11 Temmuz 1995 Srebrenitsa’dan, 15 Temmuz 2016 İstanbul’a - ADEM AKÖL

11 Temmuz 1995 Srebrenitsa’dan, 15 Temmuz 2016 İstanbul’a

ADEM AKÖL

1945 yılında 6 sosyalist cumhuriyetin katılımıyla kurulan Yugoslavya Federal Cumhuriyeti; Devlet Başkanı Josip Broz Tito’nun 1980’de ölümünden sonra başlayan etnik çekişmeler, ekonomik bunalım ve Doğu Avrupa’daki değişikliklerin etkisi ile 20 yıl süren iç savaşın sonunda 7 egemen ülkeye bölünür... Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Kosova.

Srebrenitsa; Bosna-Hersek’in doğusunda, Sırp Cumhuriyeti’nin içinde bulunan, Bosna-Hersek ile Sırbistan’ın sınırında 30 bin nüfuslu bir kenttir... Yugoslavya Federal Cumhuriyeti yıkılmadan önce tamamen bir Müslüman Boşnak yerleşim bölgesi olmasına rağmen, nüfus aktarımı sonucunda bugün kentin yarısını Sırplar oluşturuyor.

Yugoslavya’da iç savaş sürerken 1990’lı yıllarda; Sırp’lar, Bosna’daki Müslümanlara karşı soykırım başlatırlar... Birleşmiş Milletler teşkilatı, aralarında Srebrenitsa’nın da bulunduğu 6 kenti, güvenli bölge olarak ilan eder ve bölgeye Barış Gücü askerlerini gönderir...

Srebrenitsa’nın güvenliğinden 600 Hollandalı Barış Gücü askeri sorumludur... Güvenliği sağlamak adına kentteki silahlar toplanır... Ancak kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklar sonucunda, Hollandalı askerler kenti terk ederek Srebrenitsa’yı Sırp askerlerine bırakırlar.

11 Temmuz 1995’te General Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Bosna-Sırp ordusu, Srebrenitsa’ya girer... Bir hafta süren kanlı saldırılar, kentin kökünü kazımaya yeter... Aralarında kadın ve çocukların da olduğu 8 binden fazla sivil Boşnak, topluca katledilir... Birçoğu, iş makineleri tarafından açılan toplu mezarlara gömülür... İkinci Dünya savaşından sonra Avrupa’nın göbeğinde yaşanan en büyük soykırım olarak tarihe geçer, Srebrenitsa katliamı.

Ülkelerine dönüşte madalyalarla ödüllendirilseler de, yıllar sonra Hollanda mahkemesi; Srebrenitsa’yı Sırplara bırakarak terk eden Hollanda askerlerini yargılayarak suçlu bulur...

2007 yılında, Lahey Adalet Divanı da Srebrenitsa’da yaşananları ‘soykırım’ olarak kabul eder; ancak bundan Sırbistan’ın sorumlu tutulamayacağına karar verir...

Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Adalet Divanı; Srebrenitsa’ya giren Sırp komutan Ratko Mladiç’i yargılayarak, müebbet hapse mahkum eder... Katliamın yapıldığı dönemde Sırbistan Devlet Başkanı olan Slobodan Miloseviç de soykırımla suçlanır, ancak yargılanması devam ederken tutuklu bulunduğu cezaevinde ölü bulunur.

Yıl 2003; dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bir seyahatten İstanbul’a dönerken, ani bir kararla uçağının rotasını Saraybosna’ya çevirttirir… Bağımsızlığını kazandığından beri Bosna-Hersek’in Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç ağır hastadır…

Onu hastanede ziyaret ederek, tedavi ettirmek üzere İstanbul’a götürme teklifinde bulunur… Ancak Aliya İzzetbegoviç orada kalıp Bosna’da ölmek istediğini belirtir… Nitekim kısa bir süre sonra da vefat eder.

Hastane ziyareti sırasında Aliya İzzetbegoviç “emanet”i Recep Tayyip Erdoğan’a teslim ettiğini söyler… Bosna-Hersek’teki iç savaşta yitirilen 250 bin can ve Srebrenitsa’da katledilen 8 bin Boşnak’ın derin acısı ile yoğrulmuş bir emanettir bu… Bu manevi ‘ahid’ Cumhurbaşkanımız tarafından hep el üstünde tutulur ve baş tacı edilir.

Takvim yaprakları 15 Temmuz 2016’yı gösterirken; dış mihrakların yaptığı plan çerçevesinde, Pensilvanya’dan yönetilen iç mihraklar, Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanını ortadan kaldırmak için harekete geçer…

Ancak var oluşların karşısında, Srebrenitsa gibi katliamların bile işe yaramadığının bilincinde olan Türk Milleti, Liderlerinin öncülüğünde sokaklara dökülerek büyük bir varoluş mücadelesi verir.

Yok-edici tank namluları karşısında ve F-16 savaş uçaklarının havadan bıraktığı bombalar altında mücadele ederek; hayatı pahasına, ülkesinin bağımsızlığını korur tek vücut haline gelmiş 82 milyon insan.

Türk demokrasisini hedef alan bu hain girişim; Türk halkının demokrasiyi ve seçilmiş iradeyi korumak için, ellerinde hiçbir silah olmadan gösterdiği destansı direnişle geri püskürtülür… Geride, bağımsızlığını bir kez daha kanıtlamış bir ülke; isimleri sonsuza dek anılacak 251 şehit ve hakları hiçbir zaman ödenemeyecek 2734 gazi bırakarak…

Öte yanda Pensilvanya’daki ölüm döşeğinde, amacına ulaşamamanın azabıyla boğuşan; ismi hep “hainlikle” birlikte anılacak olan emperyalizmin kapkara olmuş maşası…

 

Günün Sözü

Ben Avrupa’ya giderken, kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü biz, çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik.

Aliya İzzetbegoviç