Prof. Dr. Timuçin Çil: Kovid-19 kanser hastalarında agresif seyrediyor

Prof. Dr. Timuçin Çil: Kovid-19 kanser hastalarında agresif seyrediyor

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün Gazette Tv’de  moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül İle Biz Bize”nin canlı yayın konuğu, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Adana Şube Başkanı ve Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timuçin Çil oldu. Programda, Kovid-19 döneminde kanser hastalarının virüsten nasıl etkilendiği konuşuldu. Çil, “Kanser hastalarının da Kovid-19’a yakalanma oranı normal toplumdan daha yüksek değil. Kovid-19’a yakalanma oranı çok düşük ama yakalanırsa kanser hastalarında biraz agresif seyrediyor. Dolayısıyla bu çerçeveden baktığımız zaman bilinçli korunma çok önemli” dedi.



Hocam, ülkemizdeki kovid 19 sürecini nasıl görüyorsunuz?

Aslında bakıldığında biz mart ayının başında şubat sonu gibi ilk vaka ile karşılaştık. Ondan sonraki dönem mart ayında artış daha fazla ama Nisan-Mayıs ayı özellikle vakaların çok olduğu bir dönem yaşadık. Ben bakanlığımızın önlemlerini çok yeterli olduğunu düşünüyorum, erken dönemde tedbirler alındı. Bu tedbirler çerçevesinde önlemler yeterince alındı, kısıtlamalara gidildi bu da olayın çabucak kontrol altına alınmasını sağladı.  Bu dönem, sıkı kontrol dönemiydi bunları yapabilirsiniz. Tüm dünyada da bu şekilde işte bakıyorsun Cin de aynı şeyi yapıyor ama onlar da ondan sonraki dönemde adaptasyon döneminde geçti.  Biz de şu anda adaptasyon dönemi yaşıyoruz. Sınırlamaları, kısıtlamaları kaldırıyoruz, kaldırılıyor daha doğrusu. Kaldırırken de dikkatli olmak lazım. Toplumdaki yaşayan tüm bireylerin bunun farkındalığını bilmesi lazım. Bunların önemini hiç unutmamamız gerekiyor ama hayata devam etmek gerekiyor. Hayat, devam eden bir süreç sonuçta. 


Haziran başından itibaren başlayan yeni normalleşme süreci Türkiye'nin koronavirüsle mücadelesindeki başarısını hangi yönde etkiledi ya da etkiledi mi?   Başarısızlığa doğru götürür mü bu süreç?

Şöyle düşünüyorum şimdi vaka sayılarında artış olması zaten beklenen bir şeydi. Kısıtlamalar kaldırıldı ama maske ve el hijyeni, temizliği veya sosyal mesafeye dikkat ettiğiniz zaman çok önemli bir koruma sağlıyorsunuz. Bunlara dikkat edebilirsek, bireysel olarak, korumayı çok belirgin olarak artırmış oluyoruz. Haziran başından beri normalleşme sürecine geçiyoruz, bir aydır bunu yaşıyoruz. Vakalarda bir miktar artış oldu ama şu anda daha plato daha azalmakta. Son günlerde daha iyi veriler geliyor. ilk başta bu şekilde hafif bir artış olması da çok normal bir şey, çok strese girmemek lazım. Sınırlamalar daha da artacak, yeni normale daha da adapte olacağız. Bunu yaparken de özellikle vaka sayılarında böyle değişkenlikler olabilir. Önümüzde bildiğimiz örneklere atıf yapılabilir veya onlardan bazı bilgiler alabiliriz. Örneğin önümüzde Çin verisi var yani o kadar disiplinize bir toplum var. Önlemleri o kadar arttırıyor, bireysel önlemleri çok fazla alıyor ama bakıyorsunuz bazı şehirlerinde hala tam olarak sıfıra indirilemiyor. Türkiye’de son bir haftadır genel toplumsal taraması da yapılıyor. Sağlık Bakanımızın açıkladığına göre 133 bin civarında bir tarama yapılmış. Bağışıklık oranı çok düşük, yüzde 1’in altında. Toplumun genel olarak yüzde 50, yüzde 60 bağışıklığa getirilmesi mümkün değil gibi görünüyor. Dolayısıyla aşı kesin gerekecek öyle görünüyor. Aşıya ulaşana kadar da normal sistemi, hayatı bu virüsle yaşamaya çalışarak devam ettirmek gerekiyor. Bir ilacın veya bir aşının geliştirilmesi kolay bir süreç değil. Normal bir sirkülasyon da bir ilacın geliştirilmesini bir onkoloji ilacından örnek verebilirim. 7-8 yılda minimal bir ilaç geliştirmede molekülü bulduğunuz zaman 7 yıl sonra insanlara kullandırmaya başlıyorsunuz. Hadi diyelim ki aşıyı buldunuz, aşıyı ürettiğiniz bunu topluma adapte etmeniz, güvenlik çalışmaları yapmanız, etkinlik verileri oluşturmanız gerekiyor.  Bunlar da çok önemli çünkü etkin olacak aynı zamanda güvenli olacak. Aşıyı oluşturmak için bir süreç gerekiyor, bir zaman gerekiyor. Bu virüs değişebilir de yapısı RNA virüsü ama aşısı mutlaka oluşacaktır. Şu anda pozitif giden aşı çalışmaları da var. Aşı yapılıp antikor gelişen kişilerde de taşıyıcılık gibi bir risk bulunabiliyor. 


Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun özellikle de gençlerin kovid-19’u pek önemsemediklerini görüyoruz… Bu durumu düzeltmek için ne yapabilir?

1 aydaki verilere bakarsak Türkiye'de özellikle 50 yaşına kadar olan kişilerden daha çok 25 ile 50 yaş arasında kişilerle kovid-19 pozitifliği daha yoğun olmaya başladığı görülüyor. Çünkü yeni normalleşme sürecinde gençler daha aktif, daha hareketli, dışarıda daha çok bulunuyorlar. Pozitiflik görülen yaş düşmeye başladı. Biz genç bir toplumuz ama bunlara dikkat etmemiz lazım. Gençlerin bilincinin yüksek olması gerekiyor. Aktif hastalık ve ölüm oranı gençlerde daha düşük olduğu için gençler, biraz bunu bu şekilde değerlendiriyor ama bir toplum içinde yaşıyoruz, yaşlılar ile birlikte yaşıyoruz her kişinin ne kadar kendisi için önlem alması gerekiyorsa başkası için de önlem alması gerekiyor. Aslında maske, el yıkama ve diğer önlemler sadece kendiniz için değil, başkalarının içinde aldığımız önlemler. O nedenle yaşlıları da korumak adına, kronik hastalığı olanları korumak adına gençlerin buna çok dikkat etmesi lazım. Bunun da toplumsal bakış açısı olması gerekiyor.


Dünya’daki Kovid-19 ne durumda?

İlk olarak biliyorsunuz Çin’de başladı. Covid-19’un merkezi Çin. Sonra Avrupa'ya geldi, sonra Amerika'ya, Güney Amerika’ya… Şimdi de Hindistan da yoğunluk var, çok vaka var orada.  Amerika'da, Kuzey Amerika'da normalleşmek çok yoğun olarak birden gerçekleşiyor. Toplumsal olarak buna entegrasyon olamadı ne yazık ki. Vaka sayısında 40 bin-50 bin civarı rakamlar çıkıyor. Brezilya'da da benzer sonuçlar var, Güney Amerika'da yoğun vaka girişi var. Avrupa'da daha kontrol edilebilir daha doğrusu yönetilebilir görünüyor. Süreç eylül-ekim aylarındaki düşme sonrası tekrar bir alevlenme olabilir mi? Olabilir. Tüm dünyada olabilir ama önlemlere dikkat edilmesi gerekiyor. Yani bugün Çin de bile önlemleri bırak Pekin'de işte 40 tane vaka artışı saptandı. Bunlar nasıl oluştu diye taramalar yapıldı, bu kişiler bulunmaya çalışıldı, bir sürü önlemler alındı. Çok agresif önlemlere rağmen olan bir durumda agresif önlemlere uymadığınız zaman daha yoğun problemlerle karşılaşıyorsunuz. Bu artık herkesin bilincinde olması gereken bir durum oldu. 


Dünya Sağlık Örgütü 12 Aralık'ta ortaya çıkan bir virüs için bir ekip gönderme kararı aldı 6 ay sonra... Dünya Sağlık Örgütü burada biraz başarısız kalmadı mı?

Bakıldığı zaman, Dünya Sağlık Örgütünün dinamizmini düşük olduğu görülüyor. Bunun bir pandemi olduğunu açıklaması bile belli bir zaman aldı. Burada suçlanabilir tabi ki Dünya Sağlık Örgütü ama bunun farkında olan ve yöneten ülkelerde başarı daha yüksek. Ama artık olayın biraz da konsepti değişti. Dünya Sağlık Örgütünün biraz dinamizmini arttığını düşünüyorum. Son dönemdeki önerileri, daha topluma ve tüm dünyaya yönelik pozitif öneriler. İlk baştaki tepkisel davranışı çok yavaş ve olayı çok anlayıp değerlendirememekten kaynaklanıyor.


Bazı bilim insanları önümüzdeki aylarda ikinci dalganın geleceğini ve bunun daha yıkıcı olacağını söylüyorlar... Böyle bir varsayım ne kadar geçerli?

Ben öyle olacağını düşünmüyorum şahsen. Biz biraz virüsü öğrendik, önemini de anladık çünkü. Bu virüsü tanıyoruz, çok tehlikeli olduğunu biliyoruz. Yeni bulguları da ortaya çıkıyor; bakıyorsunuz kardiyovasküler sistemle ilgili veya başka sistemlerle ilgili etkileşimleri de ortaya çıkmaya başladı. İlk baştaki dönemde biz tanımıyorduk virüsü; bulaştırıcılığı yüksek olabilir diyorduk, bir mutasyon geçirebileceğini düşünüyorduk ki, geçirmiyor, direniyor. Virüs mutasyon değiştirip pasifize olmuyor böyle bir virüsle karşı karşıyayız artık daha iyi öğrendik durumu, önlemler de alıyoruz. Ben ikinci dalganın daha kötü bir dalga olacağını düşünmüyorum ama Eylül Ekim gibi influenza dönemi geliyor, grip dönemi başlayacak. Bunlar ayrıca risk oluşturuyor o dönemde. O dönemi de yaşadıkça göreceğiz ama ben daha agresif bir süreç yaşayacağımızı şahsen düşünmüyorum.


Ülkemizde ve dünyadaki aşı çalışmaları ne aşamada?

Şöyle aslında aşı tabi ki çok önemli. Aşının birkaç ay içerisinde tüm dünyada uygulanabilir olması çok mümkün değil. Ben aşının 2020 yılı içerisinde kullanılacağını düşünmüyorum şahsen. 2021 yılında ilk döneminde de kullanılabileceğini düşünmüyorum. Çünkü aşı geliştirmek bir süreçtir, bir ilacı bile geliştirirken yıllar alıyor. Sizin etkin ve güvenli bir aşı oluşturmanız için zaman gerekiyor. Önce preklinik çalışmaları var, insanlar üzerinde denemeleri var. Oxford’un bir aşısı var. İlk verilerine bakıldığı zaman antikor oluşturuyor, doğru ama antikor oluşan kişilerde taşıyıcılık oluşuyor. Onlarda virüs devam ediyor. Aşının normalde böyle bir özelliği var, aşı yaptığınız kişi başkasına bulaştırmaz ama öyle değil sadece o kişiyi koruyor. Tüm dünyadaki kişilerin, virüs ile karşılaşmamış kişilerin tespiti, bunların aşılanması gibi bir süreç var. Bunun üretilip toplumlara entegrasyonu çok kısa sürede başarılı olabilecek bir olay değil. Bunu böyle bilmek lazım bence ama süreci göreceğiz.


Yayınlanan Uluslararası bir makalede kovid-19’dan daha kötü bir virüsün olduğu söyleniyor; domuz gribi virüsü... Benim sormak istediğim biz bu virüslerden nasıl kurtulacağız?

Virüsler hayatımızın bir gerçeği. H1N1 virüsü bir salgın yapmıştı hatırlarsınız, domuz gribi virüsü halk arasında bilinen adıyla.  Bizim hastalarımızdan bazıları da buna yakalandı. Onkoloji hastaları içerisinde kaybettiğimiz hastalarımız da olmuştu. Bu süreci iyi bilmek lazım. Tabi yeni virüslerde ortaya çıkabilir ama her şeyi öğrenip mücadele etmek lazım. Virüsler hep vardı ama bu virüs bize yıpratıcı, bulaştırıcılığı yüksek, ölüm oranı yüksek, kontrol edilemez bir pandemi oluşturduğu için çıkan virüslere böyle bakıyoruz artık. Olabilir, yeni pandemiler de oluşabilir ama artık buna alışmamız gerekiyor veya bunu bilip öğrenmemiz ve yönetmemiz gerekiyor.  


Hocam kovid-19'a yakalanmamak için herkesin bağışıklık sistemini güçlendirmeye çalıştığı bu dönemde kanser vaka sayısında düşüş oldu mu?

