Sık sık
kullandığımız ‘güllük gülistanlık’ sözünün anlamı; ‘neşe, bolluk ve huzur
içinde, rahatlık içinde olan, hiçbir sorunu bulunmayan yer’ diye geçer
sözlüklerde...
Ancak biraz sitemkâr, biraz eleştirisel
olarak kullanırız bu sözü genellikle... “her yeri güllük gülüstanlık mı
sanıyorsun?” Yahut da “hayat onun için güllük gülistanlık” diye, hafif
dokunarak göndeririz, bu Türkçemize iyice yerleşmiş olan sevimli deyimi, karşı
tarafa...
Aslında
dünyamızın ‘güllük gülistanlık’ olmaması için hiçbir neden yok... Dünyayı
yaşanılır hale getiren de, yaşanmaz kılan da insan... Hayatı güzelleştiren de,
çekilmez yapan da yine insan... Bizim için öngörülen süreyi mutlu geçirmek de,
zehir etmek de sadece bizlerin elinde... Tanrı’nın ve Doğa’nın takdiri
müstesna...
Herkes kendi işini yapsa; kendi ürettikleri
ile yetinse; başkalarının rızkına göz koymasa; diğer tarafa götürebilecekmiş
gibi açgözlülük yapmasa; kalp kırmasa; dürüstlükten ödün vermese... Ne güzel
olurdu, nekadar yaşanılır olurdu dünyamız! Beyninizde bunu canlandırın bir
anlığına dahi olsa... Düşlemek bile mutluluk veriyor insana...
Neden
olmasın ama? Biz insanlar; ormanda tek dertleri karınlarını doyurmak olan, ayni
türden hayvanların mutluluk içinde ve birarada yaşadıkları gibi niye yaşayamayalım
ki? Niye başkasının elindeki ekmeğe göz dikelim? Niye bunun için onu öldürelim?
Niye kendi beynimizi kullanmak yerine başkalarının sözleri ve tahriki ile
sonradan üzüleceğimiz fiiliyatlarda bulunalım?
Geçtiğimiz gün basına düşen bir haberle
umutlarım yeşerdi yeniden...
İsveç’te
bir firmada taksicilik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışan genç temiz bir İnsanoğlu
Ömer Temel... Bir sabah erkenden bankacı bir müşterisini evinden alıp
havaalanının yolunu tutar... Havaalanına az bir yol kala adam aniden
panikler... “N’oldu” diye sorar Ömer... “Cüzdanımı evde unutmuşum, banka
kartlarım da içinde...” “Sorun yok, taksi ücretini sonra alırız” diye yanıtlar
Ömer... Cevap karşısında şaşırır İsveç’li müşteri... “İyi de cebimde hiç para
yok, 2 günlüğüne iş icabı Fransa ve Almanya’ya gitmem gerekiyor, programım
altüst oldu bu durumda...” Üzülme der Ömer ve çıkarıp kendi kredi kartını adama
uzatır... “Al” der “işini yap, döndüğünde ödersin...” Şifresini de verir kredi
kartının... İyice şaşırır adam, inanamaz duyduklarına... Çok sevinir ama...
2 gün sonra tekrar havaalanına gider Ömer,
müşterisini karşılayıp evine götürmek için... Adam işlerini halledip mutlu
olarak geri dönmüş ama hala şokta... Ömer’e kredi kartından harcadığı parayı
iade ederek teşekkür için iyi bir miktar da para ödülü vermek ister ancak Ömer
kabul etmez... Tekrar şoka girer adam... “Biz Türkiye’de hep böyle yardım
severiz” der Ömer... “Ben, yapmam gerekeni yaptım sadece...”
Bir anda
bütün İsveç’te ismi duyulur Ömer’in... Yaptığı takdir toplar, övgü dolu
mesajlar yağar telefonuna... Çalıştığı firma da ödüllendirir Ömer’i...
Ömer’in bu hareketinin Türkiye’ye neler kazandırdığının
farkında mısınız? Tatil planları yapan, kafasına kötü bir Türkiye imajı çizdirilmiş
binlerce insan “hah işte, tatile gideceğim ülkeyi buldum” demez mi? Türkiye’den
ithalat yapacak olanları olumlu etkilemez mi bu yardım severlik?
Bu dünyada
Ömer gibilerin çoğunlukta olduğunu düşünün... Dünya ne güzel olur... Hayat ne
yaşanılır olur... Değer mi bu kısacık hayatta birbirimizi üzmeye?
‘Güllük gülistanlık’ bir dünyada yaşamayı
kim istemez ki?