1895 yılındaki Çin-Japon savaşından yenilgiyle çıkan Çin, Tayvan’ı Japonya’ya bırakır… Ancak II. Dünya savaşında teslim olan Japonya’nın, Tayvan’dan ayrılmak zorunda kalması ve Çin anakarasında başlayan iç savaş yüzünden, Tayvan kendi kendini yönetmeye başlar.
İç savaş 1949 yılında son bulur ve iktidarı ele geçiren Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan eder… Yönetimi kaybeden Çan Kay Şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri ise Tayvan’a yerleşerek 1912’de kurulan Çin Cumhuriyeti iktidarının adada devam ettiğini ileri sürer.
Bütün dünya, 1960’lara kadar, Çin’i yönetenlerin Tayvan’daki temsilciler olduğunu kabul eder… Birleşmiş Milletlerdeki (BM) temsiliyet hakkı da Tayvan’ındır… 1960’tan başlayarak, birçok ülkenin doğrudan Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kurması üzerine 1971 BM Genel Kurulundaki oylamada Pekin hükümeti, Çin’in tek meşru temsilcisi olarak kabul edilir… Böylelikle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale gelir.
Bu süreç içerisinde ABD, Tayvan’a her bakımdan destek çıkarak sanayisini geliştirmesinin ve özellikle bilişim teknolojileri alanında bir dünya devi olmasının yolunu açar.
Ancak Çin Halk Cumhuriyeti Tayvan’dan hiç vazgeçmemiştir… Tayvan için, Devlet Başkanı Xi Jinping ile başlayan, Hong Kong’takine benzer “bir ülke, 2 sistem” modeli geliştirilmesine rağmen, özellikle 2000 yılından sonra Tayvan liderliğine seçilen isimler “Çin’den nihai bağımsızlık” idealini savunurlar.
Çin “bir ülke, 2 sistem” modelinde ısrar ettikçe, Tayvan’da Çine karşı sesler yükselmeye başlar… Çine karşı ilk büyük protesto, Mart 2014’te “Ayçiçeği” sloganıyla öğrencilerin sokaklara dökülmesiyle başlar… Tayvan ile Çin arasında yapılan bir ticaret anlaşmasının tepkisidir bu… Anlaşmanın, Tayvan ekonomisini zayıflatacağı ve ülke yönetiminin Çin Halk Cumhuriyetinin eline geçeceği iddia edilir.
Nitekim yapılan bir kamuoyu yoklamasında nüfusun çoğunluğu kendini Tayvanlı olarak nitelendiriyor… Ancak nüfusun yüzde 3’ü Çinli olduğunu iddia ediyor… Ayni araştırmaya göre Çin’le bütünleşmek isteyen oran ise sadece yüzde 1,3.
Bir süre durulan Çin-Tayvan gerginliği, geçtiğimiz 2 Ağustos’ta ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı tartışmalı ziyaretiyle yeniden tırmanır… Hatta Jinping’in Biden’ı “ateşle oynayan ateşle yanar, yok olur” diyerek tehdit etmesi, ABD ile Çin arasındaki savaş ihtimallerini gündeme getirir.
Sular iyice ısınır, 3. Dünya harbi konuşulmaya başlanır bütün dünyada… ABD, donanmasının yarısını Pasifik’e yığar, Ronald Reagan isimli dev uçak gemisini Tayvan açıklarına gönderir… Çin ise Tayvan’ı çevreleyen denizlerde günlerce süren, gerçek mermilerin kullanıldığı tatbikatlar yapar.
Ama ne ABD, ne de Çin Halk Cumhuriyeti savaşı göze alamaz… Ekonomileri o kadar birbiri içerisine girmiştir ki, aralarındaki bir savaşın bütün dünyayı perişan ederken; kendi ekonomilerini de çökerteceğini çok iyi bilmektedirler çünkü.
Geçtiğimiz gün, Tayvan Dışişleri Bakanlığından yapılan bir açıklama ile Pekin’in “bir ülke, iki sistem” modeli teklifinin reddedildiği duyurulur… Bu açıklama, Pekin’i hiddetlendirerek 1993-2000 yıllarında verilen “Çin’in adanın kontrolünü ele geçirmesi halinde Tayvan’a asker ve yönetici göndermeme” sözünü geri çeker… Başkan Xi Jinping “Tayvan’a daha önce teklif edilenden daha az özerklik verilecek” der.
Pekin, Tayvan konusunda ısrarlı… Bunu gerçekleştirebilmek için ağır ama ihtiyatlı adımlar atıyor… Kıyılarından sadece 160 kilometre uzaklıktaki adayı, Çin’in bir parçası olarak görmekten hiç vaz geçmedi ve hiçbir zaman da vaz geçmeye niyeti yok.
ABD bunu çok iyi bildiği içindir ki, kendi desteği ile dünyanın en büyük çip üreticisi olan firmaları Amerika’ya taşımak için kolları sıvadı… Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin en büyük nedeni de buydu.
Washington, er veya geç Tayvan’ın Çin Halk Cumhuriyetine bağlanacağını öngördüğü içindir ki, işini garantiye alıyor… Hayatımıza giren her araç-gerecin beyni olan çipler olmadan, bütün ekonomisinin tepetaklak olacağını çok iyi biliyor.
Günün Sözü
Politika kansız bir savaş; Savaş ise kanlı bir politikadır.
Mao Zedong