Geçtiğimiz
Kasım ayı sonlarında Türkiye ile Libya arasında deniz yetki alanlarını
sınırlandırma mutabakatının imzalanmasının ardından 5 Aralık’ta kaleme
aldığımız “Çöpe Atılan Sevilla Haritası” başlıklı yazımızda Yünanistan’ın
Sevilla Üniversitesi’ne hazırlattığı Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge
(MEB) sınırlarının artık bir öneminin kalmadığından bahsetmiştik...
Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine
sahip olması hasebiyle en fazla payı elinde bulundurması gereken Türkiye’nin;
yapılan bütün anlaşmalardan dışlanmış olması, üstelik Yunanistan’ın Sevilla
üniversitesine hazırlattığı MEB haritasına göre, Türkiye’ye kıyılarda sadece
tekne gezintilerine yetecek alan brakması Yunanistan’ın ne kadar aç gözlü
olduğunun göstergesidir...
Doğu
Akdeniz’de 2010 yılında başlayan araştırmalar sonucunda; İsrail, Mısır ve Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tesbit ettiği, ekonomik değerinin yaklaşık 1 trilyon
dolar civarında olduğu söylenen doğal gazın; Avrupa ülkelerine taşınabilmesi
için, Yunanistan’ın da katıldığı bir toplantıda ele alınarak oluşturulan
East-Med isimli projenin hiç de fizıbıl olmadığını; dolayısı ile Doğu
Akdeniz’deki enerji savaşlarının yeni başladığını belirterek, zamanın Türkiye
ve KKTC lehine aktığını söylemiştik.
Kimi ‘ağızlar’, Türkiye’nin meydanı
boş braktığı yönünde eleştiride bulunarak; Güney Kıbrıs’ın, İsrail ve Mısır ile
MEB anlaşması yaptıktan sonra, Doğu Akdeniz zenginliklerini Türkiye’yi
dışlayarak kendi aralarında paylaşma yoluna gittiklerini söylüyor... Sadece
eleştirmekten başka becerileri olmayan bu ‘ağızlar’, biraz da gerçekleri görüp
anlayabilseler, her şey çok daha güzel olacak.
Güney-Doğu
Anadolu’yu 1980’lerden bu yana kan gölüne dönüştüren PKK illeti ile uğraşırken
Doğu Akdeniz’i kim düşünebilirdi ki..?
Başbakan Erdoğan’ın 2009 yılında
Davos’ta, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e ‘one minute’ çıkışından sonra İsrail ile
MEB anlaşması yapmaya kim yanaşabilirdi ki..?
‘Arap Baharı’
ile 2010 yılında Türkiye’nin yanı başında başlayan çözülmeler sonucunda,
Mısır’daki iktidarı devralan Amerika’dan daha Amerikancı; Türkiye düşmanı Sisi
yönetimi ile ayni masaya nasıl oturulabilinirdi ki..?
Yine ‘Arap Baharı’ etkisi ile 2011
yılında Türkiye’nin dibindeki Suriye’de
başlayan iç savaş sürerken ve Türkiye’ye akın akın mülteci gelirken Doğu
Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ne kadar önemli idi ki..?
Paralel
Devlet Yapılanması’nın 15 Temmuz 2016 yılındaki askeri darbe teşebbüsü
sonrasında, hainleri temizlemekle uğraşan Türkiye’den; ilgili ülkelerle deniz
yetki alanlarının sınırlandırılması yönünde anlaşma yapması nasıl
beklenilebilinirdi ki..?
Hidrokarbon kokusunu aldıktan sonra
ilgili, ilgisiz birçok ülkenin savaş gemileri Doğu Akdeniz’de cirit atarken;
ekonomik cendere altında ezilmeye çalışılan Türkiye; Barbaros Hayrettin Paşa ve
Oruç Reis sismik araştırma gemileri ile Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini bölgeye
hangi güçle gönderebilirdi ki..? Bunlar çalışma yaparken hangi savaş gemileri
ile korunabileceklerdi ki..? Saldırılara karşı, havadaki gözleri hangi sistem
olabilecekti ki..?
Bugün Doğu
Akdeniz’de çalışma yapan Türk ekibinin arkasında 30’dan fazla savaş gemisi var,
bunların 6 tanesi sürekli hareket halinde... Gemileri havadan koruyan, tamamen
Türk yapımı İHA’lar ve SİHA’lar var; üstelik geçtiğimiz pazartesinden bu yana
KKTC’deki Geçitkale Havaalanına üstlenerek Barbaros, Oruç Reis, Fatih ve
Yavuz’un, deyim yerinde ise ‘soluk alışlarını’ bile takip ediyorlar.
Önce isimlerine yaraşır bir görevle
bölgeye gönderilmiş 2 sismik araştırma ve 2 sondaj gemisi, arkasından onları
denizden koruyacak savaş gemileri ve şimdi de İHA’lar ile SİHA’lar... Ve Libya
ile yapılan MEB mutabakatı...
Türkiye, Doğu
Akdeniz’de varlığını bölge ülkelerine yeterince hissettirmiştir... Doğu
Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile ilgili herhangi bir çözümün Türkiye’siz
mümkün olamayacağını herkes anlamıştır artık... Bu yüzdendir ki, zaten fizıbıl
olmayan East-Med projesi yerine İsrail, Türkiye üzerinden daha akılcı başka bir
çözüm bulabilmek için yeşil ışık yakmaya başlamıştır...
Bu, büyük bir başarıdır... Emin olun
MEB anlaşması yapmak için; İsrail’in arkasından Lübnan ve Suriye gelecektir,
hatta belki de Mısır...
Günün
Sözü
Başarı final değil,
başarısızlık ise dünyanın sonu değil... Önemli olan, devam edebilecek cesarete
sahip olmaktır.
2. Dünya
savaşının ünlü İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in motive edici bu sözü
nekadar önemli değil mi?... Sonuç ne olursa olsun çalışmaya devam etmeliyiz.