Nurhayat Hiçyakmazer Deniz: Başarılı sporcuların kıymeti bilinmiyor

Nurhayat Hiçyakmazer Deniz: Başarılı sporcuların kıymeti bilinmiyor

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” programının konuğu Adana’mızın gururu, “Prenses Zeyna” lakaplı Türkiye ve Dünya Dövüş Şampiyonu Nurhayat Hiçyakmazer Deniz oldu. Kariyeri ve Türkiye’de dövüş sporunun konuşulduğu programda önemli açıklamalarda bulunan Deniz, “Çok güzel bir duygu ama maalesef bizim gibi kaliteli, başarılı sporcuların kıymeti bilinmiyor. Bütün başarılarımı kendi imkanlarımla yaptım. Nurhayat Hiçyakmazer Deniz Amerika’da olsaydı, Leyla Ali’nin yerinde olurdu” dedi.


İşte Gazette TV'deki canlı yayın;


Nurhayat Hiçyakmazer Deniz kimdir?

Ben 1983 Adana doğumluyum. Esnaf bir ailenin 4 çocuğundan ikincisiyim. İlkokul, ortaokul, lise öğrenimimi Adana’da tamamladıktan sonra, üniversite eğitimimi Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu’nda tamamladım. Spora da 9 yaşında başladım ve bu serüven bu zamana kadar devam etti. Türkiye’de boks, kickboks, muay-thai ve wushu sporları olmak üzere dört ayrı branşta spor yaptım. Bu branşların hepsinde milli sporcuyum. Dört ayrı branşta da Avrupa ve dünya derecelerim bulunmakta. Dört kez dünya, altı kez Avrupa şampiyonu oldum. Türkiye’nin ilk kadın boksörüyüm. Aynı zamanda dünyada ilk kez Tayland kraliçesinin doğum gününe özel olarak davet edildim. Orada dünya kemer maçı yaptım.

Peki, tekvandodan sonra kickboksa nasıl başladın.  Bize biraz da ondan bahseder misin?

Tekvandodan sonra ufak çaplı kickboks yapmaya başlamıştım. Sonrasında beni Antalya’da profesyonel bir müsabakaya çağırdılar. Gittiğim o müsabakada benim tüm hayatım değişti. Orada beni gerçekten “Zeyna” yapan Cemal Çolak hocamla tanıştım. Hocam bana orada dedi ki, “Senin sporla olan aşkın Türkiye şampiyonasında nişanlılık, Avrupa şampiyonasında ise evlilik gibi taçlanacak ve sende o ışığı görüyorum” dedi. Gerçekten de Cemal hocam dünyada efsane hocalardan birisi. Kendisinin bende çok emeği var. Gecesini gündüzüne katarak çalıştırdı beni. 1 sene sonra biz Cemal hocamla Rusya’ya dünya şampiyonasına gittik. Orada üç ayrı kategoride, üç ayrı dünya şampiyonluğu kazandım. Aldığım dereceler de hariç ve Rusya’da büyük bir tarih yazdık. Kremlin Sarayı’nda Türk bayrağı açtık. Spor bir ekip işi ve biz de gerçekten antrenörümle o uyumu yakalamıştık. Onun yaşayış ve stiliyle, benim girişken yapımı sentezleyerek ortaya çok değişik bir spor kariyerim çıktı.

Türkiye’nin ilk kadın kickboks dünya şampiyonusun ve hem kickboks hem de muay-thai Türkiye ve dünya şampiyonlukların var. Biraz bunlardan bahseder misin?

Kickboksta, muay-thaide ilk dünya şampiyonu ben oldum. Wushuda da ilk kadın dünya ikincisi ben oldum. Finale çıktım ve orada bir rahatsızlığım oldu, omzum çıktı. O yüzden istediğim performansı sergileyemedim. Kickboksta ve muay-thaide ise profesyonelde ve amatörde defalarca kez dünya şampiyonluklarım var. Benden sonra birçok kadın arkadaşımız da oldu ama sanatta nasıl “diva” ve “megastar”lar varsa ben de bu sporun duayenlerinden birisiyim. İnşallah benden sonra çok daha başarılı insanlar olur.

Şampiyon olmak, hele hele Türkiye ve dünya şampiyonu olmak nasıl bir duygu?

Aslında çok güzel bir duygu ama kıymet bilinirse. Maalesef bizim gibi kaliteli, başarılı sporcuların kıymeti bilinmiyor. Sadece futboldan ibaret bir toplumda yaşamaktayız. Ki ring ve eldiven sporları, dünyada futboldan sonra en çok seyircisi olan sporlar. Maalesef ülkemiz, bu spor dallarına pek destek vermiyor. Özellikle de benim gibi kadın sporculara destek vermiyor. Bir kadın sporcu başka bir ülkede olsa çok daha fazla desteklenir, takdir görür, daha fazla imkan verilir. Türkiye’de yaptığım bütün başarılarımı kendi imkanlarımla yaptım. Devletten ve sponsorlardan fazla destek görmedim ama şundan eminim ki; Nurhayat Hiçyakmazer Deniz, Amerika’da olsaydı, Leyla Ali gibi olurdu. Ki o da babası çok başarılı bir sporcu olduğu için o kadar popüler oldu. Yoksa bizim başarımız kadar başarısı yok. Zaten ben ona daha önce de meydan okumuştum. Kendisiyle Türkiye’de bir maçımız da olacaktı ama o bile rant görüldüğü için sabote edildi. Dünya şampiyonluğu konusunda da en azından vicdanım rahat. Bir birey olarak, kendi üzerime düşen her şeyi, sınırlarımı sonuna kadar kullanıp, elimden gelenden fazlasını yaptığıma inanıyorum.

