Türk Kızılayı renk körüdür

Türk Kızılayı renk körüdür

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün Gazette TV’de moderatörlüğünü yaptığı “İnci Gül ile Biz Bize”nin bu haftaki canlı yayın konuğu, Türk Kızılayı Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Şube Başkanı Ramazan Saygılı oldu.



Gazette TV ve Gazette Gazetesinin 
www.gazette.com.tr, YouTube ve Facebook hesaplarından canlı yayınlanan programda Türk Kızılayı olarak 1868 yılından bu yana, dünyanın herhangi bir noktasında, mağdur ve mazlum kim varsa dokunmaya çalışıyoruz diye konuşan Saygılı, “Türk Kızılay’ı renk körüdür. Şu an burada sizlerleyiz ama, Kızılay ekipleri şu an başka bir ülkenin sabah kahvaltısını veriyor, bir başka ülkede öğle yemeğini hazırlıyoruz, bir başka noktada çocuklar üşümesin diye onlara çadır, kafalarına şapka, ayaklarına çorap oluyoruz. Dünyanın en az 53 noktasında operasyon yönetiyoruz” dedi.

Öncelikle biliyorsunuz son bir yıldır dünyayı etkisi altına alan pandemi süreci yaşıyoruz. Bu dönemde kana çok fazla ihtiyaç olduğu aşikâr. Bununla ilgili konuşursak, yapılan kan bağışı yeterli mi?
Kızılay olarak olaylara bakarken beşerî, biyolojik, doğal afetler gibi tanımlarla ayırıyoruz. Devletimizin 2020 yılı mart ayında pandemiyi ilan etmesiyle birlikte, Kızılay olarak hassasiyetle tüm departmanlarımızla birlikte rolümüzü almış olduk. Tüm ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaşma konusunda özen gösterdik. Pandeminin en üst seyrettiği dönemlerde bağışta bulunmak isteyen vatandaşlarımız bizleri arayarak ulaştılar, bizler de kendilerini evlerinden alıp bağış noktalarına götürüp, bağış yapmalarını sağladık. Kan sürekli bir ihtiyaçtır. Kızılay bir hastane değil, hijyenik olarak ayarlanmış bir bağış noktasıdır. 2020 yılını değerlendirecek olduğumuzda, tüm ihtiyaçları ve hastanelerde kana ihtiyaç duyan kıymetli vatandaşlarımızın kan ihtiyaçlarını karşılamış şekilde bir yıllık süreç yönettik. Pandemiyle birlikte acil yapılması gereken ameliyatlar yapıldı, ertelenebilme olanağı olanlar ertelendi. Ama ihtiyaç duyulan her şey karşılandı.

Kök hücre bağışında durum nedir?
Her geçen gün bağışlar artıyor ama daha da çok ihtiyacımız var. Havuzumuzda ne kadar çok numune olursa, o kadar çok yavrumuza dokunmaya imkânımız olur. Her geçen gün Alilerin, Velilerin, Ebrarların, Tuğbaların, Emrelerin hayata tutunmalarını gördükçe ve kendimizi onların annelerinin babalarının yerine koydukça ziyadesiyle mutlu oluyoruz. Sizin vesilenizle lösemili yavrularımızın, lösemili çocuklarımızın hayata tutunmaları konusunda 18-50 yaş arasındaki sağlıklı olan kıymetli kardeşlerimizi Kızılay noktalarına gelerek, kan bağışı konusunda öne çıkıp hayat kurtarmalarını ve tanımadıkları, bilmedikleri yavrularımızın yaşama tutunmaları konusunda hassasiyet göstermelerini istiyorum. Sadece 15 dakikalarını ayırıp, 3 tüp kan verip kök hücre bağışçısı olabilirler, sonrasında ne kadar önemli bir iş yaptıklarını görmüş olacaklar.

Pandemi sürecinde bulaş söz konusu. Bu süreçte kan vermenin herhangi bir riski var mı?
Hiçbir risk yok, çünkü Kızılay bir hastane değil. Bağış noktalarımız pandemi kurallarına göre düzenlendi. Kıymetli bağışçılarımızı seyreltilmiş yataklara alıyoruz, maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyuyoruz. Üç ayda bir erkekler, dört ayda bir kadınlar gelip bağışlarını yapıp, tanımadıkları, insanlara iyiliği bulaştırmalılar. Bağış yaptıkları günün akşamına evlerine gittiklerinde, aile bireyleri bugün ne yaptığını sorduğunda “Bugün Kızılay bağış noktasına uğradım, tanımadığım insanlara iyiliği bulaştırmak adına kan bağışı yaptım. Bağış yaptığımdan dolayı Kızılay Torosların eteklerinde benim adıma bir fidan dikecek” diyerek hem kendilerini iyi hissetmeliler hem de aile fertlerine örnek olmalılar.

