Sağ duyulu her
vatandaş ekonomimizin içine sokulduğu girdaptan nasıl kurtulacağımıza dair kafa
yormuştur muhakkak...
“Amerika bize yaptırım uyguluyor... Dünyadaki ekonomik durum zaten iyi değil...
Terörle mücadeleye çok para harcıyoruz... Enerjiye çok para harcıyoruz... FETÖ bizi içten kemirdi, hala devam ediyor... Dört milyon
Suriyeli mülteci barındırıyoruz...
İthalatımız çok yüksek... İhraç ettiğimiz ürünleri imal edebilmek için gerekli olan ara maddeleri bile ithal
ediyoruz... Tasarruf yapmıyoruz... Tüketirken
yerli ürünleri tercih etmiyoruz... Yeteri kadar üretemiyoruz... Verimli
çalışmıyoruz...”
Bunların hepsi de doğru... Bildiğimiz
şeyler... Ama bu gerekçelerin arkasına sığınıp çaresizlik içinde elimiz kolumuz
bağlı duramayız, herkes kendi payına düşeni yapmak zorunda...
Amerika bize yaptırım uyguluyor: Rüştünü isbat etmemiş, cebi babasının eline
bakan bir çocuğun yaptığı bir hata yüzünden cezalandırılması gibi birşey bu; başkasına
bağımlı olmak, başkasının iradesi altında olmak demektir... Bundan kurtulmak
lazım...
Dünyadaki ekonomik durum zaten iyi değil: Dünyanın ekonomik durumu bir bütün olarak
zaten hiçbir zaman iyi olmadı... Bir denge bu; birileri iyileşirken başkaları
kötüleşir doğal olarak... Ekonomik zenginlik çeşitli dalaverelerle, bir yerden
iş bilene doğru akar hep... Başkalarını sömürelim demiyorum ama, iş yapmasını
bileceğiz...
Terörle mücadeleye çok para harcıyoruz: İyi de, 40 yıldır yapıyoruz biz bu harcamayı...
Son demleri artık, kurtuluyoruz...
Enerjiye çok para harcıyoruz: Bu kaçınılmaz... Petrol fakiri bir ülkeyiz
ne yazık ki... Fiyatlar OPEC’in iki dudağının arasında... Ege ve Doğu
Akdeniz’deki araştırmalar iyi sonuç verirse, biraz nefes alabiliriz... Ancak
süratle yenilenebilir enerji alternatiflerine daha fazla önem vererek ve
tasarruf ederek, enerji yükünü nisbeten azaltabiliriz...
FETÖ bizi içten kemirdi, hala devam ediyor: Doğru; Allah belasını versin şu Fetö
illetinin... Bunun için çok para ve mesai harcıyoruz... Kafasını kopardık
sayılır, rahatlayacağız...
Dört milyon Suriyeli mülteci barındırıyoruz: Kolay değil, masraf büyük... İnsanlık
gereği, başka çare yoktu... Eve dönüş başladı, yakında sırtımızdaki yük büyük
oranda azalacaktır...
İthalatımız çok yüksek: Doğru ama bunu asgariye düşürmek bizim
elimizde... İthal etmek zorunda kaldığımız ürünlerde tasarruf yapabiliriz...
Modeli eskidi diye her yıl değiştirdiğimiz cep telefonumuzu bozulana kadar
kullanarak bunu başarabiliriz mesela...
İhraç ettiğimiz ürünleri imal edebilmek için
gerekli ara maddeleri bile ithal ediyoruz: İşte bu Devletimizin görevi... En son yaşanan ekonomik sıkıntı, bu
konuyu masaya yatırıp önlem formülleri üretmemize vesile oldu... Biraz zaman
alacak ama olacak...
Tasarruf yapmıyoruz: İsraf başlı başına büyük bir sorun ülkemizde...
İhtiyacımız üzerinde mideye indirdiğimiz gıdalar ile çöpe döktüğümüz yiyecekleri
toplasak, milyonlarca insan açlıktan kurtulurdu... Sadece gıdaları değil;
herşeyi ama herşeyi kullanacağımız kadar tüketsek, o kadar büyük bir tasarruf
yapmış oluruz ki, kendiniz bile şaşarsınız... Bunun için eğitim şart ama; bazı
duygularımızı tatmin etmek için değil, beynimizi kullanarak tüketmeyi
öğrenirsek bu iş daha çabuk gerçekleşir...
Tüketirken yerli ürünleri tercih etmiyoruz: Hangimiz birşey satın alırken yerli üretim
olup olmadığını kontrol ederek ülkemizde üretileni tercih ediyoruz?.. Yabancı
mal özentisinden vaz geçelim artık, kendi ürettiğimizi tercih edelim... “Ama
bunun Türk Malı olanı yok ki” demeyin... Yoksa yok... Kullanmasak ölür müyüz?..
Yeteri kadar üretmiyoruz ve verimli
çalışmıyoruz: Kendi kendine
yetecek miktarın çok üzerinde bir tarım kapasitesine sahip ülkemizde ne yazık
ki sebebi ne olursa olsun, son zamanlardaki düşüşe anlam veremiyorum...
Üretimi artırabilmek için parçalı
arazilerden kurtulmak lazım... Verimli ziraat için küçük küçük tarım
arazilerini birleştirip daha teknolojik yöntemler ve gereçler kullanmak zorundayız...
Bunun için Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ve bazı yörelerimizde de denenen; hem
üretim hem de pazarlama için üretici birlikleri, yani kooperatifler kurmalıyız...
Avrupa Birliği ülkelerinde zirai üretimin yarıdan fazlası bu yöntemle
yapılıyor, bizde bu oran ne yazık ki sadece yüzde 10...
Bu noktada devletimizin
de tarıma verdiği katkıyı artırarak en az 2 misline çıkarması gerekmektedir...
Verimsizliğin en büyük nedenlerinden biri de
yeteri kadar Araştırma-Geliştirme çalışması yapmıyor olmamız ve tarım
yapanların yüzde 90’ının eğitim seviyesinin çok düşük olmasından kaynaklanıyor...
Halbuki AB ülkelerinde tarım yapanların yüzde 60’ından fazlası eğitimli
insanlardır...
Nasıl ki bir aile,
ekonomik sıkıntılarından aile bireylerinin çabası ile kurtulma imkanına sahipse;
ülkemizi de bu durumdan kurtarmak sadece ve sadece bizlerin gayreti ile
gerçekleşecektir...
Kurtuluşu dışarıda aramayalım...
Günün Sözü
Yaşam kaliten için muktedir
olduğundan daha azını oluşturma tutkusu diye birşey yoktur.
Devrimci,
politikacı ve 1994-1999 yıllarında Güney Afrika Cumhur Başkan’lığını yapmış
Nelson Mandela; olabileceğimizden ve yapabileceğimizden daha azı için uğraş
verilmesinin anlamsızlığına vurgu yapıyor.