Günü birlik politikalarla bu iş gitmez

Günü birlik politikalarla bu iş gitmez

Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Gazette’ye önemli açıklamalarda bulundu. Gazette muhabirlerinden Mert Er’e konuşan Bulut, “Elbette bu ülkede yaşıyoruz ve her şeyin daha güzel olmasını istiyoruz. Ancak son yıllarda genel dış politikamız değişti. ‘Yurtta barış, dünya barış’ anlayışından Suriye’deki meselelere dâhil olan bir Türkiye’ye döndü. Bu ve buna benzer sorunları atlatacağız ama biz kendi ülkemizde ne istiyorsak komşumuza da onu istememiz lazım. Günü birlik politikalarla bu işler gitmez” dedi.

İşte CHP Adana Milletvekili Bulut ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli röportaj;

Birçok Adanalı sizi tanıyor ama sizi tanımayanlar için kendinizden bahseder misiniz, Burhanettin Bulut kimdir?

Denizli Mahallesi’nde büyüdüm. Denizli İlköğretim Okulu, 19 Mayıs Ortaokulu ve Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldum. 1992 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdim. Döndükten sonra da Yeşilevler Mahallesi’nde eczane açtım. 10 – 15 sene evvel de eczanemi Çukurova’ya taşıdım. O tarihten bu yana da serbest eczacılık yapıyorum. Bu arada açık öğretimden İktisat Fakültesi’ni bitirdim. Sivil toplum örgütleriyle her zaman haşır neşir oldum. Meslek odasının faaliyetlerine eczanemi açtığım günden itibaren katıldım. Adana Eczacılar Odası’nda altı dönem yöneticilik yaptım. Saymanlık, genel sekreterlik ve dört dönem de oda başkanlığı görevini yürüttüm. Oda başkanlığı görevimde aktif siyasette izleyiciydim. Oda başkanlığını bıraktıktan sonra da aktif olarak siyasetin içine girdim. Çukurova Belediyesi’nde kısa bir dönem belediye meclis üyeliği yaptım. Ardından Cumhuriyet Halk Partisi Adana İl Başkanlığı yaptım, bu onuru taşıdım. Milletvekili adaylığı, partide çalışmalar derken 27. dönemde de Adana’yı temsilen Adana milletvekili oldum.

Milletvekilliği görevinize seçilmenizden bu yana geçen 2 yılı aşkın bir süredir Adana’mızın tam da ihtiyacı olan bir görüntü çizerek, problemlerimizi TBMM kürsüsünden dile getiriyorsunuz… Bu uğraşınızın karşılığını alıyor musunuz Sayın Bulut?

Milletvekilliğimde 2 yıllık faaliyetime baktığımda vatandaş muhalefete ayrı, iktidara ayrı bir görev verir. Bu yeni sistemde gerek iktidar tarafı gerekse toplum yasamanın görevleri konusunda çok netleşemiyor. Yasama, halkın sorunlarını Meclise taşır ve orada toplumun ihtiyaçlarını veya geleceğe yönelik ihtiyaçlarını karşılamak üzere yasalar çıkarır. Daha önce yürütme ile iç içe yapılırdı bu, yeni dönemde tamamen ayrı bir şekilde yapılıyor. Yasama ile Yürütme teorik olarak birbirinden ayrılmış durumda. Fakat gördüğümüz kadarıyla böyle bir ayrışma yok. Sarayda, ofiste kurullar yasa tekliflerini hazırlıyor, yasamaya getiriyor. İktidar milletvekilleri de altına imza atıyor ve bu yasa teklifi Mecliste tartışılıyor. Hakkıyla tartışılmıyor, ihtisas komisyonlarında tartışılmıyor. İhtisas komisyonlarının esprisi, o konuya kim vakıfsa onun üzerine bir çalışma yapılıyor. Haliyle Meclisi o anlamda işlevsizleştirdiler. Meclisteki milletvekilleri özellikle kendi alanlarındaki söylemleri çok kabul görmüyor. Gelen yasa teklifi çoğunlukla değişmeden, eğer çok önemli maddeler varsa kavga – gürültü ile maddeleri azaltılıyor ya da geri çekiliyor. Şimdi burada iktidara, muhalefete görev düşüyor. Biz kendimizce daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönem de baskı yapma görevimize devam ediyoruz. Toplumu bilgilendirme, gelen yasa teklifi ile ilgili görüşlerimizi aktarma, onlarla ilgili çalışma yapma, onların ihtisas komisyonuna gelmesiyle ilgili mücadele gibi görevlerimize devam ediyoruz. Burada bir değişiklik yok ama Mecliste asıl değişiklik iktidarda. İktidar milletvekilleri daha önce Yürütme ile iç içe oldukları için o yasa tekliflerini hazırlıklı yaparlardı ama şu an iktidar kanadında hem AK Parti hem de MHP milletvekillerinde öyle bir yetki yok. Bizim açımızdan iki yıllık deneyimde, daha önce Mecliste muhalefet partilerinin gösterdikleri çabanın benzerini gösteriyoruz ama aynı şeyi iktidar milletvekilleri için söyleyemeyiz. Adana özelinde soracak olursanız, Adana’da CHP’de 4 milletvekiliyiz. Bu 4 vekil de ayrı ayrı özellikleriyle Adana’nın tümüne hitap ediyor. O anlamda bizler Adanalı bilinciyle davranmaya çalıştık. CHP Adana milletvekilleri olarak Mecliste bir siyasi parti kimliğinden ziyade Adanalılıkla Adana içi sorunları gündem etmeye çalıştık. O anlamda geçtiğimiz 2 yılı kendimiz açısından Adana için gösterebileceğimiz en güçlü performansı göstermeye çalıştık.