Bulaş riski olan insanlar, yani koronavirüs testi pozitif olanlar veya henüz test yaptırmamış koronavirüse yakalandığını bilmeyen insanlar bağış yapabilirler mi?
Koronavirüs testi pozitif olan insanlar ya evlerinde karantinadalardır ya da hastanedelerdir yani bağış noktalarına gelemezler. Koronavirüs kandan bulaşmıyor, ama hastalığı atlatmış ve belirli süreyi geçirmiş vatandaşlarımızdan kan plazması alarak, binlerce vatandaşın hayatının kurtulmasını sağlayabiliriz.

Kan bağışı yapan vatandaşlar, bağıştan sonra yapılan analizler sonucu kendi sağlıklarıyla ilgili durumu da öğrenmiş oluyorlar mı?
Kızılay, sağlık ordumuzun hastanelerde yaptığı gibi tahlil laboratuvar merkezi değil. Ama 2005 yılında sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla çıkan ‘Güvenli Kan Temini’ projesi ile Kızılay bu işi çözmeli, güvenli kan temin sürecini yönetmeli emriyle birlikte bütün laboratuvarlarımızı akredite ederek, NAT teknolojisine uygun hale getirerek, HIV, AIDS gibi önemli bulaşıcı hastalıkların olup olmadığına bakılıyor. Herhangi bir sorun yoksa eğer, hastanelere onay verilip, hastalara kan sevk edilmiş oluyor.

Orta Akdeniz bölgesinin kan merkezi laboratuvarının Adana’da olduğunu biliyoruz. Bu çalışmalar nasıl yapılıyor?
Bize bağlı olarak Mersin, Osmaniye, Hatay ve Adana olmak üzere 4 şehrimiz var. Bu şehirlerde toplanan bütün kanlar buraya geliyor. Sonra da Doğu Akdeniz ve diğer sahil bölgelerindeki 16 vilayetimizde toplanan kanlar tüpleriyle geliyor. Alınan kanlardaki hastalıklar tetkik edildikten sonra onay verilen kanlar hastalara ulaştırılmak üzere, hastanelere sevk ediliyor. Toplanan kanlara dünyada gelişen en yüksek ve en yeni teknolojilerle bakılıyor.

Kızılay denilince aklımıza ilk olarak kan bağışı yapmak geliyor. Ama aynı zamanda afetlerden de sorumlu bir kurum ve birçok göreviniz var. Doğal afetlerle ilgili işleyişleriniz nasıldır?

Öncelikle Allah bir daha afet vermesin ama 2020’de Adana’da sel, Elazığ’da deprem, İzmir’de deprem, Giresun’da sel olması gibi türlü doğal afetlerle karşılaştık. Türkiye deprem bölgesi, Adana ikinci derece deprem bölgesi. Hem zihnen hem de pratik olarak depreme hazır olmamız gerekir. Kızılay olarak biz hazırız ama toplum olarak da afet bilincimizin gelişmesi gerekir. Ev alacağımız zaman en şık evi almaya değil de o binanın zemin etüdü var mı, mühendislik ve mimarlık görmüş mü gibi olmazsa olmaz teknik işlemlerini kontrol etmeliyiz. Eğer dikkat etmezsek pahalı tabutlar almış oluruz. 2 milyon 200 bin Adanalı kardeşimizin dikkat etmesini rica ediyorum.

Kızılay olarak depremle ilgili ne tür tedbirler aldınız?
Herhangi bir afet durumda çorbamızı kaynatacağımız tenceremizi, kuracak olacağımız çadırımızı, psikoteknik anlamda vatandaşlarımız travma geçirmesinler diye yeni oluşturduğumuz psikologlar ve sosyologlarımızla birlikte vatandaşlarımızı hemen çadırlara alıp destek oluyoruz. Elazığ depreminden hatırlarsanız devletimizin direktörlüğünde, Kızılay dahil tüm kurumlarımız olmaları gereken yerde oldular. Kurtarma ekiplerimiz kurtarmaya, UMKE ekiplerimiz sağlığa bakarken, Kızılay çadırlarını kurup çorbasını pişirmeye koyuldu. Herkes rolünü anında üstlendi ve çok ciddi bir sınav vermiş olduk. Genç kuşaktan oluşan yeni nesil Kızılaycı kardeşlerimizi bir periyot içerisinde Elazığ’a ve İzmir’e yönlendirerek sahada deneyimlerini artırmış olduk. Yereldeki gençlerimiz de Kızılay yeleklerini giyerek bizlere yardımcı oldular, merkezdeki depremzedelerin ihtiyaçlarını karşıladık ama o gençlerimiz sayesinde filan köydeki yaşlı teyzeye de ulaştık. O teyzenin de evinin sobası yanıyor, çorbası kaynıyor, Kızılay ona dokunuyor olmalıydı. Bir örnek anlatmak gerekirse; yanına ulaştığımız bir yaşlı teyze ihtiyaçlarını karşıladığımız için teşekkür etti ama “Dilsizleri unuttunuz” dedi. Meğerse koyunları inekleri varmış ve onların yoncaları, otları bitmiş. Teyzeden birkaç dakika müsaade istedik, kendi aramızda toplantı yaptık. Bulunduğumuz köy Malatya’ya yakın olduğu için, oradaki Kızılay başkanımızı aradık, bize hemen yonca, yem ne bulursa buraya yollamasını rica ettik ve sağ olsun hemen yolladı. Bu durum bizim için deneyim olmuş oldu.

