Klinik Psikolog Hülya Üstekidağ Ayna: Herkes bu süreçten güçlü çıkamayacak

Klinik Psikolog Hülya Üstekidağ Ayna: Herkes bu süreçten güçlü çıkamayacak

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” canlı yayın programının konuğu, Klinik Psikolog Hülya Üstekidağ Ayna oldu. Gazette TV’de yayınlanan programda konuşan Ayna, Kovid-19 sürecinden herkesin güçlü çıkamayacağını belirtti. Ayna, “Bu süreçten fazla hasar alanlar, bu sürece uyumlanma ya da psikolojik sağlamlık konusunda sıkıntı yaşayanlar da olacaktır. Biz bu süreçte elimizden geldiğince online terapilerle devam ediyoruz” dedi.

İşte Gazette TV’de Klinik Psikolog Hülya Üstekidağ Ayna ile gerçekleştirilen o keyifli program;

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Hülya Üstekidağ Ayna kimdir. Bu mesleğe neden başladınız, neden klinik psikolog olmayı tercih ettiniz?

Ben, Ege Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldum. Daha sonrasında klinik psikolojide ve psikolojik danışmanlık ve rehberlikte yüksek lisans yaptım. Şu anda da adli bilimlerde doktora programıma devam ediyorum. Uzun yıllardır da klinik deneyimlerim var çok fazla terapi eğitimleri aldım, veriyorum da. Burada da çoğunlukla hem çocuk hem yetişkin hem de aile üzerine çalışıyoruz. Travma olabiliyor, bağlanma problemi olabiliyor vesaire ve kum terapisi uyguladığım tekniklerden bir tanesi. Kum terapisti olmak biraz meşakkatli, uluslararası bir eğitimden geçiyoruz, bizler de analizlerden geçiyoruz. İki yılı aşkın süredir devam eden bir eğitimimiz var. Sertifikasyonu olan 16 arkadaşız biz şu an Türkiye’de. Akdeniz ve doğu bölgesinde ben tekim, Türkiye’nin faklı illerinde çalışıyoruz. Burada da mümkün oldukça danışanlarımıza, her yaş gurubundan danışanlara kum terapisiyle hizmet vermeye çabalıyoruz. 

Koronavirüsle mücadele sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ben pandemi sürecini felaketleştirenlerden değilim çünkü, doğanın insanlara ciddi bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Kendimizi de doğayı da çok yıprattık ve çok fazla şeyi rahatsız ettik doğal döngü içerisinde. Bunca şeyin karşılığında da bir dur ihtarı geldi gibi değerlendiriyorum. Dünya üzerindeki herkesin yaşam biçimi de değişti. Çalışma sistemlerimiz değişti, hareketliliğimiz değişti, sosyalliğimiz değişti her şeyimiz çok değişti bu süreçte. İnsanlığın ders alarak biraz daha belki hem kendini hem de doğaya saygılı hareket ederek tahribatı da engelleyebileceğimize inananlardanım. Tabi ki uyumlanmak hepimiz için kolay olmadı hem sağlık endişeleri yaşadık, bulaşır, bulaşmaz endişeleri yaşadık, yaşam biçimimiz çok değişti, maddi döngülerimiz çok değişti, sosyal döngülerimiz çok değişti. Siz de biliyorsunuz İnci Hanım, sizler de öylesiniz; çok yoğun çalışan insanlarız. Sabahın bir körü mesaiye başlayıp gecenin geç saatlerinde evlerimize gelen insanlardık. Birdenbire birisi bize dedi ki dur, evden çıkma. Buna uyumlanmakta da herkes çok zorlandı. İnsanların en büyük becerilerinden birisi uyum sağlama becerisidir zaten. Sosyal hayatımıza döneceğiz bir şekilde, iş hayatımıza döneceğiz elbette dışarı çıkmaya da uyumlanacağız. Dışarıya tekrardan çıkma konusunda da çok fazla sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum aslında. 

Bu süreçten psikolojik olarak güçlü çıkabilecek miyiz? 

Herkes için onu söyleyemem, bu süreçten daha fazla hasar alanlar da olacaktır ya da bu sürece uyumlanma ya da psikolojik sağlamlık konusunda daha fazla sıkıntı yaşayanlar da olacaktır. Biz bu süreçte elimizden geldiğince tabi online terapilerle de devam ediyoruz ve çok kontrollü olması koşuluyla ofisimizde de görüşme almaya başladık. Daha fazla hijyen kurallarına uyarak ve sosyal mesafe kurallarına uyarak terapi vermeye devam ediyoruz. Sorduğunuz soru şu noktada çok önemli zaten panik atakta zemini olanlar, obsesif kompülsif bozukluğu olanlarda çocuklar ve yetişkinlerde çok ciddi artışlar gözlemledik. Evin içerisinde sürekli kalmak, insanları çok boğdu. Bazıları temizlik ve hijyen konusunu iyice abarttı. Bu kaygı da hepimize her şeyi yaptırabiliyor. Bu dikkat etme sürecinde şöyle bir şey de oldu, bu ülkenin insanları olarak teması seviyoruz, kalabalık ortamları seviyoruz. Bizim zaten genel anlamda yaşayış biçimimiz bu ve onu da kısıtladık. Teknoloji imdadımıza yetişti belki de insanların teknolojiyi doğru kullanmasına vesile oldu. 

Alınan önlemler kapsamında bazı iş yerleri evden çalışma yöntemlerini benimsedi… Nedir bu evden çalışma yöntemleri? 

Her meslek gurubunun kendi içerisinde tasarımı değişti ama terapi açısından şöyle bir şey yaşadık online terapilerimizin yoğunluğu arttı biz zaten yapıyorduk yurtdışından, şehir dışından danışanlarımız oluyordu şimdi il içinden de online terapiler almaya başladık. Bizim burada her hafta ya da iki haftada bir düzenlediğimiz sohbetlerimiz oluyordu. Bazı hocalarımızı, alan çalışanı uzaman arkadaşlarımızla çalışıyorduk onları da biz online’a taşıdık. Duyurulara çıkıyoruz, bazı uygulamalar üzerinden dünyanın birçok yerindeki meslektaşlarımızla mesleki sohbetler yapabiliyoruz, eğitimlerimizi online yapıyoruz. Aslında biz hala çok yoğunuz, eve kapandık ama hala çok yoğun çalışıyoruz. Bu nedenle de evden çalışma yönteminin bizim mesleğimize uyumlanması çok zor olmadı açıkçası. 

Görünen o ki koronavirüs sonrasında da birçok iş yeri evden çalışmaya devam edecek… psikolojik açıdan baktığımızda bununla ilgili neler söyleyeceksiniz, bunu insanlara ne gibi avantajı veya dezavantajı olacak?

Bizim normalleşme dediğimiz bu süreç, çok hızlı gelişmeyecek, biraz zamana ihtiyacımız var hepimizin. İşlerimizi belki bir süre daha online götüreceğiz ama kademeli olarak eski hayatımıza adapte olmamız gerektiğini de düşünüyorum. Biz aslında bu virüsle yaşamaya devam edeceğiz. Bu virüs dışında belki başka virüslerle de yaşamı öğrenmemiz gerekecek dolayısıyla da yavaş yavaş normalleşerek bu süreci yapmamız lazım ama bu yavaş yavaş ki kısımda şu var işlerimizi evden yürütmeye devam etsek de ufak ufak dışarıya çıkıp biraz daha sosyalleşeceğimiz için insanların bu süreci rahatlıkla alışabileceğinize inanıyorum. 

Evden çalışmak kısa bir süre için insanlara cazip gelebilir ama bir süre sonra sıkıcı olmaya başlayacaktır… hem fiziki hem de mental rahatsızlıklara neden olur mu?

Tabii ki olur. Bizim meslek, iş dediğimiz olgu sadece para kazanmakla ilgili bir şey değil. O süreç içerisinde bir iş yerinin çalışma ortamını sosyalleştirmesi, insan ilişkisini oluşturması müthiş bir kazanım. Dolayısıyla da bunlardan biraz geri durmuş oluyoruz. İş arkadaşlarımızdan uzağız aralarda yaptığımız sohbetlerden uzağız ya da iş yerine giderken yolda geçirdiğimiz gözlemlerimizden de uzağız. Sonsuza dek evden çalışılır mı? çok sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Bu defa karşımıza sosyal uyum problemleri gelebilir. Evet, başlangıçta şu cazip geldi evde rahat kıyafetlerle herhangi bir özel hazırlanmaya gerek duymadan, yolda vakit kaybetmeden, toplu taşıma ya da herhangi bir araca binmeden herkes işini evden yürütebiliyor. Bu konforlu gibi görülüyor ama bu belli bir noktadan sonra insanların çok fazla evde kalması doğasına aykırı çünkü bizler sosyal varlıklarız. Psikolojik olarak bu sosyal uyum problemlerine sebep olabilir, bazı duygu durum bozukluklarına sebep olabilir çünkü bu boğucu da bir şey. Şuna döndü artık belli saatlerde markete gitmek bile bizim için acayip bir sosyal aktiviteye dönüştü. Bu sebeple bunun çok çok uzun süreli olmamasını umut ediyorum. Bunu için şeye de dikkat etmek lazım fiziksel hareketsizlik de psikolojik sorunları beraberinde getirebilir. En azından evin içerisindeyken fiziksel hareketliliği de hayatımıza eklememiz gerekiyor. Ekran çok önemli bir risk özellikle çocuklarımız bu süreçte ekrana çok maruz kaldı. 20 yaş altı bütün gün evden çıkamıyor, çok kısıtlı izinlerde çıkıyorlar onlarda bilgisayarlarda, televizyonlarda, tabletlerde müthiş zaman geçirmeye başladılar ve maalesef eylül ayına kadar aileler bu süreyi kontrol edemezlerse, sınırlandıramazlarsa başka problemler bekliyoruz. Dikkat eksiklikleri ile ilgili sorunlar başlayabilir, otizmle ilgili sorunlar başlayabilir çocuklarda motivasyon düşüklüğü, akademik başarı düşüklüğü, sosyal ilişki düşüklüğü eylül ayında eğitimcilerimizi de öğretmenlerimizi de bu anlamda çok da böyle kolay bir tablo beklemeyecek gibi görünüyor. Bu sebeple mümkün olduğunca ailelere yaptığımız uyarı şu lütfen evde kaldığımız sürede çocuklarınızın fiziksel olarak hareket etmesini sağlayın ki ekrandan biraz uzaklaşsın çünkü beyin yapısını tamamen bozan bir bağımlılık türü. Lütfen bu süreci, kriz halini avantaja çevirelim. Çalışan anne babaların en büyük derdi çok yoğun çalışıyorum ve çocuğuma vakit ayıramıyorum. İşte alın size vakit. Herkes eşini daha iyi tanıdı, herkes çoluğunu çocuğunu daha iyi tanıdı. Bu ilişkileri güçlendirmek de onları pandemi sürecinde psikolojik olarak güçlendirecek. Biz zaten iki aydan fazla bir süreyi atlattık 11 Marttan itibaren o sebeple bir noktada alışılmış olmasını da umuyorum. Mümkün oldukça evde çocuklarıyla oyun oynasınlar, evin normal işleyişlerine çocuklarını da dahil etsinler. Özellikle şunu söylüyoruz evin içerisindeki rutinlerini bozmasınlar. Evdeki kahvaltı saati değişmesin, akşam yemeği saati değişmesin ve herkesin topluca o sofraya otursun çünkü bizde sofra kültürü önemlidir sadece karın doyurmak için değil, paylaşımdır.
 
Şu anda Kum terapisi odasındayız… Kum terapisine geçecek olursak, kum terapisi nedir? 

