Birkaç yıl
önce açık kalp ameliyatı geçirmiş 60 yaşlarında bir adam... Günlerdir devam
eden karın ağrısı bir türlü dinmek bilmiyor... Ağrıların dayanılmaz olduğu bir
sabah, dışkıda da kan görülünce, oğlu Adana Şehir Hastanesi’nin acil servisine
götürür babasını... Muayene edilir, kan tetkiki yapılır, röntgen çekilir...
Durum ciddidir; yatış verilir ancak
serviste boş yatak olmadığı için acilde kıvranır durur adam 3 gün boyunca...
Teşhis konulmuştur, durumun izahını yapmak için adamın oğlu acil doktorunun
odasına çağrılır... Doktor, bilgisayarda bir görüntü getirir ekrana...
Ekrandaki görüntüde, karın olduğu anlaşılan bölgede yumruk büyüklüğünde 2
tümör...
Doktor durumu
izah eder adamın oğluna... “Hastamız kanser” der... “Ekranda görünen bu iki
büyük kitle, kanserli tümörler... Tümörler kanama yaptığı için şiddetli ağrı
meydana geliyor...”
“Peki bunun tedavisi yok mu doktor?”
diye sorar adamın oğlu... “Hastayı hemen ameliyata alıp bölgeyi tümörlerden
temizlememiz gerekiyor” diye yanıtlar doktor...
Oğlu, durumu
açık açık babasına izah eder... Dellenir baba... “Ben ameliyat olmam” der...
“Açık kalp ameliyatı geçirmişim, yıllardır kan inceltici hap alıyorum, masada
kalırım” diyerek isyan eder doktorun bu kararına...
Çaresiz oğul, tüm sorumluluğu üzerine
alan formu imzalayarak çıkarlar hastaneden... Kaderlerine boyun eğeceklerdir...
Allah ne kadar ömür biçmişse okadar yaşamaya razıdır adam... “Allah beni
yatırmasın; kimseye muhtaç etmesin, başka birşey istemem” der...
Ağrıların
şiddeti dinmez... Bu durum, ailesini de rahatsız eder... “Böyle olmaz” der
oğul... Başka bir hastaneye gitmek için ikna eder babasını...
Özel bir hastaneye giderler... Yine
tetkikler, muayeneler... “Senin midende kanama var” diye teşhis koyar özel
hastanenin doktoru... “Aldığın haplar, mide duvarına zarar vererek; kılcal
damarları açığa çıkarmış, kan inceltici hapların etkisi ile de sürekli bir
kanama oluşmuş...”
“Peki,
kanserli iki büyük tümör..?”
“Sende tümör filan yok...”
Baba-oğulun
sevinçleri tarifsiz; teşekkür ederler doktora...
Ertesi gün, endoskopi tekniği ile;
ağızdan mideye girip kılcal damarları dağlayarak kanamayı tamamen durdurur
doktor... Bir gün sonra, hiçbir ağrısı kalmaz; sevinçten uçarak taburcu olur
hastaneden.
Şehir
Hastaneleri gibi, gelişmiş ülkelerin bile gıpta ile takip ettiği bir sistemle
tasarlanmış; teknolojinin en son versiyonları ile donatılmış cihazlara sahip
bir hastahanede; affedilemeyecek hataların yapılıyor olması, sadece ‘hastaya
yazık, günah’ demek yeterli olmayacaktır...
Verdiğimiz vergilere yazık, ülkemizin
parasına yazık... Bu hastaneler, vatandaşa daha çabuk ve daha iyi sağlık
hizmeti vermek için tesis edildi... Bu hastaneler, ‘çağdaş ve gelişmiş bir
Türkiye’yi’ ancak sağlıklı bireylerin oluşturabileceği, düşüncesi ile inşa
edildi...
Kim olursa
olsun, hiç kimsenin elinde çar-çur olmasına izin verilmemeli... Hele hele
Hipokrat yemini etmiş bir tıp doktorunun buna hiç ama hiç hakkı yoktur...
Hastanın doktor seçme hakkı var, ancak
doktorun hasta seçmek gibi bir hakkı yoktur... Bir doktorun yapması gereken,
hasta her kim olursa olsun; en üst seviyede titizlik ve dikkat göstererek onu
tedavi edip iyileştirmek olmalıdır.
Yok eğer,
sana verilmiş onca imkana rağmen bunu yapamıyorsan; böyle bir beyine ve bilgi
birikimine sahip değilsen; sana verilen diplomayı çöpe atıp, kendine başka bir
iş ara...
Günün Sözü
"Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı statü,hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma,hastalarımı memnun edeceğime, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime,mesleğim dolayısıyla öğrendiğim küçük sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı ve sevgi göstereceğime dil,din, milliyet, cinsiyet,takım, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."
Hipokrat Yemini