Dertlerimizi, Adana’yı TBMM’de temsil eden 15 milletvekilinin tek bir ağızdan Ankara’ya anlatması daha etkin olmaz mıydı? Bu yönde herhangi bir güç birliği çalışması yapıldı mı?

Tabi, doğrusu da sizin dediğiniz gibi. Biz bunu seçim öncesinde de ifade etmiştik. 4 milletvekili de burada doğmuş, burada büyümüş, burada geçimini sağlayan insanlar. Çocuklarımız, ailelerimiz burada. Gelecekte de burada yaşayacağız. O açıdan biz Adana’ya böyle bakıyoruz. Diğer partilerin milletvekillerine de bunu defalarca söyledik ama bu maalesef olmadı. Sel felaketinde bile bir araya gelemedik. Sel sonrası bir fotoğrafta iktidar sözcüsü, vali, iktidarın il başkanı, iktidar milletvekilleri ve tüm partilerin belediye başkanları var ama biz maalesef oraya çağrılmadık. Hâlbuki biz ilk gün sahadaydık, o suların içindeydik. Adana’nın diğer milletvekilleriyle bizim performansımızı ölçün, aradaki farkı göreceksiniz. Hangi olay olsa dakikasında mutlaka bir arkadaşımız orada. Dolayısıyla siyaset üstü bir birliktelik olması gerekiyor ama maalesef bu bizden kaynaklı değil. Özellikle AK Parti’den kaynaklı bir durum. Keşke başarılı olsalar, keşke bugüne kadar yaptıklarından dolayı eleştirilmiş olmasalar da bunu yapsalar. Bugüne kadar Adana’yı yönetenleri somut olarak eleştiriyoruz biz. Adana; Kayseri ile Eskişehir ile Konya ile Gaziantep ile mukayese edilsin. Bu kadar çok iktidar partisi milletvekilinin olduğu, belediyelerin bu kadar çok iktidar partisi ile temsil edildiği bir il, bu kadar geri kalıyorsa en önce 18 yıldır bu ülkeyi yöneten AK Parti’nin utancıdır. Onların başarısızlığıdır, onların eksikliğidir.

Adana’mızın özellikle modern şehirleşme ve yerel yönetim hizmetleri bakımından; diğer birçok kente göre çok gerilerde kaldığını artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek… Adana’ya bu pencereden baktığımızda, önümüzdeki dönemi umut verici olarak değerlendirebilir miyiz?

