Bütün dünya, Mescid-i Aksa ve Gazze’de olanları bir film gibi seyrederken hangi duygular ile yüklenildiğini tahmin etmek pek de kolay değil… Birazcık vicdan sahibi olanlar, özellikle kadın ve ne olup bittiğinden hiç haberi olmayan çocukların pisi pisine hayatlarını yitirmesine, yahut da sakat kalmalarına isyan ediyordur muhakkak… İnsani duygulardan nasibini almamış olanlar ise “bana ne, ne halleri varsa görsünler” mantığı ile, kıllarını bile kıpırdatmamaktadırlar.
Şurası bir gerçek ki, insani duygulardan nasibini almamış olanlar; bu tip katliamları salt kendi öz çıkarları için, gözünü kırpmadan masumlara reva görenlerdir… İnsanlık tarihinin her döneminde var olmuş bu tip canavarların günümüzde hala itibar görmesi, üstelik yapılanların, kendini melek olarak lanse eden başka canavarlar tarafından da onaylanması, kabul edilebilir bir şey değildir.
Dokuz milyon nüfuslu İsrail’in Başbakanlık koltuğunda 2009 yılından beri oturan Binyamin Netanyahu isimli cani; eski Başkan Donald Trump’ın ABD’deki 100 milyon Evanjelist’in genel temayülü doğrultusunda İsrail’e gösterdiği hassasiyeti kullanarak, Filistinli Araplara yaşam hakkı vermemektedir.
Netanyahu, bütün uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek uyguladığı, Filistinli Arapların topraklarını karış karış ele geçirme politikası yetmezmiş gibi; 2018 yılında Trump’ın büyük desteğini alarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti diye lanse etmiş olması, sabırları taşırmasına rağmen sinsi planlarını uygulamaya koymaya devam etmiştir.
Başbakanlık koltuğunun verdiği gücü kullanarak ismi birçok yolsuzluğa karışan Netanyahu; yargılanmaktan kurtulabilmek adına, iktidarda kalmayı sürdürebilmek için, ülkesini 15 ayda 4 kez seçim sandığına götürmeyi bile denemiştir.
Denediği bütün alternatiflerin işe yaramaması üzerine 5. kez yapılması kararlaştırılan İsrail parlamento seçimleri arifesinde, üstelik Müslüman dünyasının çok önem verdiği Ramazanın son gününde; Müslümanların ilk kıblesi sayılan Mescid-i Aksa’ya, ardından abluka altındaki Gazze’ye düzenlediği saldırılar sonucunda olağanüstü bir durum yaratarak bir süre daha dokunulmazlığını sürdürmek ister Netanyahu,.. O güne kadar İsrail politikası ile ilgili görüşünü açığa çıkarmayan ABD’nin yeni Başkanı Biden da, eski Başkan Trump’ı aratmayacak şekilde alkış tutar bu duruma.
Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Filistin topraklarındaki Kudüs şehri, 1517 ile 1917 yılları arasında kesintisiz 400 yıl boyunca Osmanlı Devleti tarafından yönetilir… İsyancı Arap aşiretlerinin arkadan vurmaları üzerine 1918 yılında İngiltere karşısında ağır yenilgiye uğrayan Osmanlı İmparatorluğu, Filistin’i İngiltere mandasına bırakmak zorunda kalır… Ancak kendilerine vaat edileni alamayan Araplar ve Yahudiler arasındaki çatışmalar hiç bitmez.
Bunun üzerine İngiltere, manda yönetiminden vaz geçip askerlerini geri çekince, BM Genel Kurulu 1947 yılında Filistin’i Arap ve Yahudiler arasında paylaştırır ve 1948 yılında İsrail Devleti kurulur… Bu tarihten sonra Filistinli Araplar, bir taraftan İsrail’in istilacı tutumu diğer taraftan tek bir vücut haline gelemeyişleri yüzünden sürekli toprak kaybederler… 1900’lü yıllarda Filistin topraklarının tamamına yakını Araplara aitken bugün bu toprakların yüzde 85’i İsrail’in eline geçmiş olur.
Büyük mücadeleler sonucunda 15 Kasım 1988 tarihinde Cezayir’de ilan edilen Filistin Devletini tanıyan ilk Müslüman ülke olur Türkiye Cumhuriyeti… Ancak ne yazık ki bir zamanlar bölücü terör örgütlerinin militanları Filistin kamplarında eğitildikten sonra Suriye üzerinden Türkiye’ye sızıp çeşitli yasa dışı faaliyetlerde bulunmuşlardır.
Bunun ötesinde, aslında kime hizmet ettiği belli olmayan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas; 2009 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (GKRY) ziyaret ederek Rum tezlerini desteklediklerini açıklar… Daha sonra; GKRY, Yunanistan ve Filistin Dışişleri Bakanları 2016’da New York’ta bir araya gelerek üçlü işbirliği kararı alırlar… Mahmud Abbas’ın “Türkiye askeri Kıbrıs’ta işgalcidir”, “Diyarbakır’ın özgürlüğünü görmekten memnuniyet duyarız” ve “Büyük Ermenistan’ı görmek arzusundayım” gibi sosyal medya paylaşımlarını da unutmak mümkün değildir.
Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın “zamanında Osmanlı’ya başkaldırıp ihanet eden Filistin, bugün bu ihanetini canıyla ve malıyla ödemektedir” diyerek sırtımızdaki hançer yarasının hala sönmediğine işaret etmektedir.
Bir zamanlar kendilerine başkaları tarafından yapılan zulmün intikamını alırcasına adalet tanımayan Siyonist güçlerin yaptıkları bir yana; bugün Filistin’in kan ağlıyor olmasının diğer bir sebebi de, emperyalizmin oyununa gelen Arapların tek yürek olamayışlarından kaynaklanmaktadır… Her şeye rağmen; Arap dünyasından çıt çıkmazken Filistin’deki masumları koruyabilmek için hükümetimizin uğraşlarını destekler, Cumhurbaşkanımızın 20’yi aşkın ülkenin devlet başkanlarını arayarak çözüm üretme çabalarını takdir ederken; bizim için en önemli şeyin, ülkemizin ve üzerinde yaşayan 83 milyonun geleceği olduğunu, bunu riske atacak kararlardan uzak durulması gerektiğini vurgulamak isterim.
Günün Sözü
“Terörün dini, dili, mezhebi, ırkı, rengi, yaşı, genci, yaşlısı olmaz...
Cennet vaadiyle, dünyayı cehenneme çevirenlere lanet olsun.”