Prof. Dr. Nazan Koluman: Kurban Bayramı için hızla önlem alınmalı

Prof. Dr. Nazan Koluman: Kurban Bayramı için hızla önlem alınmalı

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize” canlı yayın programının bu haftaki konuğu, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme ve Islahı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Koluman oldu. Kovid-19 salgınından büyük oranda hayvansal gıdalardan aldığımız proteinlerle kurtulduğumuzu belirten Koluman, “Bu süreci doğru bir şekilde değerlendiren bütün üreticiler para kazandı. Önümüzde de Kurban Bayramı süreci var. Bu süreçte yetiştiricilerimizin hayvanlarını satabilmesi için hızlı bir önlem alınması gerekiyor” dedi.

İşte Gazette TV’de canlı yayınlanan programın tamamı; 

Siz aslında çiftlik hayvanlarının sağlığına ve verimliliğine ömrünü adamış, ülkemizde iyi tanınan zootekni profesörüsünüz… Bizlere önce zootekni hakkında bilgi verebilir misiniz? Sonuçta zootekninin ne olduğunu bilmeyen okuyucularımız vardır. 

Zootekni, yabancı kökenli ama temelde altını çizmek istediğim tek bir şey var çiftlik hayvanları yani evinize giren, sofranıza giren bütün hayvansal proteini üreten ve o hayvanlarda verimliliği arttıran bilim dalıdır. Biz ne yapıyoruz, insanlar sağlıklı yaşasın, bebeklerimiz güzel güzel büyüsün, gelişsin, yaşlılıklarımızı daha sağlıklı geçirelim diye hatta böyle pandemi süreçlerinde vücudumuz hastalığı daha kolay atlatmamız için temel taşlardan olan proteine ihtiyacımız var işte biz hayvansal proteini üreten bilim dalıyız. Nedir bunlar; et, süt, yumurta, bal ve her türlü arı ürünleri bir de yan ürünler dediğimiz ürünler var. Yan ürünler, bitkisel üretimi destekleyen; gübre gibi, giyindiğimiz yün gibi, kıl gibi, ipek böceğinin ipeği gibi veya deri sektöründe ayakkabı, ceket gibi ürünleri üreten bilim dalı. Amacımız, insanların daha kaliteli, daha sağlıklı, daha kendi bünyemize uygun formatta ürünleri tüketmesini sağlamak. Aslında yaptığımız iş gerçekten çok önemli. Öğrencilerimize hep şunu söylüyoruz ‘Her şey yapmadan yaşayabilirsiniz ama su içmeden, nefes almadan, yemek yemeden yaşayamazsınız’ bu üç temel konu gerçekten çok önemli. Bunların bir tanesini zooteknist, veteriner hekimler ve ziraat mühendisleriyle birlikte bunları üretiyoruz. 

2019’un aralık ayından beri koronavirüs nedeniyle dünyamız ve ülkemizdeki insan hayatını durma noktasına getiren salgının hayvanlar üzerinde herhangi bir etkisi var mı? 