Adana’da afet parkları var mı?
Adana’mızda Merkez Park var. Afet parkı oluştururken normal zamanlarda insanlarımızın gezebileceği yerler olmalı ama o parkın inşaatı planlanırken alt yapısı afete göre şekillenmiş olmalı. Yani jeneratör odası, su vanası, elektrik odası ve operasyonu yönetebileceğimiz bir merkez ofisi olmalı. Bir afet olduğu anda 15 dakika içerisinde düzenimizi ve çadırımızı kuralım, kurtarma ekipleri vatandaşlarımızı kurtardıklarında yerleri hazır olsun, çadıra gelsinler, çorbalar kaynıyor, sağlık düzeneği kurulu olmalı. Tüm kurumlarımızın rahatça çalışabileceği bir alan olsun. Her evin önüne çadır kurarsak hiçbir güvenliği sağlıyor olamayız, yaralılarımızı hastaneye, sağlam insanlarımızı daha selametli bir yere götürmeliyiz, onların beslenmesini, barınmasını ve güvenliğini sağlamalıyız. 5 Ocak Stadyumumuzu Reisi Cumhurumuzun talimatıyla millet bahçesi yapacağız. Umuyoruz ki yetkililerimiz orayı da afet parkı modunda planlayacaklardır.

Aile içi afet planları oluşturabilmek için herhangi bir eğitim veriliyor mu?
Biz düzenli şekilde eğitimler veriyorduk, malum pandemi hepimize yeni düzen getirdi. Bu yeni düzene dönüşüm sağlayabilmek açısından Ankara’da Kızılay Akademi oluşturduk. İlk yardım, afet bilinci geliştirme, evde afet yönetimi nasıl olur eğitimi gibi elektronik ortamda modüller oluşturarak düzenli şekilde eğitimler vermeye devam ediyoruz. Pandemiden önce bunların hepsini okullarda veriyorduk ama artık elektronik ortamda yapıyoruz.

Bildiğimiz üzere Türk Kızılay’ı mağdur olan başka ülkelere de destek veriyor. Pandemi döneminde bu destekleriniz devam ediyor mu?
1868 yılından bu yana, dünyanın herhangi bir noktasında, mağdur ve mazlum kim varsa dokunmaya çalışıyoruz, Türk Kızılay’ı renk körüdür. Şu an burada sizlerleyiz ama, Kızılay ekipleri şu an başka bir ülkenin sabah kahvaltısını veriyor, bir başka ülkede öğle yemeğini hazırlıyoruz, bir başka noktada çocuklar üşümesin diye onlara çadır, kafalarına şapka, ayaklarına çorap oluyoruz. Şu an dünyanın en az 53 noktasında operasyon yönetiyoruz. Tabi pandemi sürecinde olduğumuz için her ülkede olduğu gibi önce içe kapanıklık ve önce can diyerek bakan bir perspektif içerisinde olduk. Önce kendi yaralarımızı sararken, aynı zamanda başka yaralara da özen göstermeye çalıştık.

Kızılay Gönüllüleri adında bir proje çalışmanız var. Bu çalışma nasıl gidiyor?
O portalımız yeni. Bunu yaparken Türkiye’de her bireyimizin afet bilinci olsun, Kızılaycılık bilinci olsun, Kızılay networkündeki işleyişlerde bilgisi olsun ve hangi branşı, hangi konuyu istiyorsa orada gönüllü olsun temennisindeyiz. Türkiye’deki 83 milyon vatandaşımızın en az yüzde 10’unun bu portala üye olması umudundayız. Yani her evde bir Kızılay gönüllüsü, Kızılay temaslı birisi olsun ki, Allah muhafaza bir afet durumda yek vücut olarak olayı sahiplenip, yaralara merhem olalım.

Hayata geçirmeyi planladığınız projeleriniz var mı?
Afet parkı önemli bir meseleydi, sizin de aracılığınızla dikkat çekmiş olduk. Pandemi hafiflediği zaman toplumun tüm kesimlerinde, Adana’nın 15 ilçesinin merkez ve taşrasında ilk yardım eğitimleri ve afet bilincini, çocuklarımıza psikolog ve sosyologlarımızın gözetimi altında Kızılaycılık damarını aşılama eğitimlerimizi artırarak devam ettirmek istiyoruz. Adana’da dokunmadığımız ve ulaşamadığımız kardeşimiz kalmasın istiyoruz. Bu iyilik zirvesinde olan merhamet yürüyüşümüzde, iyiliğin demirini her yüreğe atarak ve bu amiral gemisinde herkesin bir tayfası olmasını istiyoruz. Hastalık değil de iyilik bulaşsın.

Kan bağışlayan her vatandaş adına bir fidan ekiyorsunuz, bu anlamda söylemek istediğiniz bir şey var mı?
2020 yılında 239 bin bağış yapılmış, yani Torosların eteklerine bu sayıda fidan ekilmiş. Bu yıl rakamların artacağından eminim. Her kan bağışçısı “Artık bu dünyada bir dikili ağacım var” diyebilir.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER