Bir Cumartesi öğle saatleri... Adana’da klasik bir belediye çocuk parkı...
İki salıncak, iki kaydırak, iki tahterevalli...
Hava kapalı,
soğuk değil; yağmur, yağıp yağmamak arasında gidip geliyor, kararsız... Havanın
izin vermeyişinden olsa gerek, çocuk parkında bir tek çocuk yok.
Bir otobüsten onlarca polis iniyor, parkın banklarında beklemeye
koyuluyorlar... Belli ki az ilerideki stadyumda oynanacak futbol maçı öncesi,
önlem almak için buraya konuşlanmışlar.
Yaşları 14-15, altı
kişilik bir grup havalı genç gelip diğer banka doluşuyorlar... Gelişleri
muhteşem, ‘biz geliyoruz’ dercesine... Muhabbet volümleri yüksek, çevre
umurlarında değil... Ellerinde atıştırmalıklar, babalarından aldıkları harçlığı
bir an önce tüketmek istercesine... Onlar da maç saatini bekliyor anlaşılan... Muhabbet
konuları; havadan, sudan, bir de futboldan... Bir incir çekirdeğini doldurmuyor, konuyu algılayamıyorsunuz zaten.
Hemen yandaki cadde kenarına park etmiş araçların arkasından, iki tane;
insan gücüyle çekilen kağıt toplayıcı arabası beliriyor... Kullananlar
gözükmüyor, arabalar tek başlarına ilerliyor sanki...
Sonra kaldırıma
çıkarak çocuk parkının yanına brakılıyor iki araba... Çelimsiz, makinist çırağı
gibi giyisileri yağ-pas içinde, yaşları en fazla 12; 4 çocuk sevinç çığlıkları
atarak salıncaklara koşuyor...
Arapça konuşuyorlar, ne söyledikleri anlaşılmıyor ama ses tonlarındaki
mutluluk ele veriyor onları... İki salıncağı paylaşıyorlar ikişerli...
Sallanıyorlar da sallanıyorlar... Uçuyorlar sanki... Salıncak değil, onun
verdiği mutluluk uçuruyor onları...
Bir küsur saat
kadar yaşıyorlar bu mutluluğu... Sonra içlerinden birisinin aklına geliyor
‘aslında çocuk olmadıkları,’ uyarıyor diğerlerini... Gerçekte yapmaları gereken
şeyin ‘kağıt toplamak’ olduğunu hatırlatıyor...
Tarifsiz bir hüzün çöküyor dördünün de üzerine, tatlı bir rüyadan
uyandırılmış gibi... İsteksiz gidiyorlar arabaların yanına... Çocuklardan ikisi,
araba kollarını zar zor kavramış; küçücük bir karıncanın bir arpa danesini
yuvasına taşır gibi, zorlanarak hareket ettiriyor... Diğer ikisi çöp
bidonlarını kontrol ederek, gözden kayboluyorlar.
Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde 142 ülkenin
imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi yürürlüğe girer... Sözleşmeyle, çocuk
haklarının korunması amaçlanmış ve taraf devletlerin sözleşme maddelerine
kesinlikle uymaları gerektiği hükme bağlanmıştır... Türkiye 2 Ekim 1995’te
uygulamaya başlar bu sözleşmeyi...
Sözleşmeye göre 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır. “Taraf devletler,
çocuğun ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar
verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal
gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma
hakkını kabul ederler... Taraf devletler çocuğun dinlenme, boş zaman
değerlendirme, oynama ve yaşına uygun etkinliklerde bulunma ve kültürel ve
sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanırlar.”
Adana’da bir
çocuk parkı... Bankın birinde çocukluğunun tadını çıkarmaya çalışan 6 mutlu
insan... Karşıdaki iki salıncakta, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre yaşaması
gereken hayattan nasibini alamamış; ancak kısa kaçamaklarla çocukluklarını
hatırlayabilen 4 Suriyeli.
Kim bilir, belki de anlamsız bir savaşta yakınlarını kaybetmiş 4 yetim...
Çöp toplama örgütlerinin eline düşmüşler büyük ihtimalle... Karın tokluğuna çöp
topluyorlar, dünya nimetlerinden nasiblerini alamadan...
Kendi ülkelerindeki
zenginlikler ise, aç gözlü süper güçler tarafından paylaşılamıyor... Çöp
toplayarak karın doyuran çocuklar umurlarında değil... Karnını doyuramayıp da
ölüme mahkum edilen çocuklar umurlarında mıydı sanki..!
“Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim, oynasınlar
Oynasınlar türküler söyliyerek, yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu
gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Bir günlük de olsa, öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.”
Günün Sözü
Küçük
hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal
ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar
önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk