Evrendeki hareketlerin, dünyamızdaki yaşamın en doğal gereksinimidir enerji… Enerji olmadan hiçbir şey, ama hiçbir şey var olamaz… Taş, toprak, hava, su, canlılar hep birtakım farklı enerji kaynaklarının ürünüdür… Enerji olmadan yaprak bile kıpırdayamaz… Kıpırdamasını bırakın, yaprak bile oluşmaz.
Canlıların yaşayabilmesi için hava, su ve besin gereklidir muhakkak… Ama enerji olmadan bunları tüketemezsiniz… Enerjiniz olmadan kendinizi besleyemezsiniz, su içemezsiniz, nefes bile alamazsınız… Tabii bunlar olmadan, bunları yapabilecek enerji ihtiyacınızı da üretemezsiniz.
Hayatımızın her saniyesinde enerji tüketiriz… Yürürken, elimizi kolumuzu hareket ettirirken, çalışırken, konuşurken, yemek yerken, nefes alırken, düşünürken, uyurken bile bedenimizin ürettiği enerjiye ihtiyaç vardır… Ama bütün bunları yaparken sadece vücudumuzun ürettiği enerjiyi değil, dıştaki enerji kaynaklarını da tüketiyoruz… Yemek hazırlayabilmek için enerji gereklidir, işimizin her safhasında enerjiye ihtiyacımız vardır, evimizde istirahat ederken bile enerji tüketiriz.
Bunun bilincinde olan insanoğlu tarihsel süreç içerisinde, bu kadar değer taşıyan enerjiye ulaşabilmek için birbirleriyle mücadele etmişlerdir hep… 18. Yüzyılda buhar enerjisinin endüstriyel alanda kullanılmaya başlamasının hemen ardından başlayan sanayileşme; 19. Yüzyılın ortalarında petrolün keşfedilmesiyle büyük bir ivme kazanmıştır.
Bu tarihten sonra insanlar, enerjinin en büyük kaynağı olarak gördükleri petrole ulaşabilmek için adeta birbirlerini çiğnemişlerdir. M.Ö. 900’lü yıllarda bilinmesine rağmen, 1800’lü yıllarda kullanılmaya başlanan; 1900’lü yıllarda borularla taşınabilirliği keşfedilen; son yıllarda da dünyamızda büyük rezervler olduğu anlaşılan doğal gaz, günümüzde özellikle ısınma ve sanayide çok yaygın kullanılmaktadır.
Geçtiğimiz 12-13 Ekim tarihlerinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da, “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı” (CICA) sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Türkiye’yi doğal gaz merkezi yapalım” önerisi; Türkiye’nin büyümesinden hazımsızlık duyanlar dışında dünyanın birçok ülkesi tarafından olumlu yankılanırken, kendi içimizde de bazı siyasi görüşler tarafından komik düzeyde eleştiriler yapılması, hala siyasi rantın ülke çıkarlarının önünde tutulduğunu göstermektedir.
Kim ne derse desin, kim ne eleştiri yaparsa yapsın; ortada değerlendirilmesi gereken ülkemiz açısından çok önemli bir teklif vardır. Son yıllarda yaşanan savaşların, huzursuzlukların ve ekonomik sıkıntıların en temelinde enerji kaynaklarına ulaşma sevdası yatarken, ayağımıza kadar gelen bu teklifi hafife almak; vatan hainliğinden başka bir şey değildir. Hiç kimse üzülmesin; bu teklif, 84 milyonun seçtiği siyasiler ve onların görevlendirdiği teknik elemanlar tarafından enine boyuna incelenmeye başlandı bile…
Hem Türkiye hem de Rusya tarafından ekipler bu işin teknik tarafını inceleyip bir fizibilite raporu hazırlayacaklar… Ankara’dakiler de bu işin siyasi boyutunu değerlendirip raporlarını ilgili bakanlıklara sunacaklar. Ardından, Cumhurbaşkanlığı hazırlanan bu raporları inceleyerek ülkemiz için en doğru kararı verecektir muhakkak.
Bölgemiz haritasına bakarsanız; Rusya, Kafkasya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz Hidrokarbon rezervlerinin, doğalgazı en çok tüketen Avrupa ülkelerine ulaştırılmasında en kısa yolun Türkiye’den geçtiğini göreceksiniz.
Rus gazını Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşıyan ve 1980’li yıllarda inşa edilmiş olan Soyuz boru hattı yılda 72 milyar metreküp kapasiteye sahiptir. Rusya-Belarus-Polonya-Almanya güzergahını oluşturan Yamal boru hattı ise 2006 yılında tamamlanmış ve 33 milyar metreküp kapasite ile çalışmaktadır. 2011 yılında devreye alınan ve Baltık denizinden Almanya’ya ulaşan Kuzey Akım 1 hattının kapasitesi yıllık 55 milyar metre küptür. Ayni kapasiteye sahip Kuzey Akım 2 ise henüz inşaat aşamasındadır.
İstatistiki verilere göre Avrupa ülkeleri, 2020 yılında toplam 543 milyar metre küp doğalgaz tüketirken, bunun 216 milyar metre küpünü Rusya’dan karşılamışlardır… Ukrayna’nın 24 Şubat’ta işgal edilmesinden sonra Rus gazının Avrupa ülkelerine akışı gittikçe azalarak, geçtiğimiz günlerde Kuzey Akım borularının patlatılmasıyla tamamen durma noktasına gelmiştir.
Türkiye’de faaliyette olan 3 doğalgaz boru hattı vardır: Rus gazını Karadeniz üzerinden Trakya ve oradan da Avrupa’ya taşıyan 32 milyar metreküp kapasiteli Türk Akımı projesi… Bu hattın taşıdığı doğalgazın yarısını Türkiye kullanıyor. Rus gazını Karadeniz üzerinden Anadolu’ya taşıyan 16 milyar kapasiteli Mavi Akım ise 2003 yılında devreye girdi ve Türkiye bu hattan 25 yıl süreyle gaz almayı taahhüt etti.
Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyan, 2018 yılında faaliyete geçen Tanap’ın kapasitesi ise 32 milyar metreküp… Ukrayna krizine kadar yarı kapasite ile çalışan hat, 2 ay önce AB liderlerinin İlham Aliyev ile yaptığı görüşmeler sonucunda tam kapasiteye çıkarıldı. Bir de Azerbaycan ve İran gazını toplayıp Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan 32 milyar metreküp kapasiteli Nabucco projesi var.
Mevcut doğalgaz boru hatlarıyla; planlama aşamasında olan hatlarla; Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya ulaştırılmasında en ekonomik güzergah üzerinde olmasıyla; Trakya ve Tuz Gölü altında oluşturduğu dünyanın en geniş kapasiteli doğalgaz depolarıyla; faaliyete geçirdiği doğalgaz borsasıyla ve şimdi de Putin’in önerisiyle Türkiye’nin bir Doğalgaz merkezi olmaması için hiçbir engel göremiyorum ben.
Günün Sözü
Aklın enerjisi, yaşamın özüdür.
Aristo