Kum terapisi aslında çok özel analiz yöntemlerinden biridir. Kişinin hem kişisel bilinç dışını hem de kolektif yani bize atalarımızdan gelen binlerce yıllık geçmişi olan bilinç dışımızı da gösterebilen çok özel bir teknik. Burada iki tepsimiz var bunların ölçüleri özel, kumu özel. Bir tepsideki kum ıslak, diğerindeki kuru. Kişi, kumlardan birisine bazı danışanlar ikisini aynı anda da kullanmayı seçebiliyor kuma dokunduğu zaman kendisini nasıl hissettirdiği çok önemlidir. Danışan bir kumu seçer ve etrafta olan minyatürlerden bir dünya yaratır. Şey gibi düşünün 3 boyutlu bir sanat eseri yaratmak gibi. Burada danışanın oluşturduğu resmi biz daha sonra yorumlarız. Bu kuramın özünde şu vardır; kişi minyatürü seçiyor gibi gözükür ama aslında minyatür onun bilinçdışında bir yere denk gelir ve bir şeyi tetikler. Birçok danışan şunu söylüyor ‘ben gelirken hiç böyle bir şey yapmayı planlamıyordum, bunu neden seçtim ben hiç böyle düşünmemiştim’ burada acayip bir dünya çıkıyor. Bizler de bu dünyanın yorumlanması üzerinden terapilerimize devam ederiz. Buradaki amaç kişinin sorunlarıyla ilgili farkındalığını arttırmak, çözüm yolları kum üzerinden bulmaktır. Uzun seanslarımızın sonrasında da oturur, bunları fotoğraflarını danışanlarımızla sereriz ve tek tek üzerinde yorumlamalarımızı yaparız. 

Bir tepsideki kum ıslak, diğeri kuru bunun sebebi nedir?

Metaforik olarak birsinin ıslak birisinin kuru olması lazım. Bunun çok anlamını söylemek istemiyorum. İkisinin kendi içerisinde anlamı var. Kişi özellikle ıslak kumla mı çalışmayı seviyor, kuruyu mu tercih ediyor ya da bazı temalarda kuru kuma ihtiyacı vardır bazı temalarda ıslak kuma ihtiyacı vardır yani aslında tepsinin neresinde konumlandığı bile bizim için çok önemlidir. Biz, bunların her birini not alırız. Bir de şöyle bir avantajı var çok konuşmayı gerektiren bir yöntem değil. Insanlar terapiye geldiğinde şu noktada kendilerini çok kasarlar. Biz soru soracağız, siz cevaplayacaksınız burada kendini bazen sorgu gibi hissedersiniz. Konuşmak konusunda ya da anlatmaya istekli ama kendini ifade etme konusunda sıkıntı yaşayan danışanlarda çok işlevseldir. Bazen 45 dakika sürer ortalama seanslarımız. Danışan gelir, tepsisiyle çalışır bazen katarsis yaşar duygu boşalması dediğimiz bir şeydir o ve çıkar. Benim bir yorum yapmam, onun bir yorum yapmasına çok gerek de kalmayabilir. O sebeple de ödevler verilen, mutlaka konuşmalısın, kendini anlatmalısın, benim bilgi almam lazım dedirten bir yöntem olmadığı için birçok danışan kum terapisiyle fayda görüyor. Minyatürlerimiz var. koleksiyoner gibi düşünün; gittiğimiz her yerden topluyoruz, arkadaşlarımızdan istiyoruz, başka illerden, ülkelerden alıyoruz. Her şeyi de minyatür yapabiliyoruz. Kişinin çok konsantre olması lazım, kuma dokunması lazım. Şöyle de bir şey var iki tepsinin dibi mavidir ve bazen sadece kuma dokunmak, burada elinizin izini bırakmak, bu kumla bir şekil yapmak gibi bazen müthiş rahatlatıcı oluyor. Bu sadece şöyle bir rahatlama değil ‘oh be, gittim şöyle bir içimi döktüm, rahatladım’ ben kum terapisi deyince iki türlü anlaşılıyor deniz kenarına gidip ayağını kuma sokmak ve şöyle zannediyor ben bununla kum tepsisinin üzerinde resim yapacağımı zannediyor. Kumun şöyle bir rahatlatıcılığı var; bizim var oluşumuzun 4 temel maddesinden biridir toprak. Bize kendi varoluşumuzla ilgili bazı şeyleri çağrıştırıyor, kendimizi buldurur. 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER