Bir ülkenin imza koyduğu “güvenlik garantileri” uluslararası ilişkilerde; dönemin ruhuna ve şartlarına göre çeşitli şekillerde, ülkeler arasında ikili ya da çoklu düzeyde ya da uluslararası örgütler çerçevesinde uygulanan güveni sağlamaya yönelik tedbirler olarak izah ediliyor… Devletler Hukukunda ise “garantör” ülkeye, tek taraflı güç kullanma yetkisi veren veya uluslararası anlaşmaya taraf olmaktan kaynaklanan yetkileri kullanabilmeye imkan sağlayan haklar olarak tanımlanıyor.
“Garantörlük” denince, Türk halkı olarak ilk aklımıza gelen Kıbrıs’tır… Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti; 1959 yılında Zürih’te imzalanan anlaşma ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğü altına alındı.
İmzalanan anlaşmanın 2’nci maddesi ile bu üç ülke; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu tanıyarak, bunları garanti etti… Anlaşmanın 3’üncü maddesi ile “üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak hareket etmek olanağı bulunmadığı takdirde, tek başlarına bu anlaşmanın oluşturduğu durumu yeniden tesis etmek gayesi ile önlem alma hakkına” sahip oluyordu… Türkiye 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatını, bu garanti anlaşması kapsamındaki haklarını kullanarak düzenledi.
Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti yanı sıra 2 garantörlüğü daha vardır… Doğu Anadolu’da bulunan Iğdır’dan dar bir koridorla ulaşılabilen, Ermenistan’ın Zengezur topraklarına sahip olmasıyla Azerbaycan’dan kopardığı Nahcivan; ikincisi ise Gürcistan’ın batısındaki iç işlerinde özerk Acaristan.
Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova anlaşması ve akabinde 13 Ekim 1921’de detaylandırılan Moskova-Kars anlaşmasına göre Türkiye ve SSCB, Nahcivan ve Acaristan’ın garantör ülkeleri oldular… Bu anlaşma, Nahcivan ve Acaristan’ın toprak bütünlüğünü hükme bağlamakta ve garantör ülkeye askeri müdahale yetkisi vermektedir.
Türk diplomasi başarısının bir sonucu olarak geçtiğimiz 10 Mart’ta Antalya’da müzakere masasına oturtturulan Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanlarından sonra, bu sefer de 29-30 Mart tarihlerinde iki ülkenin teknik heyetleri İstanbul’da buluşturulur… Olumlu geçtiği ifade edilen müzakereler sonucunda Ukrayna tarafı “güvenlik garantileri” talebini açıklar basına… Kiev, NATO üyeliğinden vazgeçmenin karşılığında; BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya'nın yanı sıra, Almanya ve Türkiye ile birlikte garantör ülkeler olmasını istemektedir.
Ukrayna, NATO’nun kuruluş anlaşmasının 5. Maddesine benzer bir toplu güvenlik garantisinden bahsetmektedir… NATO’nun kuruluş anlaşmasının 5. Maddesi; ittifakın üyelerinden herhangi birine yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayıyor… Bu durum, garantörlüğü talep edilen 7 ülkenin, saldırıya uğraması halinde Ukrayna topraklarını savunmaya zorlayacaktır… Diğer bir deyişle, garantör ülkeler saldırgan ülkeye karşı savaşa girmeyi kabul etmiş olacak.
Ukrayna’nın garantör olmasını istediği 7 ülkeden 5’i NATO üyesi… Yani bir anlamda Ukrayna, arka kapıdan NATO’ya girmeye çalışmaktadır… Rusya bunu kabul eder mi?
Sovyetler Birliği’nin gizli servis ve istihbarat örgütü olan KGB’de iyice pişmiş, ardından 23 yıl başbakanlık ve devlet başkanlığı görevlerinde büyük deneyim kazanmış olan Putin, Zelensky’nin bu ‘çocuk kandırma’ teklifini yutar mı?
Üstelik Zelensky garantör ülkeler listesine Rusya’yı da koymuş… Putin, herhangi bir art niyet aramasın diyedir her halde! Listede Çin de var, ne düşünülmüşse…
Diğer ülkelerin durumu bizi pek ilgilendirmez… Bizi ilgilendiren, Türkiye’nin garantör olup olmaması… Türkiye, Ukrayna’nın garantörlük çağrısına ılımlı yaklaşmaktadır… Yapılan çağrı, garantörlük anlaşmasının Türkiye’nin dış imajına katacağı olumlu etkiler hesaplanarak sempatik gelmişse, doğru bir yaklaşım… Ancak Mehmetçiğin postalı Ukrayna topraklarına değecek gibi bir olasılık varsa, bunu 40 defa düşünmek gerekecek.
Nitekim bu yöndeki temkinli tavır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadelerinden de anlaşılmaktadır… “Ukrayna’nın güvenliğini teminen garantör ülkelerden biri olabiliriz, buna ‘ilke’ olarak sıcak bakıyoruz, ancak elbette bunun detaylarının açıklığa kavuşması gerekiyor” diyor Cumhurbaşkanı…
Ülke yönetmek zor bir iş… Hele hele de akbabaların tepenizde dolaştığı bir dönemde…
Günün Sözü
Sadece uzun yol gitmeyi göze alanlar, ne kadar uzağa gidebileceklerini keşfedebilirler.
T. S. Eliot