İlan

39. Yıl - ADEM AKÖL

39. Yıl

ADEM AKÖL

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC)  kuruluşunun 39. Yılı kutlandı dün coşkuyla… Biraz buruk ama geleceğe ümitle bakan güçlü bir inanç ve takdir edilesi büyük bir sabırla…

Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun KKTC vatandaşı her fert, hiçbir zaman ümidini kesmedi ülkesinden… Karnını doyurabilmek için yurt dışına gitmek zorunda kalmış olsa da, bağını hiç koparmadı doğduğu topraklardan… Bir ayağı karnını doyurduğu ellerdeyken, diğer ayağı vatanında oldu hep…

Hep bir yabancı gibi yaşadı başka diyarlarda… Gözü ufuklarda; hatıralarını yad edecek bir dostunu, bir akrabasını bekledi… Kulağı telefonlarda; ülkesinin o tatlı esintileriyle karışmış tanıdık sesler aradı hep… Ölüm kapıyı çalmadan; doğduğu topraklarda son günlerini geçireceği hayaller kurdu, imkanlarını zorladı bunun için.

Yurt dışına gitme imkanı bulamayanlar ise, tanınmış bir kimlik ve aydınlık bir gelecek için mücadelelerini sürdürdüler, doğdukları topraklarda… Tıpkı babaları, tıpkı dedeleri, tıpkı büyük dedeleri gibi…

Zaten, yıllarca sürdürülen bir mücadelenin ürünü değil miydi 1983’ün 15 Kasımında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti? Yeni Cumhuriyetle her şey çözümlenecek, aydınlık günler gelecek; beklentisi değil miydi bu?

Ama şöyle, ama böyle; beklenen olmadı aradan geçen 39 yıla rağmen… Türkiye Cumhuriyeti hariç, bir Allah’ın kulu tanımadı genç Türk Devletini… Biraz da şansız bir döneme denk gelinmişti… Emperyalizmin tezgahladığı askeri darbe sonucunda Türkiye’de yönetimi ele geçiren güçler, ağa babalarının talimatıyla engellemişlerdi dost ve kardeş ülkelerin KKTC’yi tanımalarını.

Kıbrıs’taki farklı siyasi görüşler, farklı politikalar üretiyordu… Amaçlanan hedef hep ayniydi… Farklı beyinler farklı çözüm yolları öneriyordu, Kıbrıs Türk halkına güvenli ve refah bir gelecek garantileyebilmek için…

İki kesimli tek devlet bünyesinde birleşmenin, en iyi kalıcı çözüm olacağına inandırıldı büyük çoğunluk 2000’li yıllarda… Dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı plana, yüzde 65 gibi büyük bir oranla “Evet” dedi Kıbrıs Türkü, 2004 yılında… Ayni plan için Rum tarafında yapılan halkoylamasında ise yüzde 76 “Hayır” oyu çıktı…

Bir kez daha yıkılmıştı Kıbrıs Türk toplumu… Dış mihrakların kışkırtmalarına rağmen, yüzyıllar boyunca bir arada yaşayıp da, dost bildiği Rum halkının yaptığı ihaneti bir türlü hazmedemiyordu… Zaten bu, ne bir ilk ne de bir son olacaktı…

Kıbrıs Türkleri, referandum sonuçları yüzünden yaşadığı travmayla boğuşurken, bir tokat da Avrupa Birliği’nden gelecekti… Annan Planı’na “Hayır” diyen Kıbrıs Rumları, bunun için sanki ödüllendiriliyormuşlar gibi AB’ye kabul edildikleri ilan ediliyordu.

Yine de yılmadı Kıbrıs Türkü… İki bölgeli federal bir çatı altında çözüm bulabilmek için defalarca müzakere masasına oturdu Rumlarla, büyük bir iyimserlik içerisinde…

Yine de olmuyordu, olamıyordu; olmadı da… Türk tarafının yapıcı yaklaşımlarına rağmen, her seferinde müzakere masasını terk eden onlar oluyordu çünkü…

Bir türlü akıl erdiremiyordu Kıbrıs Türkü buna… Elinde değildi çünkü… Türk olmak böyle bir şeydi işte… İyimser olmak, yapıcı olmak, mücadeleci olmak… Kısacası insan olmaktı, Türk olmak…

Ancak Kıbrıs Türkünün bilmediği, anlamadığı, bir türlü kabullenemediği bir şey daha vardı… ‘Yaşadığın toprakların mülkiyeti sende olabilir, ama söz hakkının olabilmesi için muhakkak güce ihtiyacın vardır.’

İşte bu güç, son yıllarda giderek ivme kazanan yanı başındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin gücüdür… Bu güç olmamış olsaydı, müzakere masasında yıllarca Türk tarafıyla dalga geçen emperyalizmin maşasına bürünmüş Rum tarafına bir anda ”Federasyondan vaz geçtik, bundan böyle iki devletli bir çözüm için masaya otururuz ancak” diyebilir miydik?

Geçtiğimiz Eylül ayında “Kıbrıs meselesi artık çözümsüz bir hale geldi, KKTC’yi tanıyın” diye kükreyebilir miydik Birleşmiş Milletler Kürsüsünden?

Daha 4 gün önce Özbekistan’da toplanan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) zirvesinde KKTC’yi gözlemci üye ülke olarak kabul ettirebilir miydik?

KKTC’nin kuruluşunun 39. Yılı arifesinde atılan bu adım, tanınırlık açısından o kadar güçlü ki; Avrupa Komisyonu Sözcüsü sıfatıyla, Peter Stano gibi bir küstah çıkıp Kıbrıs Türküne ‘ayrılıkçı’ diyebilecek cüreti gösterebiliyor… Şöyle diyor Stano efendi: "Kıbrıs Türk ayrılıkçı varlığının uluslararası olarak tanınmasını kolaylaştıracak, veya herhangi bir şekilde yardımcı olacak herhangi bir eylem, Birleşmiş Milletler himayesinde çözüm müzakerelerinin yeniden başlatılmasına elverişli bir ortam yaratma çabalarına ciddi şekilde zarar verir." 

Ne yapacağımızı sana mı soracaktık Stano? Ne sana, ne talimat aldığın güçlere, ne de sizin gibilere hesap verecek değiliz… Bundan sonra size prim yok, Kıbrıs Türkü artık sizi çok iyi anladı…

Meşakkatli olacak belki ama Türkiye gibi büyük bir gücün de yardımıyla Kıbrıs Türkü, 1983 yılında kurduğu Devletini tanıtmak için mücadele edecek artık…

Günün Sözü

İnançlarınız düşünceniz, düşünceniz sözünüz, sözünüz hareketleriniz, hareketleriniz alışkanlıklarınız, alışkanlıklarınız değerleriniz, değerleriniz kaderiniz olur.

Mahatma Gandi