Aslında koronavirüs hayvanlarda görünen bir hastalık insandan insana geçen bir hastalık değildi. Çin’de ortaya çıkan şey tam çözülemedi; yapay bir virüs mü sürekli mutasyona geçirmesi insanların aklına bunu getiriyor. Çok yeni bir konu olduğu için ve ok hızlı bir şekilde ölümlerle başladığı için sosyal hayatı ciddi anlamda sekteye uğrattı. Aşısı bulunamadı, tedavide sıkıntılar var. Dünya çok ciddi sıkıntılar yaşadı… Biz Türkiye olarak hazırlıklıydık ve gerçekten de süreci çok çok iyi yönettik. İki tane açığımız oldu o da hızlı seyretmesine neden oldu ama bunun dışında gerçekten süreci iyi yönettik ve çok az bir kayıpla bu işi atlatacağız inşallah. Hayvanlara etkisi olmadı mı oldu. Bizim ithalata bağlı bir hayvancılık politikamız vardı, yurtdışından gelen materyallerle özellikle küçükbaş hayvancılıkta üretim yapılıyordu bu tamamen durdu. Yem gelişi durdu, bakanlık heyetleri göndermedi elimizde olanlarla idare etmeye başladık. Burada iki şeyi çok net olarak gördük; 1 hayvansal üretim özellikle et olmazsa olmazımız. Geçmişte arkadaşlarımızla bir mücadelemiz vardı; bazı bilim adamları, bazı hocalar, uzmanlar çıkıp et ürünler, süt ürünleri hakkında olumsuz beyanatlar veriyordu ve bu insanları biraz etten ve sütten uzaklaştırdı. İşte kalple ilgi sorunlar yaşarsınız, kanserle ilgili sorunlar yaşarsınız şeklinde gerçeği yansıtmayan sadece bilimsel makalelerin başlıklarına bakılıp sonuçlarını okumadan yapılan birtakım beyanatlardı. Bu beyanatlar ne yaptı? İnsanları etten ve sütten soğuttu. Geldiğimiz noktada şunu net olarak gördük; çok hızlı şekilde yapılan çalışmalar var ve hayvansal protein tüketen insanların bağışıklık sistemleri biraz daha güçlü olduğunu ve insanların bu süreci biraz daha hızlı bir şekilde atlattığını gördüler. Bu sefer bilim adamları, tam tersine insanlara et ve süt, yumurta tüketmeye başlayın dediler. Bunlar da geçmişteki birtakım söylemleri geçersiz kıldı. Ölümcül bir pandemi olduğu zaman sizi kurtaran kim oldu gene hayvanlardan aldığınız protein oldu. Bu süreci doğru bir şekilde değerlendiren bütün üreticiler para kazandılar. İlk başlardaki sokağa çıkma yasağının düzenlenmesi, insanların hayvanlarının yanına gidememesi gibi birtakım sıkıntılar yaşandı ve bizler devreye girdik veya sivil toplum kuruluşları devreye girdiler. Özellikle hayvanı olan, ahırlarına gitme gerekliliği anlaşıldığı için bu arkadaşlarımıza izinler çıktı ve süreci hızlı bir şekilde atlatabildik. Önümüzde bir Kurban Bayramı gibi bir süreç var. Bu süreçte yetiştiricilerimizin hayvanlarını satabilmesi için ve insanların bu dini ritüeli yerine getirebilmesi için hızlı bir önlem alınması gerekiyor. Bir kere hayvan hareketleri başlayacak tüm ülkede bu sebeple Kurban Bayramı düzenlemesini çok hızlı yapması gerekiyor. Ülke genelinde uygulanacak bir süreç var. İnsandan insana geçen bir virüs için burada gıda biraz daha suçlular listesinde en alt sıralarda kaldı. Ancak size o gıdayı getiren insandan bulaşabilir. Bununla ilgili de eğitimler verilerek en aza indirgeyebiliriz. Bunu anlatmaya çok çalıştık hayvansal ürünler bizim için can simidi gibi bir şey oldu. 

Protein tozları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben doğalcı bir insanım… yumurta paketlenmiş bir protein zaten. Ette ya da yumurtadaki proteini tükettiğiniz zaman bir sınırda yok. Ben her gün iki tane, üç tane kışın hatta bazen dört tane yumurta tüketebiliyorum. Protein almayı doğal yollardan almayı tercih ediyorum. Organlarımızın yedeği yok; böbreğimiz çok önemli, böbreğimize bilinçsiz olarak yüklediğimiz her yük yeteri kadar da su tüketmiyorsak özellikle. Protein tozunu içiyoruz fazla bir su tüketimine girdiğimizde böbreğimiz yoruluyor. Uzmanlarının işine karışmak gibi olmasın ama ben suni olan her şeye karşıyım. Protein tozlarının da insan vücuduna verdiği zararlar konusunda ciddi bilimsel yayınlar var. 

Ülkemizde üretimin durduğu bugünlerde çiftlik hayvanları bakım ve besleme bu süreçten zarar gördü mü? 

