Bu yıl 4,5 ve
6 Ekim tarihlerinde üçüncüsü düzenlenen Adana Lezzet Festivali’ni coşkuyla
kutladık...
Sayın Mahmut Demirtaş’ın Adana’ya Vali
olarak görevlendirilmesinin hemen ardından çalışmalara başlattığı en önemli
projelerinden birisidir ‘Adana Lezzet Festivali...’
Daha ilk
günlerden, Vali Mahmut Demirtaş; kentimizin zengin mutfak kültürünü gözlemlemiş
olacak ki; bu özelliği kullanarak Adana’ya tanıtım, turizim ve ekonomik anlamda
güçlü bir ivme kazandırmanın yöntemlerini araştırarak ‘Lezzet Festivali’nde
karar kılmıştır...
İlki, önceki yıl düzenlenen festival;
bazı dar görüşlü çevrelerin ‘umursuz’ yaklaşımlarına rağmen, oldukça yüksek
dozda etki yapmış olması; ikincisinin daha mükemmel, üçüncüsünün ise katlanarak
ilgi görmesine neden olmuştur...
Özellikle
yabancı ülkelerden gelen katılımcıların gösterdiği ilgi; önümüzdeki yıllarda
düzenlenecek ‘Adana Lezzet Festivali’nin, tüm dünyanın dikkatini çeken,
uluslararası bir festivale dönüşeceğinin sinyalini vermiştir...
Zaten önemli olan da bu değil midir..?
Festivallerin amacı; bir kente ait tarihi, kültürel, sosyal ve zirai değeri
olan bir ürünü kullanarak, o kenti her yönü ile dünyaya tanıtıp ekonomik
anlamda gelişimine katkı koymak değil midir..?
Bu anlamda,
düzenlenen her festivalin, bir öncekine kıyasla daha kapsamlı ve daha başarılı
olması kaçınılmazdır... Bunun için bir öncekinden çıkarılması gereken dersleri
iyi analiz etmek gerekecektir...
Bu tip etkinlikler kapsamında yapılan
‘Gala Geceleri’nin, o etkinliğin uluslararası anlamdaki karnesi olduğu
gerçeğinden hareketle, not almamız gereken birkaç durumu aktarmak zorunda
hissediyorum kendimi...
Öncelikle
‘Gala Gecesi’nin düzenlendiği Adana Arkeoloji Müzesi bahçesinin, mekan olarak
pek de uygun olmadığı düşüncesindeyim... Adana’da bu iş için çok daha uygun
onlarca mekan vardır...
Çeşitli nedenlerle Gala Gecesi’nin,
ille de burada yapılması bir zaruret ise; yerleşim planının tekrar gözden
geçirilmesi gerekecektir... Bahçeye, podyum için uzantıları olan yüksek bir
platform kurulup, davetli masalarının onun etrafına sıralanması daha şık olur...
Güçlü bir ışık ve ses sistemi de unutulmamalıdır...
Böyle bir
platform olmadığı için plaket dağıtımı; arzu edilen ciddiyeti yakalayamamıştır...
Onun ötesinde, binbir zahmetle hazırlanan; Adana’nın tarihsel kültürünü
yansıtan giyisilerin sunumu da podyum olmadığı için, çarpıcı etkiden yoksun
kalmıştır... Tabii buna sebep olarak sadece platforum ve podyum noksanlığını
değil, ışık ve ses sistemindeki amatörlüğü de eklemek gerekecektir...
Festival, uluslararası boyutta olsa
bile; işin özünün Adana’nın yemek kültürünü yansıtmak olduğunu unutmadan, bunu
misafirlere aktarabilecek tercümanın da Adana kültürü ile yoğrulmuş, kentin
yapısını iyi bilen ve İngilizce aksanı çok iyi olan tercümanlar kullanılması
daha doğru olacaktır... Adana’yı bilmeyen Güney Afrika’lı bir yabancının ve
telaffuzu anlaşılır olmayan bir Türk tecümanın bu iş için görevlendirilmesi
yakışık olmamıştır... Kaldı ki bunu daha çağdaş bir
yöntemle; simültane çeviri sistemi kurup, sayıları zaten az olan yabancılara
birer kulaklık vererek, hem konuşmacının hem de dinleyicinin konsantrasyonunu
dağıtmadan çözebiliriz...
Öte yandan,
standlar üzerine; sunulan tadları tanıtıcı kısa bilgiler asmak, sadece
yabancıların değil, yerili halkın da ilgisini çekecektir... Özellikle servisin
başladığı ilk dakikalardaki izdihamı önleyici tedbirlerin alınarak, sunumların görselliğini
misafirlere yaşatmak daha doğru olacaktır...
Masalardaki yetersiz ışık, sunulan
tadların görüntüsünü perdelemiştir... Halbuki her insan, herhangi bir yemeği
tadmadan önce görüntünün kendini cezbetmesini bekler... Görüntü kalitesinin
yüksekliği lezzet kalitesini ayni oranda artırır çünkü...
Unutmayalım
ki; gözlerimizin yakaladığı çok şey vardır ama, sadece kalbimize hitap edenleri
takip eder...
Günün Sözü
İhtisaslaşmak istediğiniz konu ile ilgili birşey yapmaya gayret etmediğiniz süre, kendinizi geliştiremezsiniz.
Ralp Waldo Emerson, 19. Yüzyılın ünlü şair ve makale yazarının anlatmaya çalıştığı aslında, hayatın; tecrübelerin yoğunluğu ile anlam kazandığıdır.