Geçtiğimiz mart ayında yayınladığımız bir yazımızda 1974 yılında
Amerika’nın yaşadığı yüksek enflasyondan kurtulabilmek için, dönemin Başkanı
Gerald Ford’un ekonomi kurmaylarının önerisi ile uyguladığı “Whip Inflation
Now” “Enflasyonu Kırbaçlama” politikasının başarısızlığından söz etmiştik.
1977 yılında
başkanlık koltuğuna oturan Jimmy Carter ise, yıllık yüzde 15’lere yükselen enflasyonu
düşürebilmek için; güvenirliliği yüksek bir iktisatçı olan Paul Volcker’i,
talep ettiği siyaseten ağır şartlara rağmen FED’in başına getirmek zorunda
kalır.
Volcker işe koyularak, enflasyonla mücadele için para arzını hedefler…
Piyasadaki para miktarını kontrolü altına alarak faizin para talebine göre
oluşmasının önünü açar… Faizler yüzde 22’lere kadar çıkar, işsizlik yüzde
11’lere yükselir.
Faizlerin
yükselmesi, paraya olan talebin düşmesine neden olur; Amerika arka arkaya 2 kez
resesyona girer, yani ekonomisi üst üste 2 çeyrek küçülür… Ülkedeki, başta
inşaat olmak üzere tüm sektörlerin ateş püskürmesine rağmen, enflasyonu
yenebilmek için uygulamaya koyduğu çözüm modeline ısrarla devam eder Volcker.
Hatta bu durum 1981 seçimlerinde Jimmy Carter’in ABD başkanlığını
Cumhuriyetçi Ronald Reagan’a kaptırmasına neden olur… Ancak Volcker’in ısrarla
uygulamaya devam ettirdiği yöntem, etkisini göstermeye başlar ve Reagan’ın
Başkan seçildiği yılın sonunda enflasyon yüzde 4’e kadar düşer.
Bu noktada Başkan
Reagan’ın enflasyonun düşeceğine dair halka verdiği güçlü mesajlar da oldukça
etkin olur… 1981 yılında Amerika’daki hava trafiği kontrolleri, enflasyonu öne
sürerek maaşlarına zam talebi ile greve gittiğinde, Reagan hepsinin görevine
son vermişti… Bu olay, halkın enflasyonun düşeceğine olan inancını pekiştirmiş
olur.
Paul Volcker’in ABD Merkez bankası başkanlığından ayrıldığı 1987 yılında,
Amerika’daki enflasyon yüzde 1.10’a kadar düşmüştü… Yani Volcker tüm
ekonomistlerin aksine, uyguladığı politika sonucunda Amerika’daki enflasyonun
belini kalıcı olarak kırmayı başarmıştı.
Türkiye’de ise
Merkez Bankası yüzde 19 olan faizi geçtiğimiz Eylül ayında 1 puan, Ekim ayında
ise 2 puan düşürerek yüzde 16’ya indirir ve kıyamet kopar ülkede… Ne kadar
iktisatçı varsa, bu durumun yanlış olduğunu ve sürdürülebilir bir yöntem
olamayacağını iddia eder durur ekranlarda.
Haklılar da… İktisat biliminin teorisi onu söyler çünkü… Bizim gibi
ekonomisi yabancı paraya, çoğunlukla da Dolar’a endekslenmiş olan bir ülkede,
suni olarak faizi düşürürseniz; döviz kurunu yükseltir, enflasyonu
körüklersiniz, ki 1974 yılında Amerikan Başkanı Gerald Ford’un denediği ancak
başarısız olduğu yöntem de buna benzer bir şey idi… Kaldı ki onların darphanelerinde
bastıkları paranın cinsi Dolar’dı.
Ancak hepsi birer
değer olan iktisatçılarımızın göz ardı ettiği çok önemli gerçekler var
ülkemizde… Türkiye bugün özellikle savunma sanayiindeki hızlı gelişimi ve bu
sayede Balkanlardan tutun da Kafkaslara kadar; Orta Doğudan tutun da Doğu
Akdeniz’e kadar; Kuzey Afrika’dan tutun da Sahra Altı ülkelerine kadar
oluşturduğu güven çerçevesindeki yakın ilişki yüzünden, deyim yerinde ise yedi
düvelle savaşmak zorunda bırakılmıştır.
Bir taraftan, emperyalizmin açık bir şekilde besliyor olmasına rağmen 40
yıldır tüketmeye çalıştığımız PKK ve FETÖ artıkları; diğer yandan ayni
emperyalizmin üzerimize saldığı Şövalyeler… Beri yandan örgütlü bir yaklaşımla
10 ülke büyükelçisinin hadsiz mektubu ve OECD’nin bir kuruluşu olan Mali Eylem
Görev Gücü, FATF’ın Türkiye’yi gri listeye alması gibi yaşanan günlük
saçmalıklar, işleri daha da zorlaştırmaktadır.
Oluşan bu tatsız
durumlarla ülkemizin daha dik durabilmesi ve daha güçlü savaşabilmesi için 85
milyonun her bireyinin daha fazla özveride bulunması gerekmektedir… Bunun
altından kalkabilmenin yolu gereksiz harcamalara dur demek, daha fazla
çalışmak, üretmek ve ihracatı artırmaktan geçmektedir.
Teorilere uymasa da, faiz indirim politikası ile yapılmaya çalışılan budur…
Bu uygulamanın dar gelirlileri biraz daha fazla sarsacağı muhakkaktır, ancak
devletimizin buna çare üreteceğinden emin olabilirsiniz… Bu bir “İstiklal”
savaşıdır, bu bir ölüm-kalım savaşıdır… 85 milyon bu bilinçle; özveri sınırları
zorlansa da sabırla yarınları beklemek zorundadır… Emin olunuz, yarınlar
Türkiye’nindir çünkü…