"Akkuyu'da gerçekler saklanıyor"

"Akkuyu'da gerçekler saklanıyor"

Uzmanlar; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin, revize edilmiş ÇED Raporu’nu değerlendirmeye devam ediyor. 

"Akkuyu'da gerçekler saklanıyor"

Son olarak raporda deprem riskinin taktiksel bir tuzak olarak saklandığı ve gerçeklerin saklandığı öne sürüldü.

Yeditepe Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi ve TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Başdanışmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Akkuyu Nükleer Santrali  revize ÇED Raporunu değerlendirdi.

ÇED bildirgesinin genel olarak yasak savmak, tartışmasız çevre halkının nükleer santrali severek karşılamasını sağlamak üzere, gerçekler saklanarak düzenlendiğini savunan Prof. Dr. Ercan, “Bu bildirgede, bilgisine başvurulanlar, ‘Bindiği geminin düdüğünü çalanlar’ olumsuzlukları göz ardı ederek, coşkuyla tasarıyı ön yargılı olarak, destekleyerek katkıda bulunmuşlardır. Uzmanlığımla ilgili ÇED Raporu’ndaki; Jeofizik-Jeolojik-Jeoteknik-Deprem bölümü, nükleer güç santralinin en önemli güvenlik sorunundan birini oluşturmaktadır.

GEÇİŞTİRMİŞLER!

ÇED Raporu’nun 29’uncu sayfasındaki bölümde hiç bir teknik bilgi verilmeden, hiç bir açıklama yapılmadan yalnızca 4 satırla anlatım geçiştirilmiştir. 48. Yaprakta, yapılacak ile yapılan işler sayıldığında, NGS’nin güvenli bir yere oturup oturmadığına ilişkin hiç bir jeofizik çalışma ile sonucuna yer verilmemiştir. Dolayısıyla, yerin ne taşıma gücü, ne de depremle çınlamaya (rezonansa), aşırı çalkalanmaya gelip gelmeyeceği bilinmemektedir. 52.Yaprakta, anlatılanlar, doğrudan NGS’nin yapılaşmasına ilişkin değil bölgesel yer yapısını anlatır niteliktedir. Bu çalışmada, ayrıca yüzeysel olarak değinilen erime boşluklu su oluklarının yörede yoğun olmasının, NGS yapılaşmasına etkisinden söz edilmediği gibi, kaç tanesinin, ne genişlikte, ne derinlikte NGS altından geçtiği, ayrıca bunların jeofizik(elektro, gravite, manyetik) yöntemlerle belirlenip belirlenmediğinden de söz edilmemektedir. Bir nükleer kaza olması durumunda, bu tür erime boşluklarından tüm yeraltı sularının ışınım olarak kirlenebileceği göz önünde tutulmalıdır” dedi.

TAKTİKSEL DEPREM TUZAĞI

Öte yandan ÇED Raporu’nun; 57.Yaprakta, “Doğal afet” derken bunun bir deprem olduğunun neredeyse önemsenmediğini vurgulayan Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, üzerinde büyük bir deprem beklenmeyen Ecemiş Kırığını öne çıkarmanın taktiksel bir tuzak olduğunun da altını çizdi. “Tasarının öykündürülmüş çizimlerinden görülmektedir ki, NGS yapısının bir bölümü deniz dolgusu içine yapılacaktır” diyen Ercan, bu dolgunun olası bir yakın/uzak deprem durumunda nasıl davranacağı, ona nasıl dayanacağı üzerine inandırıcı bir bilginin de olmadığını söyledi. “Kaldı ki, dinlendirme gölmeçleriyle, görünüşü Japonya’daki Fukuşima NGS’sinden daha da kötüdür” diyen Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, şöyle devam etti; “Sizlerin özverili katkıları, ayrıca sevgili ülküdaşım Prof. Dr. Tolga Yarman ile birlikte Mersin ile Ak kuyu sunuş ile söyleşisinde belirttiğim gibi, bölgede asıl göz önünde bulundurulması gereken avkulanma (tektonik) etkinlikleri; Kıbrıs Dalma Batma Kuşağı, Ölü Deniz Kırığı, Güney Ege Dalma Batma Kuşağı ve Doğu Anadolu kırıklarıdır. 4000 yıllık geçmiş deprem davranış bilgileri, bu diri, ayrıca oldukça devingen kuşaklar boyunda büyüklükleri M=7,9’a varan, etki alanı 200 kilometreye varan çok yıkıcı depremlerin olduğu, bunların denizde yaratmış oldukları süpürtü (tsunami) dalgalarının 1000’ler km uzakta bile etkili olarak kara kıyılarını süpürüp geçtiği, 10 binlerce kişiyi öldürdüğü belgelenmiştir.

DEPREM RİSKİ VAR!

Yarman’ın önemle vurguladığı; ’NGS’lerdeki kaza oranı yüzde 1’e ulaşmıştır’ sözüne destek olarak, bölgedeki 4000 yıllık deprem bakıldığında, Güney Ege Dalma-Batma kuşağında süpürtü oluşma olasılığı yüzde 13, dalga yüksekliği 1 ile 6 metre, Ölü Deniz Kırığında ise yüzde 6, dalga yüksekliği 1 ile 3 metredir. Demek ki deprem ürküntüsü, NGS kazalarını arttırabilecek en önemli öğelerden biridir. Depremlerin şaşmaz bir yasası vardır. Bir yerde belli büyüklükte bir deprem oluyorsa, gelecekte de o yerde en az o büyüklükte bir deprem olacaktır. Özetle, Güney Akdeniz’de bir nükleer güç santrali yapmak, çevre kirliliği, tarımsal düşme, gezginciliği bitirmesi, can güvenliği, teknoloji bağımlılığı, soruna çözüm bulmaması bakımlarından olumsuzdur. Kaldı ki geçen yıl yapılan bir sorgulamada Mersinlilerin yüzde 70’nin nükleer güç santraline karşı olduğu belirtilmişken, hangi demokratik yaklaşım bu yapıma izin verebilir?”