İlan

“Karşıyım…” - ADEM AKÖL

“Karşıyım…”

ADEM AKÖL

Tıpta “Karşı Gelme Bozukluğu” diye adlandırılan psikolojik bir hastalık vardır… Çocuk ya da ergen yaştaki gençlerin belirli bir düzene uymak istememesi, anne-babaya asi davranması, olumsuz olması; devam eden uyumsuz davranışlarıyla etrafındakileri kızdırmasıyla adlandırılan bir bozukluktur…

Belirli yaş dönemlerinde, genellikle 2-5 yaş grubu çocuklarda ve ergenlik dönemlerinde yaşanan bu tür davranışlar, gelişimsel bir süreç olduğu için normal olarak kabul edilir.

Ancak yetişkin insanlarda bu durumun devam etmesi “patolojik inat” olarak izah edilebilir ancak… Tedavisi var mıdır? Sanmıyorum, patolojiktir çünkü…

Uzun süreli psikolojik terapiyle azaltılabilir belki ama “Karşı Gelme Bozukluğu” olan hiç kimse bunu tedavi etmek için psikoloğa gitmez, bir hastalık olduğunu kabul etmez çünkü… Tam tersi, iyi bir meziyet olduğunu zanneder…

İzlemişinizdir muhakkak, 2013’lerde ve 2015’lerde vizyona giren “Mandıra Filozofu” isimli sinema filmlerindeki Mustafa Ali karakterinin her şeye karşı geldiği sahneler hep akıldadır…

“Ben paraya karşıyım” diyordu Mustafa Ali… “Para dediğiniz bankada bir dijital ortamdan ibaret… Dokunamazsın, sevemezsin, sarılıp yatamazsın…”

“Ben emekliliğe de karşıyım… Emeklilik, modern insanın uydurmasıdır, sen hiç ‘emekli oldum, artık uçmayacağım’ diyen kuş gördün mü?”

“Ben meyvelerin tarla sahibinin olduğu fikrine de karşıyım… O meyvelerin sahibi ağaçtır.”

“Ben spora da karşıyım… Unutmayın ki dünyanın en uzun yaşayan canlısı, en az hareket eden kaplumbağadır…”

“Ben ihtiyacımdan fazla şey için, çalışmaya karşıyım…”

“Ben kişisel gelişime karşıyım…”

“Ben buzdolabına karşıyım…”

“Ben diyete karşıyım…”

“Ben böyle hayata da karşıyım…”

Her şeye karşıdır Mandıra Filozofu… Her şeye karşıdır ama niye karşı olduğunu kendi düşünce yapısıyla izah etmeye çalışmıştır hep…

Her şeye karşı çıkan tipler çoktur ülkemizde… Her şeye karşı çıkarlar ama bunun nedenini açıklayamazlar; sırf karşı çıkmak için, karşı çıkmışlardır… Nedenini izah etseler, ‘ben şu şu sebeplerden ötürü karşı çıkıyorum’ deseler, “bunun öyle değil de böyle olması gerekiyor” yahut da “onun yerine bunun yapılması daha iyi olurdu” deseler anlayacağım…

2016 Yılında ismi “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olarak değiştirilen 1. Boğaziçi köprüsünün tasarlandığı yıllardaki karşı çıkışları hatırlıyor musunuz? Ülkemizin en saygın kuruluşlarından olan Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliğinin (TMMOB) “Boğaz köprüsü Türkiye ve İstanbul’un başına gelen en büyük felakettir” sözleri ile dava bile açmıştı… Bu gün bu köprüden günde 150 bin araç geçiyor.

Daha sonra 1988’deki ikinci (Fatih Sultan Mehmet), 2016’da da üçüncü (Yavuz Sultan Selim) köprülerine karşı çıkıldı… Bugün bu 3 köprüden günde toplam 500 bin araç geçiyor.

2013 Yılında hizmete giren Marmaray’dan bu güne kadar toplam 800 milyon insan geçmiş… Ona da karşı çıkılmıştı.

2017 Yılında açılan Avrasya tünelinden yılda 18 milyon araç geçiyor… Ona da karşı çıkılmıştı… Mersin Uluslararası Limanına da, Osmangazi Köprüsüne de, Küçük Çamlıca TV-Radyo Kulesine de, İstanbul Hava Limanına da, 1915 Çanakkale Köprüsüne de, çevre yollarına da, oto yollara da…

Savunma sanayiimizin bu kadar gelişim göstermesine de karşı çıkılıyor… 2 Sismik araştırma gemisi, 4 tane de sondaj gemisi satın almamıza da… Karadeniz’deki Hidrokarbon rezervlerine de karşı çıkılıyor, nükleer enerji santralinin inşaatına da…

Kanal İstanbul Projesinin hayata geçirilmesine ise yıllardır karşı çıkılıyor…

Amerika’nın kölesi olmayı reddetmemize de karşı çıkılıyor… Ukrayna krizindeki tarafsızlık politikamıza da… İsrail, BAE, SA, Mısır ile ilişkilerimizi geliştirmemize de…

Her şeye, ama her şeye karşı çıkılıyor…

Şimdi de TOGG hedefe konulmuş, ona da karşı bu tipler…

Siz istediğiniz kadar karşı durun, bunun tedavisi yok maalesef… Ancak, bilmem farkında mısınız? Kendi yaşadığınız ülkeye; çocuklarınıza zarar veriyorsunuz…

Hayat hızla devam ediyor, “Türkiye Yüzyılı” çoktan başladı… Bunun gerçekleşmesine de karşı çıkmazsınız ümit ederim.


Günün Sözü

Aslında insanı en çok acıtan şey hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşamadığı mutluluklardır.

Dostoyevski