İran - ADEM AKÖL

İran

ADEM AKÖL

2. Dünya savaşı öncesi Pehlevi Hanedanlığı’nın Monarşik yönetiminde idi İran... 1941 yılında Muhammed Rıza Şah Pehlevi devralır yönetimi babasından... Komünist ve dindar kesimlerin hoşuna gitmemesine rağmen batıcı bir politika izler Pehlevi... Dönemin başbakanı Muhammed Musaddık’ın karşı koyması bile, zengin petrol yataklarının yabancı şirketlere açılması engellenemez... Musaddık, batı destekli bir darbe ile görevinden alınır.

Şah Rıza Pehlevi, Atatürk’ün çağdaş devrimlerini kendi ülkesinde de uygulamak için büyük çaba harcar... Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak ister; töre kanunlarını kaldırıp, yerine merkezi hükümetin koyduğu yasaları uygulamaya başlar... Kadın haklarının genişletilmesi için çok çalışır; peçeyi yasaklar, kadınların da en az erkekler kadar eğitim görmelerinin gerekliliğini savunur.

Dindar kesimin sert tepkilerine rağmen ülkede ‘kozmopolit şehir hayatı’ kavramını yaratmayı başarır... Batılı giyim tarzı, nüfusun çoğunluğu tarafından kabul edilir... Kadın ve erkek özgür bir şekilde ayni ortamı paylaşır, eşit eğitim haklarından yararlanır.

Halkın takdirini kazanmak için 1963 yılında ‘Beyaz Devrim’ adı altında birtakım ekonomik ve sosyal reformlar başlatır Şah Rıza Pehlevi... Kırsal kesimlerde yoksul aileler için okullar ve hastaneler inşa eder...

Petrole yapılan zamlar yüzünden o dönemde artan gelirler ve özellikle ülke savunması için yapılan büyük harcamalar; İran’ın Ortadoğu’da söz sahibi olmasının yolunu açar...

Ancak gelir dağılımındaki adaletsizlik ve özellikle batılılaşma anlamında yapılan reformlar, dindar kesimi rahatsız eder... Fransa’da sürgünde bulunan Şii lider Ayetullah Humeyni, bundan faydalanır ve dış güçlerin de desteği ile ülkedeki Şii’leri örgütler...

16 Ocak 1979 günü İran’da İslam Devrimi başlatılır ve Muhammed Rıza Şah Pehlevi ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Bir gece yarısı Fransa’dan Tahran’a getirtilen Humeyni ise, sol gruplardan da aldığı destek sayesinde kısa zamanda ülkeye tamamen hakim olur... 1 Nisan 1979’da İran İslam Cumhuriyeti ilan edilir... Şii olmayan binlerce İranlı, devlet aleyhtarlığı ile suçlanarak sorgusuz sualsiz kurşuna dizilir; binlercesi vinçlere asılarak idam edilir.

Şah rejiminin batılılaşma adına yaptığı her şey iptal edilir... Özellikle kadınlara verilen bütün özgürlükçü haklar teker teker ellerinden alınır... Hümeyni rejimi Şah rejiminden çok daha sert hareket eder ve ülkeyi hızla kendi ideolojisine doğru dönüştürür...

Humeyni devriminden 9 ay sonra, 4 Kasım 1979’da binlerce silahlı öğrenci ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ni işgal eder... Büyükelçilikte görev yapan bir kısım Amerikalı, kaçmayı başarmasına rağmen geriye kalan 52 kişiyi 444 gün boyunca rehin tutarlar... Buna gerekçe olarak; ABD’ye sığınan Rıza Şah Pehlevi’nin geri iade edilmemesi ve karşı devrim yapmak için Amerika’nın, İran’da casusluk faaliyetleri yürüttüğü iddiaları gösteriliyordu...

ABD bu olaydan sonra İran’la olan diplomatik ilişkilerini tamamen keser, İran’dan yaptığı petrol ithalatını durdurur, Amerika’daki İran varlıklarına el koyar ve geniş kapsamlı ekonomik bir ambargo başlatır… Bununla da yetinmez ABD; Irak yönetiminin başına henüz geçmiş olan Saddam Hüseyin’in, İran’a savaş açmasını teşvik eder... 22 Eylül 1980 günü 8 yıl sürecek anlamsız bir savaşa girer İran ve Irak... Bir milyonu aşkın insanın hayatına mal olur bu savaş.

Bir taraftan 8 yıl süren savaşın İran’da meydana getirdiği yıkım; diğer taraftan ABD ile birlikte tüm Batılı ülkelerin uyguladığı ambargo; beri yandan silahlanmak için harcanan milyarlar; bir diğer yandan da Mollalar rejiminin uyguladığı baskıcı politikalar, insanları perişan eder, karınlarını bile doyuramaz bir duruma getirir.

Tarih 13 Eylül 2022’yi gösterirken, 22 yaşında Mahsa Amini isimli bir Kürt kızı; sırf yüzüne dökülen bir tutam saçı kapatmadı gerekçesi ile ahlak polisleri tarafından yakalanarak hapse atılır… Yapılan işkenceler yüzünden 3 gün sonra ölür genç kız…

Sokaklara dökülür halk… Kadınlar, Amini’nin öldürülmesini protesto etmek için başörtülerini çıkararak, saçlarını keserler… Dünya şampiyonasına katılan İranlı sporcular da kendi milli marşlarını okumayarak destek verirler protestoculara… Bazı kadınlar, yolda yürüyen Mollaların sarıklarını düşürerek paylaşırlar görüntüleri sosyal medyada.

İlk günlerde, kısa bir süre sonra sönümleneceği tahmin edilen protestolar devam ederek, bütün ülkeye yayılır… Özellikle Masha Amini’nin öldürülmesinin 40. gününde onu anmak için 10 binler toplanır mezarı başında.

Amini'nin ölümü sonrasında başlayan gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 342'ye yükselir; 21 tutuklu için idam talep edildiği, hakkında idam kararı verilen tutuklu sayısının ise 5'e çıktığı açıklanır… En çok can kaybının, Sünnilerin yoğun olduğu eyaletlerde yaşandığı belirtilir.

İki ayı aşkın bir süredir etrafa zarar vermeden, bir düzen içerisinde sistemli olarak yer alan protestolar, geçtiğimiz Perşembe akşamı başka bir boyut kazanır… 1979 İslam devriminin Ruhani lideri Ayetullah Humeyni’nin Humeyn Kentindeki müze haline getirilmiş evi ve Kum Kentindeki Şii Molla okulu, ayni anda ateşe verilerek yakılır.

Bu iki olay, İran’da dananın kuyruğunun koptuğunun işareti midir, bu günden kestirmek biraz zor… Şurası bir gerçek ki, bütün sorunlarını çözmüş demokratik bir rejimin; İran’a hakim olması, batı dünyasının işine gelmez. Ancak, İran halkının yaşam standardını biraz yükseltebilmek için; bugünkü rejimin birazcık yumuşamasını sağlayıcı değişikliklerin önünü açabilirler.

Nitekim artan protestolar karşısında ABD Başkanı Joe Biden’ın “İran’ı özgürleştireceğiz” sözüne karşılık, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin “İran 43 yıl önce özgürleşti” diyerek yanıt vermesi, diğer taraftan mollalar arasında baş gösteren görüş ayrılıkları; mevcut rejimin biraz hafifletileceğine dair sinyaller olabilir.


Günün Sözü

Başkalarını her zaman aşağıya doğru itiyorsanız, asla yüksek zemine ulaşamazsınız.

Jeffrey Benjamin