“İddialı olmak” sözcüğünü; bir iddiası olan, abartılı ve kendine çok güvenen diye izah eder Türk Dil Kurumu… Emin olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda, ısrarcı tavırla iddialarda bulunursunuz… Veya amacınıza daha basit yöntemlerle ulaşmak yerine, gereksiz abartılarla ne kadar iddialı olduğunuzu kanıtlamaya çalışırsınız… Ya da daha önceden elde ettiğiniz başarılardan güç alarak, kendine çok güvenen bir kimlik oluşturursunuz.
Büyük bir olasılıkla her 3 durumun sonucunda da başarıyı yakalarsınız… Yaptığınız her eylemde iddialı olmak, başarının anahtarıdır çünkü… Onu elde edebilmek için, daha çok çalışırsınız, daha çok araştırma yaparsınız, beyninizi daha çok zorlarsınız…
Bunun için, güçlü ve zayıf yönlerinizin neler olduğunu çok iyi bilmelisiniz… Değerlerinizi çok iyi korumalısınız… Etrafınıza bakmaktan imtina etmemelisiniz… Risklerle nasıl mücadele edeceğinizi iyi planlamalısınız.
Hiç kimse son genel seçimler öncesi görevde olan hükümet kabinesindeki isimlerin, birkaçı dışında başarısız olduğunu söyleyemez… Hatta aralarında tüm olumsuzluklara rağmen imkansızları başarıp efsaneler yazan isimler de vardır.
Bu isimlere, yeni kabinede de muhakkak yer alır gözü ile bakılıyordu… Bunun için birçok öngörüde bulunuldu medya organlarında… Şu bakanlık falan isme, bu bakanlık filan isme verilecek diye tahminler yapıldı…
Ancak hiçbir tahmin tutmadı; muhaliflerin bile dudaklarını uçuklatıcı öyle iddialı bir kadro açıklandı ki istisnasız herkes “işte budur” demekten kendini alamadı.
Vatandaşa verdiği sözler vardı çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın… Sözünde duran bir lider olarak tanınmıştı ve vatandaşı kandırmış duruma düşmek hiç istemediği bir şeydi…
Çok kısa bir süre içerisinde öyle iddialı bir kadro oluşturdu ki, dünya medyasının da ilgisini çekti… Çarpıcı yorumlar yapıldı “Türkiye Yüzyılı” olgusuna vurgu yaparak.
“Aylarca randevu almak için beklediğimiz liderler, şimdi Erdoğan’la görüşebilmek için sıraya girmişler” diyor eski Başbakanlardan Tansu Çiller… Türkiye’deki büyük potansiyelin kinetiğe dönüşmek üzere olduğunun herkes farkında çünkü…
Ancak kısa dönemde vatandaşı rahatlatma sözü vermiş Erdoğan… Enflasyonu düşürme sözü vermiş, cep yakan fiyatları aşağıya indirme sözü vermiş, ekonomik istikrar sözü vermiş.
Bunun için önceki hükümetlerden bildiğimiz, hatta dünyanın da yakından tanıdığı iddialı bir ismi getirmiş Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine… Merkez bankası Başkanlığı için ise çok iyi kariyeri olan vatansever bir genç kızımızı seçmiş.
Ancak ne Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ne de Merkez Bankası başkanı Hafize Gaye Erkan, sihirbaz değiller… Parmak şaklatarak, bir anda ekonomiyi düzeltecekler diye bir beklenti içerisine girmek doğru değil.
Bunun için birtakım ekonomik önlemler almak gerekecek… Ve hiçbir ekonomik önlem, toplumsal ve sosyal boyutu olmadan alınamaz… Kısa bir süre daha zorlanacağız; düze çıkabilmek için hep birlikte, alınacak tedbirlere destek çıkmamız gerekecek.
Politika faizleri yeniden arttırılacaktır belki de… Düşük politika faizinin vatandaşa bir faydası olmadığı gibi, arttırılmasının da bir zararı olmayacaktır büyük ihtimalle… Ancak orta vadede ülkemize ekonomik bir rahatlama getirecektir.
Politika faizinin yükseltilmesi Devletimizin kredi bulmasını kolaylaştıracaktır, dış yatırımcının iştahını kabartacaktır… Ancak dış yatırımcının sıcak para mı, yoksa üretime yönelik sermaye mi getireceği çok önemlidir…
Bir düşünün; birisinin size verdiği parayı nasıl olduğunu anlayamadan harcar bitirirsiniz, ama o kişi size üretim yapabileceğiniz bir şey verirse sürekli para kazanırsınız.
Devletler de böyledir… Dış yatırımcının getireceği sıcak para pek bir işe yaramayacaktır, vatandaş bunu hissetmeyecektir belki de… Ancak ülkemize üretime yönelik gelecek olan sermayenin hem kısa vadede vatandaşa yansıyacağı hem de orta ve uzun vadede ekonomiye büyük katkı sağlayacağı aşikardır.
Hep dediğimiz gibi; az daha sabır… Güzel doğumlar, sancılı olur hep…
Günün Sözü
Dünyada hiç kimse, seyirci koltuğunda oturan cesur insanları alkışlamaz… Alkışlar, hep sahneye çıkanlar içindir.