Geçtiğimiz günlerde Devlet Bahçeli Köprüsü’nün merkezi hükümet tarafından karşılanmasına dair bir tartışma vardı ve olumluydu. Bunu ben de destekliyorum.  Çünkü merkezi hükümet, bazen yerellere destek verir. Biraz önce anlattığım örnekten yola çıkarak; Hafif Raylı Sistem, Türkiye’nin diğer illerinde merkezi hükümet tarafından alınmış. Projeler ya başta alınmış ya da yürütülemediği andan itibaren merkezi hükümet devralmış. Sonuçta belediyenin de merkezi hükümetin de amacı halka hizmet etmek. Geçen dönemden bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kürsülerden ifade etmesine rağmen merkezi hükümet Hafif Raylı Sistem’e desteğini vermedi. Şimdi aynı tartışma Devlet Bahçeli Köprüsü için de var. Sadece Adana için değil tüm belediyelerin kasası boş durumda. O yüzden merkezi hükümetin buralar el atıp buraları hazırlaması gerekiyor. Çok büyük bir hastane yapıldı ve ulaşımı hızlandıracak bu tür projelerde ihtiyacın karşılanması gerekiyor. O açıdan belediyelerin bu ekonomisiyle bu iş daha uzar. Merkezi hükümet yaparsa da çok daha iyi olur. Adana’ya da hizmet olur. Bizim çocuklarımız Adana’da yaşayacak. Adana’da siyasi parti tartışmasıyla bir hizmet geri kalacaksa eğer ben yapmam. Bunu da somut örneklerle söylüyoruz. Mesela Adana’daki stadyum yeni bitti. Diğer illerdeki stadyumlara baksınlar; ne kadar sürede bitti. Adliye örneği var, Ceyhan’daki devlet hastanesi var. Benzer örneklerine baksınlar. Adana’nın 20 sene önceki fotoğrafını çeksinler, bir de şimdiki fotoğrafını çeksinler. Konya’nın, Kayseri’nin, Eskişehir’in fotoğraflarını da çeksinler ve getirip masaya koysunlar. Bu 20 yıllık süreçte iktidar hangi parti, ona baksınlar.

Geçtiğimiz aralık ayından bu yana dünyamızı etkisi altına alan ve yaklaşık 6 aydır da ülkemizde kendisini hissettiren Covid-19 illetine karşı hem devlet hem de millet olarak aldığımız önlemleri doğru buluyor musunuz Sayın Bulut?

Hem sağlıkçı yerindeyim, aynı zamanda da Mecliste sağlık komisyonundayım. O nedenle toplumu bilgilendirme, bilinçlendirme ya da iktidarın yaptıkları noktasında eksikleri dile getirmeye çalışıyoruz. 11 Mart itibariyle Türkiye’de vaka sayısı çıktığı anda bir pandemi tartışması ülkemizde var. Halkın sağlığını korumaya çalışıyoruz. Sokağa çıkma yasakları, 65 yaş üstünün sokağa çıkmaması gibi ciddi izolasyon tedbirleri alındı. 1 Haziran’da hemen hemen Avrupa ile aynı anda yeni normalleşme sürecine girildi. Avrupa bizden daha önce karantina tedbirleri almıştı, biz daha geç almıştık. Dolayısıyla “1 Haziran bizim için daha erken” diye itiraz ettik. İkinci itirazımız da yeni normalleşmeyi bir normalleşme gibi yansıttılar. Yani her şey eskisi gibi olacakmış gibi ifade ettiler. Bir kural belirlersiniz ya da yasaklama getirirsiniz. Bunu da kontrol edersiniz. Hiçbir denetim yok. Düğün salonlarını açarsanız, elbette oyun havası çalınınca insanlar oynayacak. Onun yerine nikahla halledilebilir. Ya da toplu taşımada eğer bir Covid-19’lu vaka varsa vaka sayısı yükselir diyoruz. Temel mesele, Covid-19’lu bir hastanın bireysel tercihi olmaz. Çünkü bu hasta bulaştırıcıdır. Bulaştırıcı hastalar toplumsal tehlike oluşturduğu için onu kendi inisiyatifine bırakmazlar. Bir hasta hastaneye gitti ve testi pozitif çıktı. “Hadi kardeşim sen evine git. Şu anda hastanede yatacak pozisyonda değilsin” diyemezsin. Eğer evde tedavi yöntemini belirlediyseniz, evinde tedavi olmasının daha doğru olacağına inanıyorsanız, Bilim Kurulu da böyle bir karar almışsa buna bir itirazımız yok ama o hastayı alıp evine götüreceksiniz, evini kontrol edeceksiniz. Evinin şartları uygun değilse onları izolasyon merkezine götüreceksiniz. Söylediğimiz çok basit. Bunu yapmazsanız patlar ve her tarafta vaka çıkar. Devletin verdiği rakamların doğru olmadığını herkes biliyor. Adana’daki vaka sayısını hepimiz görüyoruz. On tane tanıdığımız varsa bir tanesi hasta çıkmış. Ya hastanede ya evde ya da karantinadan yeni çıkmış. Ortada böyle bir realite var ve bunu seçim malzemesi olarak kullanmamak lazım. Adana’ya ilişkin söylüyorum; hemen yanı başımızda Sahra Hastanesi var. Şehir Hastanesi gibi olmaz gibi bir sürü tartışma yapıldı. Adı üstünde zaten Sahra Hastaneleri geçici hastanelerdir, kalıcı değildir. Pandemi ile savaşın en önemli unsuru izolasyon. Yani bunun bulaşmasını engellemek. Engellerseniz tehlike azalır, vaka sayısı düşer. O yüzden orayı izolasyon merkezi gibi kullanabilirsiniz. Elimizde fuar alanı gibi çok güzel bir alan var ve orada ihtiyacı olan hastaları tutabiliriz. Bir yandan da ekonomik sorunlarımız var. Sokak ekonomisinde çalışan insanlar aç. İddia ediyorum Türkiye tarihinde esnaf ilk defa yardım paketlerine muhtaç hale geldi. Bu insanları bir şeylere muhtaç etmemek gerekiyor.

