Yrd. Doç. Dr. İlker İpekdal'dan önemli iddia

 Yrd. Doç. Dr. İlker İpekdal'dan önemli iddia

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün moderatörlüğünü yaptığı, Youtube, Twitter, Facebook ve www.gazette.com.tr üzerinden canlı yayınlanan “İnci Gül ile Biz Bize” programının bu haftaki konuğu, Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. İlker İpekdal oldu. Gen haritalamasının ve gen aşısının konuşulduğu programda İpekdal, “Covid-19’un bulaşıcılığının çok hızlı, öldürme oranının da yüksek olduğunu biliyoruz. Tüm dünyada Covid-19’a karşı çıkarılacak aşı çalışmaları var. Ben önümüzdeki dönemlerde bulunacağını düşünüyorum” dedi.

İşte Gazette TV'deki canlı yayın;



Canlı yayınımıza başlarken kendinizden biraz bahsedebilir misiniz İlker İpekdal kimdir?

 Ben 1975 Kırşehir doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Konya’da tamamladıktan sonra Gülhane Askeri ve Tıp Akademisi (GATA) Tıp Fakültesi ve sonrasında nöroloji eğitimini alarak nöroloji uzmanı olarak 2006 yılında göreve başladım. Mecbur hizmet yerim Kıbrıs’tı. Burada şimdiki eşimle tanıştım ve yerleşmeye karar verdim. Oradan da ayrılarak buraya yerleştim ve burada Nöroloji uzmanı olarak çalışmalarıma devam etmekteyim.

 

Geçtiğimiz aralık ayından buyana dünyamızı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin oluşumuna ve yaşanan evrelere farklı bir pencereden bakıyorsunuz bu konuyu biraz açabilir misiniz?

 

Aslında pandemiler insanlık tarihinin kaderinde var olan bir şey. Hatta 2015 yılında Bill Gates’in bir simülasyonuna dair konuşmalarında da bahsettiği bir pandemi süreci aslında yaşandı. Birçok ülkenin de böyle bir olasılıkla ilgili şüpheleri vardı. Ne zaman geleceği konusunda tabii herhangi bir tarih öngörülemezdi ama geldi çattı. Dünya Sağlık Örgütü’nün bile ilk başlarda İtalya’daki o büyük yıkım olmadan önce çelişkili açıklamaları herkeste soru işaretleri oluşturdu. Geldiğimiz noktada bir hekim olarak düşündüğümde pandemiler olur ancak pandemilerin gerek ülke bazında gerek şu anki bütün sağlık örgütlerinin başı olarak veya yönlendiricisi olarak yorumlayabileceğimiz DSÖ’nün yaklaşımı bazında nasıl bir süreç var? Bunlarla ilgili tabi birçok tartışma konuları da mevcut ama burada böyle bir virüs var, pandemiye neden olan bir virüs. Sorunlu bir virüs, sorunlar yaşamaya da devam ediyoruz. Kuzey yarım kürede yaz mevsimi olmasına rağmen vakalarda artışlar, azalmalar devam ediyor. Bir sorun var ve bu sorun nasıl yönetiliyor, nereye evirilebilir, onlara da bakmakta fayda var diye düşünüyorum.

 

Hocam geçtiğimiz günlerde Oxford Üniversitesi’nin KKTC’deki kadınlar arasında başlattığı bir araştırmayı, köşe yazdığınız bir gazetede “Genetik Skandal” başlığıyla kaleme almıştınız. Nedir bu durum, bize biraz anlatır mısınız?

 

