Arap
halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleri ile; 2010 yılında tüm
Arap dünyasında mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı
çatışmalar başlar... Büyük çapta Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Cezayir, Ürdün ve
Yemen’de; küçük çapta ise Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve
Fas’taki ‘Arap Baharı’ diye adlandırılan bu hareketler zaman zaman günümüzde de
devam eder...
‘Arap Baharı’ Suriye’yi 2011 yılında
etkilemeye başlar... 15 Mart’ta Beşer Esed’in istifa talebi ile ülkenin çeşitli
yerlerinde gösteriler düzenlenir... Esed istifa etmez, direnir... Bunun üzerine
protestoların şiddeti artar, güvenlik güçlerinin göstericiler üzerine ateş
açması ile, iş silahlı çatışmaya dönüşür...
14 Nisan
2011’de ABD, İngiltere ve Fransa, Esed’in kimyasal silah kullandığını iddia
ederek Suriye’nin stratejik hedeflerini vurmaya başlar... Arkasından Rusya
devreye girer... Böylelikle Suriye’deki iç savaş, çok uluslu bir çatışmaya
dönüşür...
Esed’in saldırısından canını kurtarmak
isteyen sivil halk, Hatay’ın Cilvegöz kapısına yığılır... Bunun üzerine
Türkiye, aldığı kararla; 29 Nisan’da Cilvegöz sınır kapısını açar ve
Suriyeliler Türk topraklarına geçmeye başlar... Hiçbir Suriyeli geri çevrilmez...
Önceleri
sınıra yakın yerlerde oluşturulan kamplarda misafir edilir Suriyeliler...
“Savaş erken biter, evimize geri döneriz” ümidi ile günler ayları, aylar yılları
kovalar... Açık kapıdan binler, yüz binler, milyonlar girer içeriye, can
havliyle...
Misafirperver Türk halkı; yakınlarını
kaybetmiş, evi barkı yakılmış bu çaresiz insanları misafir etmeyip de ne
yapabilirdi ki..? Tüm olanaklarını seferber ederek onlara acılarını unutturmaya
çalışır...
Sığınmacı
kampları kifayet etmez, gelen milyonlara zaman içinde... Türkiye’deki 81 ilin
tümü, kamplardaki yükü paylaşmak zorunda kalır; 8 yıl boyunca her gün artan
sayı karşısında; Avrupa ülkelerinin duyarsızlığına lanet okuyarak...
Bugün, Türkiye genelinde sayıları 4
milyona ulaşmış Suriyeli mülteci yaşıyor... Tüm sıkıntılara rağmen; 8 yıldır,
yıllık ortalama 4 milyar dolar harcıyor ülkemiz, misafirlerini ağırlamak uğruna...
Kayıt altına
alabilmek için 2013 yılında biyometrik kimlik verilir misafirlere... Artık
onlar mülteci olmaktan kurtulmuşlardır... Mülteci kamplarında yaşayanlar
dışındaki büyük çoğunluk; TC vatandaşları ile eğitim ve sağlık gibi ayni sosyal
imkanlardan faydalanmaya başlarlar...
Okul çağına gelmiş 1 milyona yakın
Suriyeli çocuğun 650 binine eğitim imkanı verilir... Sağlık hizmetlerinden
sıfır ödeme ile yararlanma hakkına sahip olur, tümü... 90 bini TC vatandaşlığı
alır... Suriyeliler tarafından toplam 15 bin şirket açılır Türkiye genelinde...
Eli iş tutanların muhakkak biryerlerde çalışıyor olmalarına karşın ancak 32
bininin çalışma izni var, geriye kalanlar kayıt dışı...
Sırasıyla
İstanbul, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Adana, Mersin, Bursa, İzmir, Kilis ve
Konya; en çok Suriyeli’yi barındıran ilk 10 il ve diğerleri... Yerli nüfusun
hatırı sayılır bir yüzdesinin; farklı
kültürdeki yabancı bir topluluğu, 8 yıldır misafir etmenin sıkıntısını yaşar...
Önceleri; Suriyeliler’e TC
vatandaşlarına verilmeyen ayrıcalıklar tanındığı iddiası ile huzursuzluklar
başlar... Sonraları başıboş çocukların trafikteki tacizleri devam eder... Ayni
sınıfları paylaşan Türk ve Suriyeli öğrencilerin lisan sorunu büyük problemlere
neden olur... İş kuran Suriyeli’lerin kayıt dışılığına göz yumulduğu iddiaları
küçük esnafları çığırından çıkarır...
Bütün
bunların yanında, Suriyeli isimlerin telaffuz edildiği cinsel taciz
olaylarının; gittikçe artış göstermesi, yaşanan huzursuzluğun boyutunu hat
safhaya çıkarır...
Geçtiğimiz günlerde Adana’nın
Dumlupınar Mahallesinde 11 yaşındaki bir erkek çocuğuna 20 yaşlarındaki bir
Suriyeli tarafından uygulanan cinsel taciz sonucunda iç organlarının
parçalanması, ülke genelinde büyük tepkilere neden olur...
Bu işe neşter
atılmasının zamanı çoktan gelmiştir artık... Suriyeli’lerin geri ülkelerine
dönmeleri için öncelikle ikna edilmeleri gerekmektedir... İstanbul Esenyurt Belediyesi’nin
yaptığı gibi, geri dönmek isteyenlere ücretsiz otobüs seferleri düzenlemek bir
yöntem olabilir belki ama başka çareler de üretilmelidir...
Bugüne kadar ülkesine geri dönen
Suriyeli mülteci sayısının 300 bin civarında olduğu söylenir... Ancak
istatistiki rakamlar; Eylül 2019’da Türkiye’deki mülteci sayısının 9 bin artış
gösterdiğini kanıtlıyor...
Türkiye
ısrarla, Fırat’ın doğusunda oluşturmaya çalıştığı güvenli bölgeyi; hem terör
örgütlerine karşı bir tampon olarak kullanmayı, hem de mültecilerin
yerleşebileceği güvenli bir alan olarak hedeflemektedir... Ancak ABD
aldatmacaları, bu yöntemin sürekli olarak ertelenmesine neden olmaktadır...
Suriye’den ülkemize gelen mültecilerin
tümünün de savaş mağduru olmadığı kesin... Erkek nüfusun kadınlardan 300 bin
fazla oluşu bunun en büyük kanıtı... Günde 300 mülteci bebeğin dünyaya gelmesi
bunun kanıtı...
Misafirlik
süresi çoktan sona ermiştir... Ülkemize hiçbir katkısı olmayan, üstelik huzursuzluk
yaratan Suriyeli’leri tutuklayıp sorgusuz, sualsiz Hatay’ın Cilvegöz kapısına
geri brakmakla işe başlayabiliriz belki...
Hem, hakikaten insan gibi bir yaşam
sürmek için uğraş veren; dürüst Suriyeli’lerin hakkını yememiş, hem de ülkemizi
huzur bozucu asalaklardan kurtarmış oluruz...
Günün Sözü
Nereden geldiğin, kim olduğun önemli değil. Zaferin gücü, her zaman senin kendi ellerindedir.
Ünlü Amerika’lı televizyoncu Oprah Winfrey’in bu sözü, kendi başarısını da yansıtmaktadır aslında... Dünya, bütün olumsuzluklara rağmen birçok başarıya imza atmış insanlarla doludur.