Arabası olanlar
bilir... Meskûn mahallerde, özellikle geceleyin seyahat ederken ışıktan
panikleyip önünüze kedi köpek gibi bir hayvanın çıkma ihtimali oldukça
yüksektir...
İstem dışı refleksleriniz devreye girer ve
hayvanı kurtarmaya çalışırsınız kendinizi ve arabadakileri riske atarak...
Böyle bir durumla karşı karşıya gelmemek için en doğrusu, normal süratte ve
herzaman temkinli araba kullanmaktır...
Ancak kaza bu...
Arzu etmediğiniz halde hayvana çarptınız; duyarlı bir vatandaş olarak tek
yapmanız gereken şey, onu en yakın bir veteriner kliniğine yetiştirmek
olmalıdır...
Yol kenarlarında yamyassı olmuş hayvan
cesetleri ile karşılaşırız hep... Onlar muhakkak duyarsız bir vatandaşın
kullandığı arabanın çarpıp terkettiği ve daha sonra arkadan gelen diğer
arabaların altında kalarak ezilen zavallı bir köpek veya kedidir genellikle... Meskûn
olmayan yerlerde daha farklı hayvanlara da rastlamak her zaman mümkündür...
Üzerinden geçen
yüzlerce tekerin altında yamyassı olmuştur zavallı hayvancık... Pres altında
vücudunun tüm sıvısı asfalta akmış, kuru bir kürk kalmıştır sadece... Ölüsüne
bile saygı duymaz bazı insan denen yaratıklar... Umursuzca üzerinden
geçerler... Başka mahlûklar ona çarpıp öldürmüş olabilir, bari sen üzerinden
geçme... Hiçbirşey yapamıyorsan, bir zahmet arabandan inip onu kenara çek...
Nedense bazılarımız hayvanseverliklerini
sırf başkalarının görmesi için sergilerler... Hâlbuki gerçek hayvansever bu
duyguyu içinde yaşar... Göstermelik değildir yaptığı...
Yapılması gereken
şey çok basit aslında ve bu bir insanlık gereğidir... Çarptığınız hayvanı alıp
en yakın veteriner kliniğine götürmelisiniz... Hayvanın tedavi masrafını
arabanızın sigortası karşılayacaktır; Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde
hazırlanan yeni Karayolları Trafik Kanunu ile aynen sürücü ve yayalara
sağlandığı gibi hayvanlara da sağlanmıştır bu hak...
Üstelik yasalarımız “bir hayvana çarpan ve
ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine
götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır” diyor...
Dünyada hayvan
haklarını korumak için yasalarla çeşitli düzenlemeler yapılmıştır... 15 Ekim
1978’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu, UNESCO’nun Hayvan
Hakları Evrensel Bildirisi yayınlandı...
Buna göre; bütün hayvanlar hissedebilen
varlıklar olarak kabul edilmiş olup onların da var olma ve saygı görme hakkına
sahip oldukları belirtilir; bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok
edemez, ona kötü davranamaz...
Türkiye’de ise
hayvan hakları 5199 numaralı kanunla düzenlenmiştir... Bu kanuna göre tüm
hayvanlar eşit ve kanun hükümleri çerçevesinde yaşam hakkına sahiptir...
Hayvanlara rahat yaşam temin etmek; onlara iyi ve uygun muamele göstermek; acı
ızdırap ve eziyet çekmelerini önlemek; her türlü mağduriyetlerini gidermek
insanların görevidir... Aksini yapanlar için cezai hükümler devreye girer...
Ancak hayvan hakları ihlallerine uygulanan
cezai hükümler içerisinde hapis cezasının olmayışı, bazı duyarsız
vatandaşlarımızın umursuz ve hissiz davranışları, herkesi rahatsız edip
üzmektedir...
Hayvanları sevmek
onlara gerekli duyarlılığı göstermek bir eğitim, bir kültür işidir... Bunu
yaparken karşılıklı yaşanan duygu alışverişinden daha güzel ne olabilir ki?..
“İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini
tadana kadar uyanmaz” diyordu Fransız yazar Anatole France...
Unutmayın, bu
dünyanın gerçek sahibi hayvanlardır... Onlar 650 milyon yıldır bu dünyada yaşıyorlar...
İnsanoğlu ise sadece 200 bin yıldır...
Günün Sözü
Buradayken hayatı dolu dolu
yaşayın... Herşeyi deneyimleyin... Kendinizi ve arkadaşlarınızı koruyun...
Başkalarına tuhaf gelse de mutlu olacak şeyler yapın... Her halükarda
gideceksiniz, yaptıklarınızla mutlu olun... Hatalarınızdan ders çıkarmayı
öğrenin... Yaşadığınız problemin sebebini bulup onu yok edin... Mükemmel olmaya
çalışmayın... Sadece insanlığın çok iyi bir örneği olun.
Yazar, girişimci ve
hayata dair verdiği seminerlerle ünlenmiş Anthony Robbins’in öğütleri üzerine
söylenebilecek fazla birşey yoktur sanırım.