Bakım açısından bir zarar görmedik. Meraya çıkma açısından veya hayvan hareketleri mesela insanlarımız bu dönemde hayvanlarını daha serin yerlere götürmeye başlıyor. Bu arada iklim değişikliği konusuna da değinmek istiyorum. Mayıs ayında biz 42 dereceleri görmeye başladık. Bakın herkes anlatıyor biz doğadan çekildik, doğa kendine geldi diye. Dünya bize cevap vermeye başladı. Bu virüsler, iklim değişiklikleri, atmosfer sıcaklığı, gece gündüz arasındaki farklılıklar ve bir süre sonra su savaşları aslında bizim modellediğimiz bütün iklim verilerinde vardı yavaş yavaş da bunu yaşamaya başladık. Zaman içerisinde bu hızla dünyayı tüketmeye devam edersek çok daha şiddetli asit yağmurları gibi beklentiler var. 

Ülkemiz son on yılda sağlık alanında büyük yatırımlar yaptı. Koronavirüs döneminde de çok şükür ki onun faydasını gördük, görmeye devam ediyoruz… Tarımın da aynı şekilde önemsenmesi gerekmez mi ve daha önceki canlı yayın programımızda şunu söylemiştiniz ‘tarıma önem verilmesi gerekiyor’ bugün bu durum daha da ortaya çıktı anladığım kadarıyla. Kovid-19’dan ders çıkarabilecek miyiz, tarıma daha çok önem verilecek mi? 

Türkiye’nin coğrafyası tarımın hepsini yapmaya çok müsait. Hayvancılığa uygun, su ürünlerine uygun, bitkisel üretime uygun, iklimimiz de çok uygun. Bizim dünyada güçlü olduğumuz ürünlerimiz var. Ancak planlama gerekiyor. Burada A’dan Z’ye tüm birimlerin tüm birimler dediğim de üniversiteler, bilim kuruluşları, tüketiciler, odalar bunların hepsinin dahil olduğu bir çözüm gibi bir şey gerekiyor yani hızlı bir şekilde aynen sağlıkta da olduğu gibi geleceği görüp önlemlerimizi alıp ona göre davranmamız gerekiyor. Az önce Kurban Bayramı yaklaşıyor dedim. Kurban Bayramı özellikle küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin her yıl hasretle bekledikleri bir dönem. Bu dönemde ama nedense hep başımıza bir şeyler gelir ya sınırdan kaçak giren hayvanlar veya kontrolsüz olan hayvanlar bizim bu işi doğru yapan yetiştiricilerimizle rekabet ederler. Olayın biraz da sosyoekonomik kısmına bakmak istiyorum. Bu insanlar büyükbaş hayvan yetiştiricileri gibi değiller. Biraz da sosyal bir olay var. Adama, iki tane koyununu satıyor, oğlunu askere gönderiyor. Üç tane keçisini satıyor kızını evlendiriyor. Kurban Bayramı bizim vazgeçilmezimiz. Mesela Kurban Bayramı yaklaşıyor. Bununla ilgili olarak alınacak önlemleri şimdiden masaya yatırılması A’dan Z’ye kapsayacak şekilde önlemlerin alınması ve insanların Koronavirüsten zarar görmemesi için hem kurbanını kesecek hem de para kazanacağı bir sistemin kurulması gerekiyor. Tabii çok fazla önemsenmedi geçmişte birtakım sıkıntılarımız oldu biraz hafif hafif destekler gelmeye başladı koronavirüsle birlikte. Bundan sonra da daha iyi olacağını umut ediyorum. Sürdürülebilir tarım politikasıyla, bürokratımızla, yetiştiricilerimizle, yem bitkisi üreticisiyle, kasabıyla, market tedarik zinciriyle artık bir şeylerin değişmiş olması gerektiğini umut ediyorum.  Bu çok da zor gelmiyor bana belki de işi bildiğim için hani kolları sıvazlayıp işin içerisine çıksak bir yıl içerisinde her şeyi normale dönüştürebiliriz ve kendi kaynaklarımızla bir şeyler üretebiliriz. Önemli olan da bir noktadan başlamak. Hazırlıklı olmak ve geleceğe yönelik doğru bir şekilde, doğru öngörülerle, doğru hesaplamalarla, nüfus artışıyla, ihracatıyla, ithalatıyla hepsini koyup harekete geçmek gerekiyor. Özellikle getirilen hayvanlar konusunda artık mayayı tutmamız gerekiyor.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER