Günümüzde doğru karar vermek oldukça zordur… “Tam tersi” diyerek itiraz edeceksiniz belki ama çılgın teknolojik buluşlara bağlı olarak hızla gelişen sanayinin, tamamen tüketime yönelik yaptığı üretim, yaşamımızı çıkmaza sokarak karar verme yeteneğimizi zayıflatmaktadır.
Bu durum, sadece bir şey satın alırken değil; yemek seçiminde de böyle, arkadaş seçiminde de… Tatilinizi değerlendirme yöntemini belirlerken de böyle, evinizi boyayacağınız rengi seçerken de… Alacağınız eğitimin düzeyine karar verirken de böyle, sevdiğinize hediye beğenirken de…
Alacağınız her karar, doğrudan veya dolaylı olarak; kısa dönemde veya uzun süreçte muhakkak ama muhakkak yaşamınızı etkileyecektir.
Bazen de karar vermek kolaydır da, verdiğiniz kararın doğruluğundan emin olabilmek zordur… Bu durum, doğru karar verebilmek için yaşadığınız zorluklardan çok daha fazla strese neden olur… İş işten geçmiştir çünkü… Hele ki sonucunu yaşayarak yanlış karar verdiğinizi görmek, ölümden beterdir.
O halde, pişmanlık duygusuyla boğuşmamak için verdiğiniz kararın doğruluğundan emin olmanız yahut da verdiğiniz her kararın arkasında göğsünüzü gere gere durmanız gerekecektir.
Aslında analitik yaklaşımlarla, doğru karar vermenin o kadar da zor bir iş olmadığını göreceksiniz… Önemli olan karar verme sürecini iyi değerlendirerek, mukayese analizini iyi yapabilmektir… Yorucu olsa da bu süreçte bilgi toplamak ve hedef belirlemek, doğru kararın verilmesinde büyük rol oynayacaktır.
Doğru hedef belirlemek ve sizi o hedefe ulaştıracak yeterli rasyonel bilgiye ulaşmak, doğru kararın verilmesinde gerekli olan en önemli iki faktördür.
Öncelikle, bir karar vermeniz gerektiğini kendinize kabul ettirin… En kötü kararın bile, kararsızlıktan daha iyi olduğunu idrak edin… Çünkü kararsızlık, son anda yanlış karar vermenize neden olur.
Vereceğiniz kararın sonuçlarını hayal edin… Varsayalım ki kararınızı verdiniz, verdiğiniz karardan mutlu musunuz? Olası risklerin üstesinden gelebilecek misiniz?
Elbette ki bu karar sonrasında hayatınızda birtakım değişiklikler olacaktır… Bu değişime hazır mısınız? Dezavantajları, avantaja çevirebilecek misiniz? Bu tür sorulara olumlu cevaplar verebiliyorsanız, bu kararı vermenizde bir sakınca yoktur.
Mutlaka hayatınızdaki her şeyin mükemmel devam etmesini istersiniz… Fakat hayat her zaman güllük gülistanlık değildir, olumsuzluklar da olacaktır… Önemli olan; olumsuzlukların kısa vadede minimum düzeye inmesini, uzun vadede ise tamamına yakınının ortadan kalkmasını sağlayacak karar verebilmektir.
Mükemmeliyete ulaşacağınızı zannederek, vereceğiniz yanlış kararlar sonucunda kendinizi sıkıntıya sokmayın; kendinizi ve sevdiklerinizi, daha kötüsünü yaşamaya mahkum etmeyin… Yani, pişmanlık duyacağınız bir karar vermeyin.
Evet, bu karar sonucunda hayatında bir değişim olacak… Bu değişim ya hayatına bir değer katacak, bir dünya vatandaşı olduğunu anlayacaksın; ya da başkalarının tahakkümünde, hayatın değersizleşerek bir köleden farksız olduğunu…
Karar vermek, her zaman karşılaşılan hayatın oldukça kritik bir parçasıdır… Bazı insanlar gibi, doğuştan kararsız olma… Yahut da bazı insanlar gibi doğuştan etki altında kalma ezikliğine sahip olma… Yahut da bazı insanlar gibi Tanrı’nın sana bahşettiği beyni, doğru kullanmaktan imtina etme.
Varsayımlara, vaatlere, bilimsellikten yoksun verilere, öfke ile söylenmiş sözlere, sırf eleştirmek için yapılan eleştirilere, kalp simgesi yaparak kalpleri kazanacağına inananlara itibar etmek yerine; gerçeklere, somut olarak yapılanlara, bilimsel verilere, gerçeklere dayanan sözlere, yerinde yapılan eleştirilere, gerçek kalp fatihlerine itibar et…
Ve bu bilgi, düşünce ve duygularla Pazar günü sandığa git… Kararını vermişsen bile, bir kez daha gözden geçir… 28 Mayıs, 14 Mayıs’tan çok daha önemlidir çünkü… Önünde bilgi toplayacağın ve düşüncelerini irdeleyip doğru karar vermene yardımcı olacak tam 6 gün daha var… Sonradan pişmanlık duyacağın bir karar verme…
Günün Sözü
Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp karar vermekten kaçının.