Çok güzel bir soru aslında bu. Elimizde iki tane çok güzel veri var. Bir tanesini; New York bir diğeri ise Milano. İkisinde de pandemi döneminde tanı alan Onkoloji hastalarının azaldığı görülüyor. Kanser azalan bir hastalık değil ki. Bu sadece hastaneye başvuranların azaldığını gösteriyor. Şunun artacağını düşünüyoruz hastaneye başvuru oranları artık artıyor. Dolayısıyla o tanı almamış hastalar, artık tanı alacak. Bunun getirdiği kötü bir yön var, hastalar artık daha geç dönemde tanı alacak. Bu da daha ileri dönem hasta ile karşılaşmamızı bizim gündemimize getiriyor. Sadece kanserle ilgili değil, bulantı ve kusması olan kanseri olan bir kişi başvurmayabiliyor. Bakın, kalp krizi geçirme oranı azaldı dünyada.  Şimdi insanlar kalp krizi geçirmiyor mu?  Öyle bir şey değil, insanların evde ölüm oranı artmış. Şikâyeti göğüs ağrısı olmasına rağmen başvuru oranlarında azalma var. İnsanlar, hastaneye gelmeye korkuyor, dışarı çıkmaktan korktuğu için veya böyle önlemler olduğu için süreç böyle gidiyor. Ama artık yeni normalleşme sürecinde hastaneye başvuru ya da teletıp dediğimiz online bağlantılar, insanları tanıya daha çok götürecek ama dediğim gibi geç tanı alacak hastalar. Kanserli hastaların da Kovid-19’a yakalanma oranı normal toplumdan daha yüksek değil, bu çok iyi bir veri. Dolayısıyla Hani Kanser hastaları immünsüpresif bir kısmı doğru ama koruma önlemlerini bireysel olarak da çok iyi aldıklarını biliyoruz. Yakalanma oranı çok düşük ama yakalanırsa biraz agresif seyrediyor. Dolayısıyla bu çerçeveden baktığımız zaman koruma çok önemli.


Dünya, covid-19 uğraşırken diyen hastalıklarla ilgili çalışmalar aksadı mı ve kanser tedavisi ile ilgili yeni bir gelişme var mı?

Şimdi klinik çalışmalar var, bizimde yürüttüğümüz veya İçinde bulunduğumuz klinik çalışmalar var. Bu dönemde bazı klinik çalışmaların duraksadığını görüyoruz. Bir klinik çalışması için uygun bir hasta veya o hastaya uygun biri ilaç deneme çalışmaları bir miktar durduruldu. Şimdi tekrar çok artarak geri geldiğini görüyoruz. Böyle bir süreç yaşadığımız için de bir miktar bekletilme oldu, bu bir realite.



Hocam programımızın sonuna geldik son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Bizim bu süreci adapte olarak yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Kanser hastaları kendilerine çok dikkat eder. Hasta bilinçlidir hekiminin önerdiğini şeylere çok dikkat eder. Çok disiplinize bir hasta grubudur. Dolayısıyla bu disiplinize hasta grubunu tedavi etmek, yönetmek diğer hastalara göre daha iyi olabilir. Tabii ki normal koruma kurallarına hepimizin bireysel olarak uyuması gerekiyor işte maske, sosyal mesafe, el hijyeni bunlar çok önemli gerçekten, çok koruyuculuğu yüksek yüzde 90'ların üzerinde koruyuculuk sağlıyor. Kanser hastaları da buna dahil. Hastanemize maskesiz gelen hastalarımıza zaten bakmıyoruz. Biliyorsunuz çok yoğun hasta bakıyoruz biz. Sosyal mesafeye de uygun şekilde bir dizaynımız var. Sağlık Bakanlığı randevu sistemle çalışıyor şu anda ama bizde yok. Hastanın acil durumları oluyor, hastaların hepsini kabul ediyoruz ama biz dizaynımızı iyi yaptığımız için, organizasyonumuz İyi yaptınız için bugün kadromuz, hekim sayımız, servis, yoğun bakım, kemoterapi ünite yoğunluğumuz veya şartlarımız çok iyi olduğu için bunların hepsini rahatlıkla karşılıyoruz. Dolayısıyla bizim için çok büyük problem değil şu anda zaten bizim hastalarımıza pozitif oranı yok denecek kadar az. Bizim kanser hastalarına önerimiz kovid-19 dönemi dışında mümkün olduğunca evde kalmamaları yönünde. Şu an biz de hastalara artık evde egzersiz öneriyoruz. Evde egzersiz yapıyor gerçekten hastalar, beslenmeleri dikkat ettirmeye çalışıyoruz. Her hastaya özgü önerilerimiz oluyor.


 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER