket ediyoruz. Baktığımızda malzeme ya da cironun yüzde 70’ini malzeme karşılıyor. Katma değer oranı da yüzde 20’yi geçmiyor hem rekabet şartları hem de bu makinelerin aslında ağır olmasından kaynaklanıyor. 

Yaptığınız üretimin yüzde kaçı yerli?

Yaptığımız ürünün yüzde 30’u ithal, yüzde 70’i yerli. Bir ürün var sadece 4140 malzeme diye bir ürün dışarıdan ithal ediliyor, diğer tüm ürünler yerli. Buradan üretilen ham çelikten üretilerek makineye dönüştürülüyor. Geriye kalan yüzde 10- 15‘lik bir elektrik elektronik parçalarımız var bunlar elbette Türkiye’de üretilmiyor ama onun haricinde dediğim gibi yüzde 70 bizim ürünümüz. 

Sahibi olduğunuz bu tesiste kaç aileye ekmek sağlıyorsunuz?

Bugün itibariyle iki şirketimiz var; hem ithalat ihracat şirketimiz var kardeşime ait, bir de Feydaş Makine şu anda kendi yıllardır babadan gelen bir şirket. Babamı 2002 yılında kaybedince kardeşlerimle görevi biz devraldık. Bu şartlarda yaklaşık 80’e yakın yakın çalışanımız var. Feydaş Makine bünyesinde ise 45 kişi var. Her biride evli bir yere sahip olan, profesyonel, eğitimli ve çekirdekten yetiştirilmiş nereden bakarsanız 15-20 yıldır hiç ayrılmadan yanımızda çalışan personellerimiz var.

Ürettiğiniz makineleri ihraç edebiliyor musunuz Sayın Yoldaş?

2010’dan bu yana inanılmaz bir derecede ihracat büyük bir rol oynamaya başladı özellikle Türkiye çapında. Özellikle 2019 ve 2020 yılında bu pandemi de dahil olmak üzere üretimimizin yüzde 50’sini ihraç etmeye başladık. 2019’dan önce üretimin yüzde 30 civarındaydı ihracatımız bugün itibariyle yüzde 50 hatta şöyle diyeyim yerli üretimde arkadaşların ihtiyacı çok fazla olduğu için bu yüzde 50’yi de biz bilerek sınırda tutmaya çalışıyoruz ki ülkemize de katkımız olsun. 

Yaptığınız üretimin ne kadarını iç piyasaya ne kadarını yurt dışına pazarlıyorsunuz?

Ay ya da yıl içerişinde baktığımızda az önce de belirttim yüzde 50’sini ihraç ediyoruz ama bu 2019-2020 dönemi için geçerli. Bazen de çok yoğun, özellikle talep çok yüksek olduğunda yüzde 70 yerli müşterimize de ulaşabiliyor. Bu neden oluyor özellikle son dönemde atıkların Türkiye’ye getirilip dönüştürülmesi ve Çin’e, Avrupa’ya satılması için belli bir oranda üretim gerçekleşti. Bu durumdan ötürü de yurtiçinde inanılmaz bir geri dönüşüm sektörü oluştu. Adana’nın burada çok büyük bir rolü var, Türkiye’nin büyük bir kısmı da buradan nemalanıyor. 

Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz ve bundan ülkemize yılda ne kadar döviz girdisi sağlıyorsunuz Sayın Yoldaş?

Şu an Kuzey Afrika, Sudan, Mısır, Fas, Tunus o bölgeye inanılmaz bir ürün satışımız var. Kuzey Afrika’da gerçekten iyi bir rolümüz var. Hemen arkasında Avrupa’da Polonya, Romanya, Makedonya, Arnavutluk gibi bölgelere satış gerçekleştiriyoruz. Diğer taraftan; Irak, İran, Özbekistan, Azerbaycan bu bölgelerde çok iyiyiz. Rusya’ya şu an iki yıldır bayağı yoğunlaştık. Rusya’nın haricinde Amerika’ya satışlarımız var. Halihazırda üç tane tesis gönderdik Amerika’ya. Dünyanın birçok yerinde çalışmalarımız devam ediyor. 

Yurt dışındaki rekabet gücünüz nedir?

Ülke çapında düşündüğümüzde rekabet gücümüz gayet iyi. Neredeyse ilk iki ve üçüncü sıralardayız. Hem Adana’nın mali durumundan kaynaklanan çok rahat bir yaşam tarzımız var, ekonomik durumumuz iyi, personel çok rahat geçiniyor. Yaşadığımız bu durumdan kaynaklı Türkiye’de dünyaya baktığımız zaman satışlarımız aslında çok daha iyi seviyeye geliyor. Ekonomik makine satıyoruz. Hem ekonomik hem de kaliteli bundan dolayı da aslında ikinci sıraya yerleşmiş olabiliriz. Dünya çapında baktığımız zaman gerçekten çok büyük rekabet ettiğimiz kişiler var ve onlara yetişmek için de çok mücadele ediyoruz şu an. 

Ürettiğiniz makine tiplerinden, yurt dışından ülkemize ithal eden firma var mıdır, varsa niye bu ithalat yapılıyor?

Türkiye’de geri dönüşüm sektörü gerçekten gelişmiş bir sektör. Biz ve İstanbul’daki firmalar mümkün mertebe en kaliteli ve en yüksek verimli makineleri üretmeye çalışıyoruz. Avrupa’da özellikle Avusturya, Almanya gibi makinede kendini kanıtlamış firmalar, bizim üzerimizde verimli üretime sahip olabiliyorlar, çok da profesyonel olduklarından dolayı. Rakamları çok yüksek oldukları için bu oran yüzde 10’u geçmiyor ama bu da bizim sayemizde kaldı ki üretim yapmamış olsaydık bu üretim ithalatın yüzde 100’nü gerçekleştirmiş olacaktı. Ülkemizde bunun üretimi gerçekleştiği için yüzde 10’u geçtiğini sanmıyorum. Verim her zaman düşük gibi olsa da yüzde 70’e yakın onlara ulaşmış durumdayız hatta biz ve İstanbul, İzmir ve birçok ilimizde üretim yapan arkadaşlarımızın çoğu da bunun için elinden geleni yapıyor. Ay içerisinde üretime baktığımızda nereden bakarsanız 1 tesis üretecek yani ortalama 30-35 gün içerisinde tesis üretiliyor. Tesisin içerisinde 8 çeşit makinemiz var, bu makinelerin tamamı 1 ay, kırk beş gün aralığında bitiyor. Çok yoğun bakım onarım bölümleri oluştuğu için de bazen bu üretim süresi 60 güne kadar uzayabiliyor. Üretimlerinin içerisinde bakım bölümü açtıktan sonra aslında bu 30 gün, 35 gün durumu çok rahat ayarlayabiliyoruz. Tesis bazında baktığımızda böyle bir üretim gerçekleşiyor ama ayrı ayrı makine de üretiliyor yani tesisin içerisindeki makineler haricinde tek tek makine isteyenler de oluyor. Örneğin granül makinesi isteyen oluyor onu da beraberinde yapıyoruz. Bugün ki ciroya baktığımızda daha doğrusu üretime baktığımızda 8-9 makine ek olarak da 3 ya da 4 tesisin haricinde makine çıkabiliyor. Türkiye’deki rakiplerimizden farkımız olsun istiyorduk bunun için 2bin metrekarelik alanı kapattık ve yaklaşık 6 aydır kendi makinelerimizin kendi bakım onarım bölümünü kurduk. İnanılmaz derecede iyi giden bir süreç oldu hem bizim sıfır ürettiğimiz makinelerin tamamını hızlandırmış oldu hem de servis hizmeti verdiğimiz için müşterilerimizin bakış açısı çok değişti ve birçok firmanın önüne geçti. Bundan ötürü de Türkiye’de birinci sıradayız.

Bir makine ne kadar kullanılabiliyor?

Aslında şu an ürün şöyle yıkama üniteleriyle baktığımızda orada çok fazla suyla çok haşır neşir olduğu zaman özellikle havuz, kırma bu bölgeler 7-8 yılı geçmez. Bunun hemen arkasından sıkma makinesi ya da granül makinelerimiz var bunlar çok fazla suyla haşır neşir olmadığı için 15 yıla kadar kullanılabilir. Bu makineler, sadece 8 saat çalışmıyor bazen 24 saat aralıksız çalışıyor. Bundan dolayı da bazı makinelerimiz 5 yıl, bazı makinelerimiz 10 yıl gibi bir ömre sahip. 

Personel hatalarını ve kötü kullanımları saymıyorum. Gerçekten iyi kullanılan ve bugüne kadar hala hasar vermeyen birçok firmamız var. Bizim hem eğitim verdiğimiz firmalar bunlar hem de yanımızdaki ustaların bu işi gerçekten çok iyi algılamasından kaynaklanıyor.

Deyim yerindeyse, çöpten kendinize ve bu kadar aileye ekmek parası kazandırıyorsunuz... Atıklarımızın daha kolay ve daha az enerji ile geri dönüşümünü sağlayabilmek için, belediyelerimize öneriniz var mı Sayın Yoldaş?

Çok güzel bir soru… Aslında çok büyük önerilerim var. Adana’da bunu belki Zeydan Beyden özellikle çok isterim. Yerinde ayıklama dediğimiz bir ürün sistemi var Eskişehir’de denendi, Avrupa’da Almanya’da var. Ben kendi ailemde bunu çok iyi deniyorum. Petleri ayrı bir torbaya koyduruyorum. Ben, gıdayla karıştırılmadığı takdirde ne kadar değerli bir ürün olduğunu görüyorum. Bugün itibariyle belediyelerden istediğimiz şey, bunu belli bir kurala koymaları. Eskiden binalarda tek tek evler vardı şimdi yönetimleri olan binalar var. Bunların tamamını çok rahat yapabileceklerini, geri dönüşüm hatta atık toplama lisansı olan firmalardan bunların tamamını toplamaları için gün, belirli zaman görevlendirme yaparak hatta anlaşma yaparak belediyeler bu atık toplama işini çok iyi başarabilir. Bu gibi atıkların tamamını geri dönüştürmesini hatta çok uygun rakamlara dönüştürülmesi konusunda çalışmalar yapılabilir. Bunu neden söylüyorum; çöpe karıştırıldığı takdirde bir de yıkama maliyeti çıkıyor karşımıza. Saatte 70-80 ton sudan bahsediyorum. Ürün ne kadar temiz olursa saatte kullandığımız su miktarı 3 ton, 3 tona düşecektir. Su çok kirlenmediği takdirde kullanım sayısı da artacak. Atık ne kadar temiz olursa elektrik tasarrufu da olacaktır. Dikkat edildiği takdirde sadece bizim çalıştığımız 370 tane firmamız var müşteri olarak. 370 firmanın yüzde 50’si elektrik ve su tasarrufu yapsa çok daha başarılı olacağız. Bugün Avrupa’dan gelen ürünlerin çoğu da tamamen temizlenmiş ürün. Onlara çöp bile demiyorlar; ambalaj ürünü diyorlar. Bizim burada ise gıda ile karıştığında adı çöp oluyor. Devlet olarak kanun çıkarılması gerekiyor. Almanya’da durum böyle. Almanya’ya gidip hatta video bile çektik. Evlerde yerinde ayıklama yapılıyor. Üç farklı bölüme ayıklanıyor. Tahta ayrı, plastiği ayrı, gıdayı ayrı olan çöp konteynerleri vardı. Haftada bir gün kâğıt atıklarını toplamak için bir firma ya da belediye ekipleri geliyor hemen orada çöp poşetlerinin üzerinde numaralar var eğer ki atığa gıda karıştıysa ceza yazıyor çok da başarılı oldular bugüne kadar. Birçok ülkede bu sistem devam ediyor. Önce devletimizin böyle bir kanun oluşturması daha sonra da belediyelerin bu yaptırımları kullanmaları gerekiyor. Bence zaten çok sürmez en fazla 10 sene içerisinde bu sistemin oluşacağını düşünüyorum. Bu kanunu en çok bekleyenlerden biziz. Atık ne kadar çok kirlenirse bizim makinelerimiz sayısı da o kadar çok artıyor, daha çok su tüketiyoruz. Su tüketimi şöyle sorun Adana’mızda su var ama Ankara’da, Sivas’ta, Antep’te su yok. Bu şartlar altında oralarda geri dönüşüm yapma şansları kalmıyor.

Koronavirüs sizleri etkiledi mi? 

Koronavirüs yok aslında, etkilemedi. Geri dönüşümü hızlandırdı. Koronadan sonra doların artmasıyla hammadde fiyatları arttı. Diğer taraftan da geri dönüşümden ki burada çöpten bahsetmiyorum ambalaj ürünlerden bahsediyorum. Özellikle hastanelerde kullanılması için eldiven ve ona benzer şeyler üretilmeye başlandı, ambalajlar üretilmeye başlandı. Dikkat ettiyseniz bütün sebze ve meyveler, reyonlar plastik ürünlerle doldu daha sonra bunu dönüştürmek için bize ihtiyaçları var. Aslında ambalajların kötü manada olmadığını, kullanımlarının doğru yapıldığı takdirde gerçekten dost olan bir ürün olduğunu görüyoruz. Kâğıt gibi değil, kâğıt çok çabuk kirlenebiliyor ve dönüştürmek çok zor ama plastiği çok rahat tekrar tekrar dönüştürüp hammadde halinde kullanabiliyorsunuz. Plastik kötü gösteriliyor ama öyle değil tekrar tekrar dönüştürdüğünüz takdirde dünyaya Türkiye’ye çok fazla katkısı olacaktır. Bu sebeple kanunlar çıkarılmalı ve kurallara uyulmalı ve bilinç arttırılmalı. Pandemi noktasında geri dönecek olursam dediğim gibi geri dönüşüm arttı ve bu da ithalatı arttırdı. 

Peki, son olarak; geri dönüşümü kolaylaştırabilmek için vatandaşımıza vermek istediğiniz mesajınız var mı?

Özellikle ailelerin çocuklarını bilinçlendirmelerini istiyorum. Ben 10 yıl sonra bu çocukların anne baba oldukları bilgisiyle bu petle, naylonların, plastik atıkların, kağıtların belli ayrıştırmaların evlerde yapılması gerektiğini vurgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Buna Ekonomiye katkı olarak bakılması gerekiyor buna herhangi bir çöp olarak bakılıp ‘ya nasıl olsa bunlar bizimle ilgili değil’ deyip attıkları zaman ülke ekonomisinin zararına olur. Ailelerin, eğitimcilerin, okulların, belediyelerin, devletimizin de dahil olmak üzere bu noktada gerçekten çaba sarf ettiklerini istiyorum. İthalat olarak dışarıdan ürünler geliyor, bu ürünlerin dışarıdan gelmesini istemiyorum ama maalesef ki çok temiz geliyor. Çöp dediğimiz bizim burada ambalaj dediğimiz naylonun birebir aynısı geliyor bizde de böyle olması için toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.  

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER