Geçtiğimiz 18 Ekim günü Ankara’daki 10 Büyükelçi, eşzamanlı olarak ayni kalemden çıkmış bir bildiri yayınlar… Bildiride, 4 yıldır tutuklu olarak yargılanmakta olan Osman Kavala’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı doğrultusunda serbest bırakılması talep edilir.
Tıpkı George Soros gibi kendini hayırsever olarak lanse edip, “saman altından su yürüten” iş adamı Osman Kavala, 1 Kasım 2017 tarihinde tutuklanıp yargıya sevk edilmişti… Gezi Parkı olayları, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 17-25 Aralık kumpasları ve 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında tutuklu olarak yargılanmaktadır.
Dört yıldır süren yargılanması tamamlanmış, önümüzdeki Kasım ayı sonunda karar verme aşamasına gelinmiştir… Büyük bir olasılıkla, mahkemenin hükmedeceği hapislik süresi, tutukluluk süresi ile eşit olacağı için serbest bırakılması kuvvetle muhtemeldir.
Durum bu aşamaya gelmişken, başta ABD olmak üzere Almanya, Fransa, Kanada, Hollanda, Danimarka, İsveç, Finlandiya, ve Norveç Büyükelçilerinin tarihte hiçbir ülkede görülmemiş bir yaklaşımla; Türkiye’nin iç hukukuna müdahale yönündeki bu hareketi bir hadsizlik olarak nitelendirilmelidir.
Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, örgütlü bir şekilde yapılan bu hadsizliğe çok sert karşılık vererek; bunun Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesinin ihlali olduğunu ve bu 10 Büyükelçi için “Persona Non Grata” yani “istenmeyen kişi” ilanı yapılabileceğinin altını çizer.
Viyana Sözleşmesi 1961 yılında kabul edilen 192 devletin taraf olduğu, uluslararası diplomasi işleyişini belirleyen kuralları içerir… 41. Maddeye ise ülkesinde elçilik açılmasını kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmek, onun iç işlerine karışmamak şartı konulmuştur.
Cumhurbaşkanı’nın bu taviz vermez dik duruşu karşısında ‘geri adım’ atılarak, geçtiğimiz Salı günü yeni bir bildiri yayınlanır ABD’nin Ankara Büyükelçiliği resmi sitesinde… Üstte Türkçe, altta ise İngilizce olarak birer cümlelik yeni bir açıklamadır bu…
Açıklamanın Türkçe kısmında aynen şu ifadelere yer verilir: “ABD 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle diplomatik ilişkiler hakkındaki Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesine riayet etmeyi teyit eder.”
Ancak İngilizce açıklamayı Türkçeye tercüme ettiğimizde: “ABD 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle diplomatik ilişkiler hakkındaki Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesine uyumlu olduğunu teyit eder” denilmektedir.
Yani, Türkçe yayınlanan cümle “biz bundan böyle Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesine riayet edeceğiz” anlamı taşırken; İngilizce yayınlanan cümle ise “biz zaten Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesine uyuyoruz” anlamı taşımaktadır… Yani, “ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz” demek istiyorlar.
Hukuki endişelerle yapılan bir müdahaleden ziyade tamamen siyasi bir hareket olduğu apaçık ortada olan ve ABD Başkanı Biden tarafından tezgahlanan bir yıpratma politikası olan bu durum kabul edilir değildir.
Nitekim ABD’nin önde gelen yayın organlarından New York Times’ın çok net bir şekilde Türkiye’ye karşı yapılan bu hareketin, Biden’ın talimatı doğrultusunda gerçekleştirildiğini ifşa etmesi, bunun başka bir kanıtıdır.
Afganistan’ı 10 yıl işgali altında tutan; Irak’ı kimyasal silah bulundurduğu gerekçesi ile yerle bir eden; birçok ülkede kaos yaratarak 10 binlerce insanın katledilmesine neden olan; FETÖ elebaşını pamuklar içerisinde koruyan; Kaşıkçı’yı öldürüp asitle yok ettikten sonra olağan bir şeymiş gibi davranan Amerika’nın; Uluslararası Hukuk aklına gelmezken Türkiye’yi içten oymaya çalışan bir ismin yargılanmasına bu kadar önem vermesinin altındaki neden çok açıktır.
Yapılan, Türkiye’yi zayıflatma politikasından başka bir şey değildir… Bu ne ilktir, ne de son olacaktır… Türkiye emperyalizme boyun eğmedikçe buna benzer hadsizlikler devam edecektir… Ancak, hadsizliğin çok daha vahimi, kendi içimizde cereyan etmektedir.
Bu olaya, “Uluslararası Hukuk” zırvalığına sığınarak bazı çevrelerin alkış tutması affedilir değildir… Hele hele de, kendi Devletinin yöneticilerini alaya alır tavırları kabul edilebilir değildir… Cumhurbaşkanı’nın “alayınız gelin” sözüne karşılık, “işte geldiler, ne yapacaksın” gibi sözlerle aslında kendi kendini tiye alanlar; kime hizmet ettiklerinin ya farkında değiller, ya da ‘efendilerinden’ aldıkları görevi çok iyi yapıyorlardır.
Ancak gün gelir de Türkiye’nin büyüklüğü emperyalizm tarafından bile kabul gördüğü zaman, o kişiler kaçacak delik bile bulamayacaklardır.
Günün Sözü
Gerektiği zaman, hadsize haddini bildirmek, kırk yetime kaftan giydirmekten üstündür.
Safer Dal Efendi