Ülkemiz bugün bir taraftan içimizdeki PKK ve FETÖ unsurlarını kazımak için uğraşırken, diğer taraftan da Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan, Doğu Akdeniz ve Ege’deki sorunlarla neredeyse tüm dünya ülkesini karşısına alarak mücadele ediyor. Ne diyorsunuz, bu kadar uğraşın sonu selamet olacak mı Sayın Bulut?

Elbette bu ülkede yaşıyoruz ve her şeyin daha güzel olmasını istiyoruz. Ancak son yıllarda genel dış politikamız değişti. ‘Yurtta barış, dünya barış’ anlayışından Suriye’deki meselelere dâhil olan bir Türkiye’ye döndü. ‘Bölgede bir aktörüz’ hevesiyle Türkiye, Ortadoğu bataklığına sokuldu. Bu anlamda Suriye’de yaşanan bir gerginlik hemen yanı başımızdaki şehirlerde hissedilebiliyor. Sınırlarımız açıldı, milyonlarca insan Türkiye’ye getirildi. Bu doğru bir politika değil. İnşallah Ortadoğu bir an evvel barışın egemen olduğu bir coğrafyaya döner. Türkiye de diğer ülkeler gibi bir ülke değil. Demokrasi daha güçlü, kurucu değerleri çağdaş normlarda, Mustafa Kemal Atatürk gibi deha bir liderin cumhuriyeti kurarken ki demokrasi tohumları çok güçlü. O açıdan bu saydığınız her şeyi bir an önce atlatacağız ama biz kendi ülkemizde ne istiyorsak komşumuza da onu istememiz lazım. Günü birlik politikalarla bu işler gitmez.

Önümüzdeki dönemde ülkemizi çok güzel günlerin beklediğini savunan iyimser bir görüş ile gidişatın kötü olduğunu savunan tam tersi kötümser başka bir görüş var. Siz hangisine inanıyorsunuz ve sebebi nedir Sayın Bulut?

Şimdi artık küresel bir dünya var. Bilişim çağı, artık her şeyi çok yakınlaştırdı. Yani nerede ne oluyorsa anında öğrenebiliyoruz. Teknoloji nasıl bizi yakınlaştırdıysa, hastalık da bizi yakınlaştırdı. Bu, dünyanın küçüldüğünün göstergesi. Burada da Türkiye kendisini hangi sınıfta bulacak. Asıl mesele o. Gelişmiş ülkeler sınıfına mı girecek, Ortadoğu’da aktör olmaya aday, kendisini çeşitli gerginliklere atan bir ülke mi olacak, burada karar verecek. Fakat demokrasi, ekonomi, insan hakları ve sair birçok konuda çok gerilere düştük. Sermaye de gelmiyor. Yabancı sermaye dediğiniz güvene gider. Güven varsa o gelir ama bakıyorsunuz son yıllarda Türkiye’de yabancı sermaye kaçmaya başladı. İçeride gazeteciler var, görevden alınan belediye başkanları var, toplumun yarısı ihanetle suçlanıyor, hain ilan ediliyor. Böyle bir siyasi iklim, Türkiye’yi o çağdaş normlardan daha geri normlara getiriyor. Biz kurucu değer olarak çağdaşlığı, gelişmişliği, moderniteyi, laikliği şiar edinmiş bir ülkeyiz. Ama bugün tam tersi durumdayız. İstanbul Sözleşmesi’nin bile tartışıldığı bir ülkeye döndük.

TÜİK’in açıkladığı son verilere göre, işsizlik oranının düştüğü belirtildi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İşsizlik oranının düşüp düşmediğini sokağa çıktığınızda görebilirsiniz. Bunun olma ihtimali yok, bu doğru bir şey de değil. Algı yönetimi ile ülke yönetiliyor. İşsizliğe çare bulmak yerine TÜİK’in başkanını değiştirip, rakamları düşürüyorlar. Biz zaten krizdeydik üzerine pandemi geldi. Tüm dünya doğal olarak pandemiden etkileniyor ama Türkiye işsizlik yüzde 5 artacağı yerde, yüzde 10 arttı. Ülkemizde 10 milyonun üzerinde işsiz var. Bakıldığı zaman 2 kişiden biri ya işsiz ya da işinden memnun değil. Mecburen gidiyor. İnsanlar işini kaybetmemek adına ne bulsa onu yapıyor ama toplumun istekleri arttı, bireysel talepler arttı. Teknolojik ürünler gibi, sosyal hayat gibi harcama kalemlerinin arttığı bir ülkede, asgari ücretin yoksulluk sınırının altından açlık sınırına geldiği bir yerde yarı asgari ücret verilmesi kadar tehlikeli bir durum yok. O açıdan bunu bir dayanışma paketi haline getirip Meclisiyle, tüm siyasi partileriyle bu ülkede üretime tekrar dönmenin formüllerini, istihdam anlamında yeni kapılar açmanın formüllerini bulmamız lazım. Her alanda yerli ve milli tartışmaları var. Yerli ve milliyi kabul etmeyecek hiç kimse yok. Genel başkanımız da sosyal devlet diye defalarca dile getirdi. Sosyal devlet, üretimdir. Üretimde yerlilik kurulur. O anlamda biz bunun bir iç politika meselesi ya da bir algı operasyonundan ziyade gerçekçi bir hale getirilmesini diliyoruz. Elimizin altında tarım var. Hemen bu sene ekime destek ver, yönlendir, seneye bunun mahsullerini alırsın. Türkiye, buğdayda en çok ithal eden ülkelerden biri. Buğday ekilsin, eksik neyse konsey bir araya gelsin çiftçiyi desteklesin en büyük üretime hızla başlamış oluruz. Bu bir samimiyet göstergesidir.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir, vatandaşlarımıza ne mesaj verirsiniz?

Bir kere zor bir dönemden geçiyoruz. Sadece Türkiye değil, tüm dünya pandemiyle mücadele ediyor. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Pandemi, bilinen bir hastalık, bilinen bir virüs değil. Yarın neye dönüşür bilmiyoruz. O açıdan hayat devam ediyor. İşsizlik toparlanır, ekonomi toparlanır, iktidarı beğenmeyip değiştirebiliriz ama bugün sağlığımızla ilgili bir mesele var. O yüzden dikkat etmeleri gerekiyor. Belli ki iktidar toplumsal izolasyondan vazgeçti, bireysel izolasyona döndü. Bireysel izolasyon da bu virüsten olabildiğince uzak kalmak. Maske kullanımı şart. Mecbur kalmadıkça dışarı çıkılmamalı. Kronik hastalıkları olanlar, 65 yaş üstü vatandaşlarımız mecbur kalmadıkça kalabalıklara katılmamalı.

 

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER