Yapılan kazılar
sonucunda, Kıbrıs’ta insan yerleşiminin M.Ö. 10 bin yıllarına kadar uzandığı
tesbit edilmiştir... İlk yerleşimcilerin Anadolu’dan daha sonra da Suriye,
Lübnan ve Filistin’den geldiği tahmin edilir.
Bakır madeninin M.Ö. 3 bin yıllarında
keşfedilmesinden sonra daha cazip hale gelir Kıbrıs Ada’sı... Sabit yerleşim
mekanları oluşmaya başlar... M.Ö. 1500 yıllarına kadar bağımsız olarak yaşayan
Kıbrıs halkı, bu tarihten sonra Hitit’lerin egemenliği altına girer.
Çeşitli
dönemlerde Fenikeliler, Asurlular, Mısırlılar, Persler, Yunanlılar ve Romalılar
tarafından yönetilen Kıbrıs Adası’na; M.S. 5. yüzyıl başlarında Bizans
İmparatorluğu hakim olur... Kıbrıs Ortodoks kilisesinin kuruluşu bu tarihten
sonra gerçekleşir... İslam dininin yayılması ise M.S. 7. yüzyılda başlayan Arap
akınları ile mümkün olur.
Araplar ve Bizanslılar tarafından ortak
yönetilir Kıbrıs Adası 800’lü yıllara kadar... Araplar çekildikten sonra, 400
yıl Bizans toprağı olarak kalır... Bizanslılar’dan sonra 300 yıl boyunca
Lüzinyanlar tarafından idare edilen ada, 1489 yılında Venedikliler’e satılır.
Adanın
stratejik önemini ve orada yaşayan Ortodoks nüfusun yakarışlarını dikkate alan
Osmanlı İmparatorluğu, 1571 yılında fetheder Kıbrıs’ı... Ardından çıkarılan bir
padişah fermanı ile Karaman ilinden gönderilen Türkler’in iskan edilmesi
sonucunda, Müslüman nüfusta hatırı sayılır artış meydana gelir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla
gerilediği döneme denk gelen 1878 yılında İngilizler’e kiralanır Kıbrıs, ancak
1. Dünya Harbi’ne katılan Osmanlı’nın elinden adayı almak zor olmaz... 1923
yılında imzalanan Lozan Barış Anlaşması çerçevesinde Kıbrıs Adası resmen
İngiltere’ye brakılır.
İngilizler’in
yönetiminde şımartılan Rumlar, 1931 yılından itibaren Kıbrıs’ı Yunanistan’a
bağlamak (Enosis) için örgütlenirler... Ortodoks Kilisesi, 1950 yılında Enosis
hayallerini gerçekleştirmek için Türkler’in boykot ettiği bir referandum
düzenler... Büyük bir çoğunlukla Enosis kararı çıkar referandumdan.
Bu tarihten sonra Rumlar, Türkler
üzerindeki baskılarını yoğunlaştırırlar... Enosis hayallerini gerçekleştirmek
için 1955’te EOKA örgütünü kurarak silahlı mücadeleye başlarlar... Birincil
hedefleri İngiliz kuvvetlerini adadan çıkarmak, ardından Enosis için mücadele
etmektir.
Rumlar’ın EOKA
hamlesine karşılık olarak; 1956 yılında Türkler de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı
(TMT) kurarak silahlanırlar ve Rumlar’a karşı savunmaya geçerler... Rumlar’dan
farklı olarak Türkler’in talebi; adanın iki toplum arasında taksim edilmesidir.
Türkler ile Rumlar’ın çatışma içerisine
girmesi, Türkiye ile Yunanistan’ın 11 Şubat 1959 tarihinde Zürih’te masaya
oturup yeni bir Cumhuriyet’in temellerinin atılmasına neden olur... Ardından 19
Şubat 1959 tarihli Londra anlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilir ve gerekli
hazırlıklar yapıldıktan sonra, 16 Ağustos 1960 tarihinde resmen kurulmış olur.
Ancak zoraki
bir Cumhuriyet kurulmuştur... Türkler’in yüzde 30 nüfuslarına karşılık 3 bakan,
Rumlar’ın ise yüzde 70 nüfuslarına karşılık 6 bakanla temsil edilmesi;
Makarios’un Cumhurbaşkanı; yardımcısının ise Dr. Fazıl Küçük olması
kararlaştırılmıştır... Ayrıca Yunanistan’dan 950, Türkiye’den de 650 kişilik iki
alayın gönderilmesine karar verilir.
Rumlar; Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında,
nüfuslarına oranla Türkler’e daha fazla temsiliyet ve söz hakkı verildiğini
iddia ederler... Esas amaçları ise, yarım kalmış Enosis hayallerini
gerçekleştirebilmek için bahaneler üretmektir... Akritas Planı diye
isimlendirdikleri bir ‘etnik temizlik harekatı’ çerçevesinde kendi lehlerine
anayasada değişiklik talebinde bulunurlar.
Türkler’e söz
hakkı tanımayan anayasa değişiklik teklifi; Türk temsilciler tarafından kabul
edilmeyip hükümet terk edilir... Bunun üzerine Rumlar 21 Aralık 1963 gecesi
‘Kanlı Noel’ diye tarihe geçen çatışmaları başlatırlar... Nikos Sampson isimli
eli kanlı bir teröristin liderliğinde yoğunlaşan çatışmalarda 364 Türk ve 174
Rum öldürülür, 700 sivil Türk rehin alınır... Saldırılar sonucunda 103 Türk
köyü boşaltılmak zorunda kalınır... On binlerce sivil halk daha emniyetli
yerlere göç ederek yıllarca çadırlarda yaşamaya mahkum edilirler.
Türkiye bu duruma müdahale etmek istese
de ABD Başkanı Johnson’un bir mektubu ile engellenir... Bunun üzerine
İngiltere, Türkiye ve Yunanistan bir araya gelerek; Türklerin yaşadıkları
bölgeleri sınırlayan ve ‘Yeşil Hat’ diye isimlendirilen anlaşma imzalanır...
Yeşil Hat’tın birçok noktasına BM askerleri yerleştirilir.
‘Yeşil Hat’
anlaşması ile adanın ikiye ayrılmasının önü açılmış olur... Bu tarihten sonra
Türkler kendi bölgelerinde kapalı bir yaşam sürmeye başlar... Kendi
bölgelerinden başka yerlere gitmeye çalışanlar ise ya öldürülür, ya da
bilinmeyen yerlerde alıkoyulurlar... Daha fazla seyahat özgürlüğü talebinde
bulunan Türklerin bu isteğini bastırmak için 1967 yılında yeniden çatışma
başlatılır... Türkiye’nin müdahale tehdidi karşısında, bazı Yunan birlikleri
Kıbrıs’tan ayrılmak zorunda kalır, EOKA Lideri Grivas da adayı terk eder.
Kapatıldıkları bölgelerde; yasama,
yürütme ve yargı yetkilerinin kendilerinde olduğu, kendi yönetim sistemlerini; ‘Geçici
Türk Yönetimi’ni kurar Türkler 1967 yılında.
Ayni tarihte
Yunanistan’da darbe yapılır ve yönetim askerin eline geçer... Kıbrıs’ın
Yunanistan’a bağlanmasının en büyük savunucusu olan Yunan Cuntası 1971 yılında
EOKA’cı terörist Grivas’ı tekrar Kıbrıs’a gönderir... Yunan Kralı’nın
desteklediği bir isim olan Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhur Başkanı Makarios tarafını
tutan Nikos Sampson da cuntanın adamı Grivas’ın tarafına geçer...
Makarios’çular ile EOKA’cıların çatışması başlar Kıbrıs’ta.
Makarios ülkeyi terk etmek zorunda
kalır... Yunan Cuntası, Nikos Sampson’u Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak
görevlendirir... Nikos Sampson da Kıbrıs’ı Helen Cumhuriyeti olarak ilan eder.
Darbenin hemen
ardından Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada Makarios; Yunanistan’ın adayı
işgal ettiğini ve hatta Yunanlılar’ın Türklerden daha tehlikeli olduğunu ve
Türklerin hayatlarının da tehlikede olduğunu söyleyerek Türkiye’yi adaya davet
edici bir tutum sergiler... Ardından Rauf Raif Denktaş; olayın Rumlar’ın iç
sorunu olmasına rağmen Türkiye’nin müdahalesini talep eder.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden tam
yetki alan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in; ABD, SSCB ve İngiltere ile
yaptığı görüşmeler olumsuz neticelenince, garantörlik anlaşması çerçevesinde 20
Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkar.
“Biz aslında
savaş için değil, barış için; yalnız Türkler’e değil, Rumlar’a da barış
getirmek için Ada’ya gidiyoruz” diye başlayan o tarihi konuşması ile duyurur
tüm dünyaya Kıbrıs Harekatı’nı, Bülent Ecevit.
Günün Sözü
Biz aslında savaş için değil, barış için; yalnız Türkler’e değil, Rumlar’a da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz.
Bülent Ecevit