Dünya şampiyonluğunun ardından İstiklal Marşı’mızı dinlerken ağladığın an oldu mu?

2010 yılında Tayland’a Muay-Thai Dünya Şampiyonası’na gittik. Takım olarak 53 kişi gittik. Kadınlar arasında bir tek ben final oynadım ve dünya şampiyonu oldum.  Orada çok duygulanmıştım.

Farklı ülkeden sporcularla maç yaparken şoven duyguya kapılıp, karşıdaki sporcuya daha şiddetli vurduğun oluyor mu?

Yok, spor evrensel bir şey ve centilmenlik gerektirir. Atatürk’ün dediği gibi; “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” Tabi Türkiye’de dövüştüğümüz sporcularla uluslararası bir platformda dövüştüğümüz sporcular aynı değil. Uluslararası platformda dövüşmek daha ciddi, daha sert, daha öfkeli ve daha hızlı oluyor diyebiliriz. Çünkü sonuçta orada bir bayrak var, bir ülke var ve o yüzden elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Peki, nasıl bir kişiliğe sahipsin? Genelde dövüş sporu yapan kadınlar için genelde sert ve erkeksi bir mizaçtan bahsedilir. Sende de böyle bir şey var mı?

Aslında bu tür şeyler insanlar için göreceli. Mesela sana karşı çok yumuşak, sempatik, şakacıyımdır biliyorsun ama başka insanlara sert görünebilirim. Ya da beni tanımayan insanlar dışarıdan baktığı zaman, “Bu insan boks yapıyor, çok sert, bizi dövebilir” falan diye düşünebilirler. Aslında bizim sporumuz gerçekten nezaket, naiflik, kibarlık taşıyor. Normalde duygusal bir insanım. Hümanistim ve insanları çok severim. Herkese yardım etmek isterim. Kimseye kötülük etmeyi düşünmem. Yani kendi yağımda kavrulan bir insanım. Zaten herkes öyle olsa, kimsenin kimseye zararı olmaz ama maalesef insanlar kendi işini gücünü bırakıp, başka insanlarla uğraştığı için dünyada kötülük, savaşlar var. Ya da televizyonlarda gördüğümüz üzücü olaylara tanık oluyoruz.

Genel olarak kadınların düşkün oldukları makyaj, parfüm ve şık giysilere sizler de meraklı mısınız?

Evet, parfüm özellikle olmazsa olmazım ama her kadın gibi parfüm, takı, çanta, güzel kıyafetler giyerim. Benim şöyle bir artım var; ben, erkek sporu yapıyorum diye diğer kadınlardan hiçbir zaman geri kalmadım aksine makyajımı da yaptım, parfümümü de sıktım, güzel elbiseler de giydim.

Ringe çıktığın ilk yıllarda sana, “Prenses Zeyna” diye hitap ediliyormuş. Nereden geliyor bu yakıştırma?

İlk boks dünya şampiyonasına gittiğimizde, Rus takımı gelmişti. Bayağı burunları kırık, kaşları, gözleri morlar içinde. Biraz da tavırları ve hareketleri erkeksiydi. İlk gittiğimizde bayağı güzel bir kadın gördük diye, Ruslar bana ilk bu lakabı taktı. Hatta İsrail ve Filistin takımı beraberdi. Onlar da “Amira Zeyna” dediler. Sonra ben sözlükleri araştırınca, amiranın prenses olduğunu buldum ve öyle de devam etti. Normalde her dövüşçünün bir ‘fight’ adı vardır ve benimki de Prenses Zeyna.

Kendin gibi dövüş sporlarında şampiyonlukları olan biriyle evlisin ve iki çocuğun var. Çocuklarınızı da dövüşçü mü yetiştiriyorsunuz? Gerçi kızınız henüz 9 aylık ama oğlunuzu kendiniz gibi sporcu olarak yetiştiriyor musunuz ya da yetiştirecek misiniz?

Oğlum yapmak istiyor ama daha henüz fiziksel olarak hazır değil. O yüzden zamanla göreceğiz bakalım nasıl olacak.

Eşinle yaşadığın anlaşmazlıklarda dövüş tekniklerine başvuruyor musun yoksa sükûnetle mi çözüyorsun? Ya da eşinle herhangi bir anlaşmazlığın oluyor mu?

Şakayla söylüyorum; eşimle tartıştığımız ya da kavga ettiğimiz zaman özel harekat ayırıyor bizi. Tabi kadının fendi, erkeği yendi. Fiziksel olarak alt edemesem de çenemle alt edebiliyorum ama eşim centilmen bir insan. Pek fazla o muhabbetlere girmek istemiyor sonuçları kötü olur diye. Ben sinirliyken o alttan alıyor, o sinirliyken ben alttan alıyorum. Bu, sadece evlilikte değil. Aslında toplumda olması lazım. Herkesin birbirine saygı duyması lazım. Bir insan okul arkadaşına, iş arkadaşına ya da annesine babasına saygı duymalı. Her şey belirli bir sevgi saygı çerçevesinde olmalı. Zaten saygının olmadığı yerde sevgi de olmuyor.

Artık bu sporları fiili olarak yapmıyorsun sanırım. Bu sporlara meraklı gençleri yetiştiren Pitbull Promotion isimli bir organizasyon şirketin var. Biraz da ondan bahsedelim istersen?

Aslında ben çocuk da yaparım kariyer de ama şu anda üniversiteyi bitirdim, devlet memuruyum ama bunlar fani şeyler. Sonuçta benden sonra dünyaya bir nesil bırakmam lazım. O yüzden biraz ara verdim diyelim ama kızım biraz toparlansın tekrardan ringlere çıkmayı düşünüyorum ve bunun için de antrenmanlarıma başladım. İnşallah önümüzdeki günlerde bir sürpriz yapıp, tekrardan ringlere döneceğim.

Ülkemizde bu spor dallarına karşı ilgi hangi düzeyde?

Seyircisi çok olan bir spor dalı. Zaten Türk insanı savaşçı ruha sahip olduğu için bu dövüş sporlarını izleyip, desteklemek istiyor ama bunu büyük kulüplerle, büyük sponsorlarla, devlet destekleriyle daha üst düzeye taşımak gerekli ki artık günümüzde uyuşturucunun, kadın cinayetlerinin, çocuk istismarcılığının, hırsızlığın üst düzeyde olduğu bir dönemde bence gençleri topluma kazandırmak için bu tarz sporlar yaptırılmalı. En azından insanlar bu sporla efor sarf ederek, deşarj olur. Toplumda da normal bir birey olarak kendi gücünü, kuvvetini bir çocukta ya da bir kadında ya da herhangi bir komşusunda denemek istemez. Bu platforma gelir, “Beni de dövebiliyorlarmış, benim gücüm kuvvetim buymuş” deyip kendi enerjisini orada harcayabilir.

Dövüş sporuna başlamak isteyen bir gencin genel amacı nedir? Fiziki bir üstünlük mü yoksa gerçekten spor yapmak mıdır?

Aslın bu durum kişinin yapmak istediği şeye göre değişiyor. Ben, bunu kendi fiziksel görüntüm, sağlığım ya da bir platformda yarışıp bir başarı kazanmak için mi yoksa komşumu, eşimi, arkadaşlarımı tartaklamak için mi istiyorum. Sonuçta bir insanın kendi fiziksel gücünü kullanması da bir silah gibi. Normal bir kadınla ben aynı değilim. Hatta en kötü zamanımda bile birçok erkeğe de zor anlar yaşatacak durumdayım. Düşünün tam maça hazırlandığım dönemde bir erkeğe acı verecek güçte ve teknikte olabiliyorum yani. Bıçak gibi düşünün. İsterseniz alırsınız evde meyve doğrarsınız, isterseniz dışarıda insan yaralarsınız. Bizim sporumuzda da bu durum böyle isterseniz iyi amaçla isterseniz kötü amaçla kullanabilirsiniz.

Peki, her yaştaki insan dövüş sporu yapabilir mi?

Bizim sporumuzu 7’den 70’e herkes yapabilir. Dünyada tehlikeli sporlar arasında 14. sırada. Yani görüldüğü zaman çok şiddete dayalı bir spor değil. Bizim sporumuzu fiziği, aklı, çeşitli kabiliyeti yüksek her insan yapabilir. Yoksa böyle iri yarı insan çıkardı ve karşısındaki zayıf insanı döverdi şampiyon olurdu. Bazen maçlarda bakıyorsunuz adam çok iri karşısındaki ise zayıf ama o zayıf insan, karşısındaki iri yarı adamı yenebiliyor. O yüzden bunun fizikle alakası yok. Bu sporu yapan insanların hem zekasını da kullanması lazım. Ring sporlarında oyun içinde oyun kurmak, yumruk almadan yumruk atabilmek önemli. Yani bir savaş stratejisi gibi düşünün.


haber, gazete, gazette, manşet, gazete manşetleri, recep tayyip erdoğan, ömer çelik, adana, büyükşehir, zeydan, zeydan karalar, adem aköl, adem aköl kimdir, Fatma inci gül, inci gül, inci, soner çetin, fatih Mehmet kocaispir, akif kemal akay, türkiye, meclis, siyaset, oy, sağlık, anabülten, ekonomi, kemal kılıçdaroğlu, devlet bahçeli, ekrem imamoğlu

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER