Amerikan emperyalizminin 32 yıl önce Türkiye’ye yönelik yaptığı bir plan kapsamında Yunanistan’a dayattığı “Savunma İşbirliği Anlaşması” ve bu çerçevede 5 bölgeden sonra 4 yerde daha, ülkenin toplam 9 stratejik noktasında tesis ettiği önemli askeri üsler sayesinde, Başbakan Miçotakis’in dizginleri Amerika’nın eline verdiğini hep söyleriz.
1947 yılında Türkiye’nin olmadığı bir masada; Lozan Antlaşmasının 16. Maddesine göre “el değiştiremez” yazılmış olmasına rağmen, İtalya’dan alınıp Yunanistan’a verilen 12 Adalar ve yanı başımızdaki Meis dahil, Menteş Adaları olarak adlandırdığımız 20 kadar ada; asker ve silah yığarak, sürekli olarak Türkiye’nin başını ağrıtmak için kullanılıyor.
Halbuki Lozan Anlaşmasının Boğazlar Rejimine ait 4. Maddesine göre; boğazlarla birlikte boğazlar önünde bulunan Yunanistan’a ait Limni ile Semadirek ve Türkiye’ye ait Gökçeada ile Bozcaada’nın askerden arındırılmış olması gerekiyordu.
Yine Lozan Anlaşmasının 13. Maddesi gereğince Yunanistan’a ait Limni, Sakız, Sisam ve İkarya adalarında deniz üssü ve istihkam kurmak yasaklanmış, buralarda sadece polis ve jandarma kuvvetleri bulundurmaya izin verilmişti.
Paris Anlaşması ile İtalya’dan alınıp Yunanistan’a verilen 12 Adalarda ise, 14. Maddeye göre ancak asayişi sağlayacak kadar kuvvet bulundurulabilir, şartı vardı.
Adalar Denizinde büyük petrol rezervlerinin olduğu iddia edildiği bir dönemde bu adalara askeri güç yerleştirmenin amacı bellidir… İçecek suyunu, yiyecek sebzesini karşı kıyıdaki Kaş’tan temin etmeye mahkum bir Meis Adasına bile, asker yığmanın tek bir nedeni olabilirdi.
Bu bölgeyi rahatlatmak için, Doç. Dr. Cihat Yaycı’nın önerdiği gibi; Türkiye Cumhuriyeti, Adalar Denizindeki karasularını 6 milden 3 mile çekerek Yunanistan’dan da bunu yapmasını talep etmelidir… Bu durumda Türkiye’nin kaybı sadece yüzde 1,5 olacakken, Yunanistan’ın kaybı ise yüzde 39’lara varacaktır.
Diğer bir enerji pastası da Doğu Akdeniz’dedir. Yapılan ölçümler ve hesaplamalara göre bu bölgede bulunan enerji rezervlerinin toplam değerinin 55 trilyon dolar olduğu anlaşılmaktadır… Bunu tespit eden bizzat ABD’nin kendi şirketleridir.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimine 33 yıl silah ambargosu uyguladıktan sonra 2020 yılında bunu hafifleten ve geçtiğimiz günlerde de tamamen kaldıran ABD’nin, tek bir niyeti olabilirdi… Konuşlandığı 9 üs sayesinde Yunanistan’ın dizginlerini eline aldıktan sonra, Kıbrıs’ın güneyinde de kalıcı bir ortam yaratmak… Rumlara birtakım tavizler vererek, Kıbrıs’ın batısında bulunan Baf Havaalanına, her geçen gün biraz daha yerleşmesi bu yüzdendir… Yunanistan’ın ardından, Kıbrıs Rumlarının da dizginlerini eline alarak amacına daha kolay ulaşabileceğini hesaplıyor ABD.
Dolayısıyla Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının ikide birde Türkiye’ye karşı yaptıkları tahrik içeren söylem ve hareketlerin asıl muhatabının ABD olduğu artık anlaşılmıştır… Yapılmakta olan bu askeri hazırlığın “Rusya’ya karşı” olduğu iddiası da çürümüştür… ABD’nin asıl amacı, Yunanistan ve Akdeniz’de konuşlanıp, enerji pastasının tümüne sahip olmaktır.
Bu yüzdendir ki Washington kontrolündeki NATO ve bizzat ABD, Türkiye’yi gözden çıkarma numarası yaparak Ankara’ya diz çöktürtmeye çalışıyorlar… Önce Yunanistan ve şimdi de Kıbrıs Rumlarını harcayarak, Türkiye’yi terbiye etmek istiyorlar.
Aslında Türkiye’nin gözden çıkarılması mümkün değildir… Türkiye gibi jeopolitik öneme sahip bir alanı kaybetmek istemez ABD… Hele hele Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi başkasına kaptırmak hiç istemez.
Bunun çok farkında olan Ankara, son dönemde yaptığı ataklarla Washington’u çıldırtıyor adeta… Geçtiğimiz gün, Libya ile imzalanan “Petrol ve Hidrokarbon Alanlarında Mutabakat Muhtırası” Amerika, Fransa ve Yunanistan’ın tuzaklarını yerle bir eden bir anlaşma oldu.
Bir süre önce de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünden tüm dünya ülkelerini KKTC’yi tanımaya davet etmesi; ardından KKTC’de bulunan 2 BM kampı işaret edilerek “ya tanıyın, yahut da boşaltın” şartının getirilmesi, Washington’u iyiden iyiye delirtmiştir… Aslına bakarsanız bu ataklar; muhatabımızın Yunanistan veya bir başkası değil, doğrudan ABD olduğu bilinciyle ona yönelik yapılmaktadır.
Günün Sözü
Emperyalizm savaşa yol açar… Ne var ki, savaşta hiçbir şeyi kesin olarak çözemez.
Leo Huberman