“Dünyayı Değiştiren Savaşlar” yazımızın ikinci bölümünde I. ve II. Dünya savaşlarından sonra, küresel boyutta en fazla yıkım getiren Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa ülkelerine olan etkisini anlatmaya başlamıştık… Bugün geriye kalan Avrupa ülkelerindeki durumu ele alıp, savaşın dünya halklarına etkisini irdeleyeceğiz.
Savaşın başladığı 24 Şubattan bu yana, toplamda 2 milyondan fazla Ukraynalının Romanya’ya geçmiş olması ve bunun 90 bininin ülkede kalmak istemesi; ekonomik açıdan ülkeyi zor duruma düşürmüş olmasına rağmen, Romanya halkı Ukrayna’ya uzattığı yardım elini hiç bırakmadı.
Rus gazına yüzde 100 bağımlı olan Sırbistan; Ukrayna’nın işgaline karşı olmakla birlikte Rusya’ya uygulanan yaptırımları desteklemiyor… Moskova ve Pekin ile iyi ilişkilere sahip olmanın önemine inanan Sırplar, bir yandan da Avrupa Birliği üyeliğini sürdürme stratejilerini devam ettiriyorlar. Enerji bakımından yüzde 100 Rusya’ya bağımlı olmaları, ülkeyi iki sert kaya arasında denge kurmaya zorluyor.
Ukrayna’nın bir sınır komşusu olan Slovakya, Rus işgalinin başladığı günden itibaren Kiev’in önemli destekçilerinden biri oldu… Ukrayna’ya önemli miktarda silah yardımı yapan Slovakya’da halkın yarısı, bu politikanın artık devam etmesinden yana değil.
Ukrayna’nın işgalinden sonra, Kiev’i ilk ziyaret eden liderler arasında olan Slovenya’nın önceki Başbakanı; Avrupa ülkelerinin Ukrayna’yı desteklemeleri yönünde büyük çaba harcadı.
Ukrayna’daki savaş, İspanya’nın koalisyon iktidarında çatlaklar oluşmasına neden oldu… İktidardaki aşırı sol kanat, silahlanmaya yapılan harcamalar yerine, ülkedeki sağlık sisteminin iyileştirilmesi için kullanılmasının daha doğru olacağı görüşünde.
Pandemi pençesinden henüz kurtulamadan başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, küresel ekonominin toparlanmasını oldukça geciktirecektir… Savaşın tetiklediği enerji ve gıda arzı ile ilgili kayıplar endişe verici boyutlara ulaşırken, küresel ölçekteki emtia fiyatları da son yarım asrın zirvesine oturmuştur. Batı ve Rusya arasındaki restleşme, dünyayı 1970’lerdeki gibi bir enerji krizi ve stagflasyona, yani ekonomide durgunluk ve enflasyonun bir arada yaşanması durumuna sürüklemektedir.
Ukrayna’daki savaşın küresel ekonomiye maliyetinin, şimdiden 2 trilyon dolara yaklaştığı ve bunun önümüzdeki dönemde birkaç trilyona ulaşacağı hesaplanmaktadır… Sadece Ukrayna’daki maddi kayıpların 700 milyar doları aştığı, savaşın Rusya’ya maliyetinin ise günlük en az 1 milyar dolar civarında olduğu göz önünde bulundurulduğunda krizin boyutunun büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.
Ekonomisi en gelişmiş ülkelerde bile yüzde 10’lara yükselen enflasyon; küresel büyüme yerine küresel gerilemeyi tetikleyecektir… Rusya-Ukrayna savaşı bugün sona erse bile etkisi yıllarca devam edecek, küresel ekonomi bakımından negatif bir arz şoku getirecektir… Yani, savaşın Ukrayna ve Rusya dışında çok kaybedeni olacaktır.
Petrol ve doğal gaz fiyatlarının artış göstermesi; petrol ihraç eden ülkeler dışında herkes için, içinde bulunduğumuz bu kötü dönemin devam edeceğinin işaretidir. Fosil enerji kaynakları fiyatlarındaki astronomik yükseliş ve ona ulaşılmasında yaşanan zorluklar, yeşil enerjiye geçiş hızını arttıracaktır… Ancak yeşil enerjiye geçiş için gerekli olan yatırımların, küresel enflasyonu daha fazla arttıracağı korkusu, bazı ülkeleri farklı önlemler almaya yöneltmiştir.
Başta Almanya ve Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde kömür ile çalışan elektrik santralleri ve nükleer enerji santrallerine olan ilgi artmaya başlamıştır… Bu noktada, nükleer enerji santrallerinin yeşil bir enerji kaynağı olarak değerlendirilmeye başlanması; dünyanın ne kadar zor durumda olduğunun açık bir göstergesidir.
Rusya-Ukrayna savaşının verdiği en temel derslerden birisi de; gıda ve enerjide dışa bağımlılığın yarattığı olumsuzlukları ortaya çıkarmasıdır… Birçok ülke bu durumu minimize edebilmek için çeşitli projeler hayata geçirmeye başladı bile.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş öncesinden başlayarak, uluslararası ticarette Dolar yerine milli para kullanılması yönündeki söylemlerin; Ukrayna krizi ile birlikte Rusya’ya uygulanmaya başlanan yaptırımlar yüzünden değer bulmaya başlamış olması, önümüzdeki dönemde Dolar iktidarının zayıflayacağını işaret etmektedir.
Öte yandan Çin’in “Bir Kuşak-Bir Yol” projesinin, kritik bir konumda olan Ukrayna’daki bölümünün harap olması; Avrupa’ya ulaşımda Türkiye’nin önemini arttıracaktır… Avrupa’nın yeni enerji tedarikçisi arayışları da, Orta Doğu ve Batı Asya kaynaklarının geçiş noktasında olan Türkiye’ye daha fazla ihtiyaç duyulmasını sağlayacaktır.
Küresel düzeydeki savunma harcamalarının artması, başta ABD ekonomisine olmak üzere birçok silah üreticisi ülkeye katkı sağlarken; beklenmedik bir gider kalemi olan bu harcamaları yapan ülkelerdeki vatandaşların yaşam standartları ise giderek düşüş gösterecektir.
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın gıda, enerji ve finans sistemleri üzerindeki etkisine ilişkin Birleşmiş Milletler, BM’nin yayınladığı bir rapora göre 100’e yakın ülkede yaşayan 2 milyarı aşkın insanın, artan gıda ve enerji fiyatlarıyla başa çıkmakta güçlük çektiği belirtiliyor… BM Genel Sekreteri Antonio Guterres “hiçbir ülke, bu savaşın etkilerinden kaçamayacak” diyor.
Evet, hiçbir ülke bu savaşın etkilerinden kaçamayacak… Kaçamayanlar her savaşta olduğu gibi babaları tarafından gömülen oğullar, masum insanlar ve sonraki kuşaklar olacaktır…
Günün Sözü
Savaş kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir.
Bertrand Russel