Hekimliğin araştırıcılığı özelliğinden yola çıkarak belki bilinçaltımda ama dikkatimi çeken bir konuydu. Özellikle araştırmadım. Haber olarak önüme geldiğinde araştırmanın çok iyi olduğuna dair bir izlenim hissettim ve haberin detaylarını okuma ihtiyacı hissettim. 2022 yılına kadar yaşları 25 ile 55 yaş arası Kıbrıs’ta 5 yıldan fazla yaşayan kadınlarımızın aralarından 7 bin kadın seçip onların sağlık profilini, hastalık profilini, KKTC’de sağlık imkanlarına ulaşma imkanlarını inceleyen ankete dayalı bir çalışma. Bunu Kıbrıs Kadın Sağlığı Araştırma İnisiyatifi’nin yürüttüğünü gördüm. Burada baktığımızda çalışmanın temel prensipleri içerisinde anket yapmak varken, yine gönüllülük esasına dayalı olarak kadınlarımıza birtakım ultrason testlerine dayalı yapıldığını ve yine asıl dikkatimi çeken bir konu, gönüllülük esasına dayalı olarak DNA’larının incelenebileceği bir tükürük örneği verilme yönteminin de bu çalışmanın içinde olduğu dikkatimi çekti. Detaylı incelediğimde bu tükürük örneklerinin Kıbrıs’taki bir üniversitede güvenli dolaplarda saklanacağını ve daha sonra Oxford Üniversitesi Genetik Laboratuvarına gönderilerek DNA analizi yapılacağını okudum. Tükürük örneklerinden DNA analizlerinin yapılacağını fakat bu sonuçların katılımcılara bildirilmeyeceğini, anonimleştirileceğini ve Oxford Üniversitesi’nin bu DNA örneklerini başka çalışmalarda ve başka laboratuvarların da yapacağı çalışmalarda kullanılmak üzere aldıklarını öğrendim. Aslında bütün hastalıklara baktığımız zaman, genlerimizin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz ve son 8-10 yıllık süreç içerisinde immünogenetik incelemelerinde DNA’larımızın çok öne çıktığını, hatta kişiye özgü birtakım tedavi çalışmalarının ve ilaçların da çalışmalarının da yapıldığını bildiğim için genlerimizin çok önemli olduğunu daha da kavramış bulundum. Dolayısıyla bu çalışmaya ilgili gen güvenliğimizi gündeme getirdim. Hiçbir şekilde ister bir sivil örgüt olsun ister bir üniversite olsun devletin, halkın genetik bilgilerinin de aslında bir stratejik bilgi olduğunu kavraması, kabul etmesi ve bu tür çalışmalara çok kısıtlı izin vermesi, hatta gerekirse bu tür çalışmaların, bu tür araştırmaların sadece devlet tarafından sıkı denetlenen merkez veya merkezler veya bizzat devletin kendisi tarafından kurulan kurumların yapması gerektiğine olan inancımı dile getirdim. Zaten Covid-19 ilgili yaşadığımız süreç içerisinde de gen güvenliğimizin de tartışılması gerektiğine dair verileri de algıda seçicilikle görmeye başladım.

 

Yazınızda gen haritalamadan bahsediyorsunuz. Nedir bu gen haritalama ve bu gen haritalama ile ne yapılmak isteniyor?

 

Gen haritalama, genetik bilgilerimizin detaylı bir şekilde ortaya çıkarılmasıdır. Genlerimizde hastalıklarımız vardır, vücudumuzun biyolojik, fonksiyonel kodları o genin içerisinde biyolojik bir yazılım olarak durmasıdır. Bunu bilgisayardaki işlemcilere benzettiğimizde, bilgisayarın da genleri işlemcisindedir. Bilgisayardaki yazılım, sistemin kalitesini belirler. Hangi işlemi yapabileceğini, kapasitesini çipteki yazılım belirler. Vücudumuzdaki hücre çekirdeğimizdeki yazılım da aynı görevi görür ve bizim çevresel faktörlere karşı nasıl tepkiler göstereceğimizi, ne gibi hastalıklar üreteceğini veya hastalıklara karşı ne gibi tepkiler verebileceğimizi gen haritalama yöntemiyle tespit etmek mümkün. Aslında bu mümkünlük 1990 yılında İnsan Genom Projesi ile başlatıldı. Bu projedeki amaç, farklı ülkelerden farklı insanlardan alınan örneklerle gen haritası çıkarılarak geleceğe yönelik hastalıkları bulabilmek. Yani hastalıkların hangi genin hangi bölümünde oluşabileceğini önceden bilmek, bunlar tespit edildikten sonra da gen tedavisi ile bu hastalıkların önüne geçebilmek ve hastalığı kalıcı olarak iyileştirmek. Örneğin Tip 1 Diyabetin tamamen tarihe gömülmesi gibi bir şey. Bu proje 2000 yılına kadar devam etti ve uzadı 2003 yılında sona erdi. Amaç da hastalıklar açısından birtakım çalışmalara öncülük etmesiydi. Gen haritalamasının çıkması, herkesi çok heyecanlandırdı. Hatta o dönemlerde kişiye özgü gen tedavileri bile gündeme getirilmişti. Ancak 2003 yılına gelindiğinde, hayal ettikleri sonuca ulaşabilmenin mümkün olmadığı sonucuna vardılar. 1996 yılında kendi hücrelerinden klonlanarak Dolly koyun üretildi. Bir süre yaşadıktan sonra koyun kaybedildi. Aslında genetik mühendislik, 1990 yılında soyut anlamda ilk çalışmaları yapılmış ama 1996 yılında somut başarı elde etti ve devamında bitirilmeye çalışıldı. Gördük ki İnsan Genom Projesi aslında biraz hayal kırıklığı yarattı. Amerika ve İngiltere’nin ortak açıklaması yapıldıktan sonra Celera Genomics firması, kanser aşıları üzerinde bilimsel çalışmalara başlayacağını söyledi. Bu da aslında dikkat çekici. Çünkü 10 yıllık verilerin bir firma tarafından kanser araştırmaları amacıyla kullanılmasının da önünü açmış oldu. Bunların hepsi pazılın parçaları gibi, geçmişten günümüze birleştirildiğinde nelerin yaşandığını gösteriyor ve gelecekte de nelerin yaşanacağı konusunda yol gösteriyor.  

 

Covid-19 tedavisi için bulunmaya çalışan aşının mutasyonları da dikkate alarak gen aşısı konusunda çok yol kat edildiğini söylüyorsunuz. Gen aşısı nedir, bu aşı pratikte nasıl yapılacak?

 

Koronavirüsün bulaştırıcılığının fazla olduğunu biliyoruz. Maalesef öldürme oranının da yüksek olduğunu biliyoruz ama bir SARS, MERS, Ebola gibi olmadığını da biliyoruz. Ancak bizi telaşlandıran konu, vakaların bulaştırıcılık konusunda hızlı bir şekilde çoğalması. Öldürücülük oranında ise virüsün kendi yıkıcılığı var. Bir de hızlı bulaştığı için hastanelere bir kapıdan 10 kişinin girmesi var, 100 kişinin girmesi var ve maalesef Avrupa’da yaşandı; daha umut verici hastalara bakıldı. Yani birden sağlık sistemine olan yük de yıkıcılığı artırdı. İşte böyle bir panik içerisinde, herkes aşı geliştirelim dedi. Aşı geliştirmesinde hızlı ve etkili bir aşı olmalı. Klasik aşıların dışında yeni bir aşı olmalı dendi. Genetik aşı konusunda 2000 yılında başlayan bu sürecin buralara evirilmiş olabileceğini de hekimler olarak önceden öngörmeliydik. Önümüzdeki aşı, mutlaka bir gen aşısı olacağa benziyor. Önümüzdeki dönemlerde, belki de bu yılın sonunda bulunacak. Hatta Dünya Sağlık Örgütü konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu aşıyı belki hiç bulamayacağız ama belki de bir bakmışsınız önümüzdeki günlerde bulmuş olacağız” dedi. Ben kendi adıma genetik konusunda belli bir mesafe kat etmiş olabileceklerini düşünüyorum ve önümüzdeki dönemlerde bu süreci bize yaşatacaklar diye bir öngörüm var. İnsan Genom Projesi’nin 2003 yılında sonlandırıldığını söyledim ama süreç içerisinde firmalar boş durmadı. Firmalar üzerine firmalar ve genetik araştırma laboratuvarları açıldı. Bugün Bill Gates’in kendi açıklamasında, 100’ün üzerinde aşı firmasının, 100’ün üzerinde gen araştırma laboratuvarının ve Bill & Melinda Gates Vakfı’nın herhangi bir kazanç beklemeden desteklerinin olduğunu biliyoruz. 2015 yılında insan aşılama projesi de başlatıldı. Bu projenin mihenk taşları Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF, Dünya Bankası ve Bill Gates. Ayrıca Celera Genomics’in kurucusu da projenin maddi destekçilerinden. Hatta 2015 yılında Bill Gates, gelecekte çok sayıda insanın canına mal olabileceğine dair bir simülasyon ortaya koyuyor. Demek istediğim bu virüsü kendisi yaptı veya yapıyor anlamında değil ama simülasyonları gerçekten gerçekçi. Önünü görebiliyor. Gerek Bill Gates gerek perde arkasındaki firmalar gerekse de devletler böyle bir şeyi öngöremezseler bugüne kadar olan hazırlıkların yapılması düşünülemezdi. Bu üretilmiş bir virüs ve onun üzerinden bir şeyler kurgulanıyor diye düşünmeyin. Sadece hazırlık aşamasında geçmişten gelen çok büyük bir zemin var. 

Bu uygulama genlerimizde oynama anlamına gelmiyor mu?

İnsan ırkı zaten pandemiyle karşılaşıyor. Önemli olan pandemilerin nasıl yönetildiğidir. Benim kendi kanım bu insan genel projesinden insan gedom aşılama projesinden dünya aşılama gibi bir sürü organizasyonlardan ve artan sayıda aşı ve gen çalışması yapan şirketleri göz önünde bulundurduğum da genleri aslında insanlığı geleceğin yönlendirebilecek bir enstrüman olduğu keşfedildi diye düşünüyorum. Yani buradaki olumsuzluk pandemi durumu bazı şirket ve şirket üstü birtakım organizasyonlar tarafından değerlendiriliyor olması çok yüksektir. Biz bunu genetiği değiştirilmiş gıdada gördük. Aşılama ve gen tedavileri de bizleri olumlu yönde götürebilecek süreçte ama farklı amaçları olan organizasyonların elinde ise burada insanları genine bir şeyleri takmakla bugün ve yarın değil, bugün bana aşı yapıldıysa 10 veya 15 yıl sonra bende hastalığın çıkmayacağının garantisi yok. Zaten sorun şurada dünya sağlık örgütü neden bu aşı hiç çıkmayabilir dedi? Hiçbir zaman çıkmayabilecek dediği şey yan etkilerinden dolayı mı? acaba bir sıkıntı var veya şunu sorarım 2000 yılında gali başlatılmış yani dünya genelinde aşılama ile ilgili bir organizasyon. Dünya sağlık örgütü, dünya bankası, UNICEF, Bill Gates bu işin içinde. 2000 yılında galinin başlattığı onu da geçtim 2015 yılında aşılama projesi diyoruz, sadece corona virüs yok ki, birçok virüsünde neden aşısı çıkmadı ben de bu soruyu sorarım. Hani diyoruz ya Kıbrıs mart ayında Çin Aralık 2019’da corona virüsle pandemi oldu. Ama bu insan aşılama projesinde 2015 yılında başlamıştı, ve diğer 3 virüsle ilgili aşı bulduk dedik mi? demedik.

Bu gidişat kaçınılmaz. Bu virüs hiç kaybolmayacaksa biz eninde sonunda karşılaşıp insanların hepsi zaman zaman hasta olup geçip gidecek. Bir insan corona virüse bir daha yakalanır mı? Biliyoruz ki grip aşıları aslında hep biri yenileniyor. Dolayısıyla bu bir süreç mi evet bu bir süreç. Kalıcı bir sürece girdik bu kalıcı süreçte insanoğlunu ne bekliyor diye sorduğumuzda genetik temelli bağışıklık sistemimizde yapılacak müdahalenin artacağını düşünüyorum. Bildiğimiz şöyle bir şey var, genler sürekli yer değiştiriyor.

Biz şuan reel de yaşadığımız teknolojinin çok çok üst teknolojilerinin laboratuvarlarda olduğunu belki askeri birtakım unsurların da olduğu veya büyük şirketlerde kullanıldığını ama henüz toplum halk dünya insanlığının kullanıma sunulmadığını biliyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Biz maske mesafe kullanımına dikkat edeceğiz. Çünkü Türkiye’de, Dünya’da vakalar arttı. Pandemi şöyle oldu. 1. dalga, 2.dalga, 3.dalga değil belki de hep tepede bir dalga var belki de o dalganın içinde dalgalanmalar olacak. Olumlu mutasyon olacak mı diye aşıyı bekleyeceğiz.

Hijyene çok dikkat edip, bağışıklık sistemimizi kendimiz bildiğimiz kendi gıdalarımıza kendimiz ulaşarak işlenmiş gıdalardan uzak durarak, güneşi, suyu ihmal etmeyerek, maske konusuna dikkat ederek, insan olarak görevimiz bunlardır. Ben bir hekim olarak vardır diye düşünüyorum ama bunları analiz edecek ekiplerin olması lazım. Neslimizi geleceğe taşımak istiyorsak hem dijital teknolojiye yazılımdır onun geni hem de insan sağlığı ki yazılım gendir. Bunlara Devletimizin de stratejik Dijital takip sistemlerini kendimiz kurup bütün bilgilerde kendi içimizde kalacak çünkü genlerimizin bilgileri satıyor. Aşılarımızı da kendi içerimiz de yapabilecek mekanizmayı kurmamız ve geleceğe yönelik dijital sistemle bunları entegre edip ve insanlar da artık dijital takip başlatılacak.

 haber, gazete, gazette, manşet, gazete manşetleri, recep tayyip erdoğan, ömer çelik, adana, büyükşehir, zeydan, zeydan karalar, adem aköl, adem aköl kimdir, Fatma inci gül, inci gül, inci, soner çetin, fatih Mehmet kocaispir, akif kemal akay, türkiye, meclis, siyaset, oy, sağlık, anabülten, ekonomi, kemal kılıçdaroğlu, devlet bahçeli, ekrem imamoğlu

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER