Bir yılı aşkın bir süredir hayatımızı allak bullak ederek, en başkaldırıcı olanlarımızı bile eve kapatmayı başaran; birçok alışkanlığımızı değiştiren, örf adet gelenek hiçbir şey bırakmayan, sosyal hayatımızı sıfırlayan, üstelik birçoğumuzu psikolojik çıkmaz içine sokan, kan emici canavarı hala aramızda yaşatmaya devam ediyoruz.
Üstelik onu besleyerek, eski durumundan daha güçlü olmasına yardım ediyoruz… Öyle bir güç kazandırmışız ki ona; önceden sadece kronik hastalığı olan yaşlılarımızı devirebiliyorken, artık ‘taşı sıksa suyunu çıkarabilecek’ güçteki gençlerimizi de nakavt edebiliyor.
Halbuki ‘2 metre mesafelik’ canı var bu canavarın… Halbuki ‘bir maskelik’ canı var bu canavarın… Halbuki ‘2 tutam sabunluk’ canı var bu canavarın.
İnsanoğlunun dünyamızda var olmasının ardından geçen 200 bin yıldan bu yana, çeşitli dönemlerde hep varlığını göstermiştir bu canavar, farklı kılıklara bürünerek… Korunma yöntemi hiç değişmemiştir; maske, mesafe ve sabun…
Veba, Kolera, Tifo, Sıtma, Tifüs, Grip, Tüberküloz, lepra, Aids, Sifiliz, Mers, Ebola ve Sars perişan etmiştir insanları yıllar boyu… Milyonlarca can almıştır bu illetler, bazıları ise hala almaya devam etmektedir.
Günümüzün canavarı Covid-19; sadece can almakla yetinmiyor, yaşayanların da kanını emiyor tıpkı bir vampir gibi… İnsanoğlunun çalışma hayatı boyunca ürettiklerini alıp götürüyor, onu kansız bırakarak, sonraki yıllarda toparlanabilmesinin önünü kapatıyor.
Ülkemiz, bir yılı aşkın bir süredir boğuşuyor bu kan emiciyle… Neredeyse 32 bine yaklaştı aldığı can sayısı… Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bilim kurulunun tavsiyesi üzerine birtakım önlemler almaya devam ediyor hükümetimiz.
Bir yıl önce mart ayında günlük vaka sayıları 2 binlere, vefat sayıları da 40’lara çıkınca hayat durma noktasına gelir; uçuşlar iptal edilir, seyahat kısıtlamaları uygulanır, restoran ve eğlence mekanları kapatılır, sokağa çıkma yasakları konur; ancak vaka ve vefat sayıları ısrarla artmaya devam eder… Kasım ayında 6 bini aşar vakalar, günlük 100 ölüm haberi ile uyanır Türkiye.
Alınan önlemler büyük bir kararlılıkla devam ettirilir… Ardından düşüş görülmeye başlar; şubat ayına geldiğimizde günlük 6 yüz vaka ve 80 ölüme kadar düşüş gösterir istatistiki rakamlar… Aşılama da başladığı için alınmış olan önlemlerde bir miktar rahatlamaya gidilebilir diye düşünülür, ancak mutasyonla güçlenerek başkalaşım geçirmiş olan virüs atağa geçer.
Bir ay gibi kısa bir süre içerisinde vaka ve ölüm sayıları hızla tırmanışa geçerek, 5 ay önceki feci tabloların neredeyse aynisinin yaşanmaya başlanması üzerine hafifletilmiş olan önlemlerin yeniden sıkılaştırılması kararı alınır.
Daha önce çok yazıldı, çok söylendi… Maske, mesafe, hijyen diye diye tüy bitti dillerde, damaklar kurudu… Ancak bir kısım vatandaş, Covid-19’dan hiç haberi yokmuş gibi bir davranış içerisinde… Sosyal mesafeye aldırış edilmiyor; maske yok, olanlar göstermelik; hijyen ise hak getire.
Adam bir-buçuk metre genişliğindeki kaldırım üzerine koyduğu sele içerisine yığmış 20 kilo iç fıstığı, sokakta ve açıkta satış yapıyor… Cadde kalabalık; sürtmeden geçemiyorsun… Hapşırsan, milyonlarca zerrecik fıstık kümesini bir örtü gibi kaplayacak… Virüs, sevinçten ellerini ovuşturuyor bu manzara karşısında.
Bu ve bunun gibi vurdumduymazlar sayesinde tüm ülke acı çekiyor, ekonomik bir çıkmazın içerisine sürükleniyoruz…
Sadece vatandaş mı..? Devlet de yanlış yapıyor… Bir yıldır eve kapatılmış olan ve zaten başkalarına virüs bulaştırma riski çok düşük olan 65 yaş üzeri vatandaşlara aşı önceliği verilmiş, duygusal nedenler yüzünden… Halbuki yaptığı iş nedeni ile kalabalık ortamlarda bulunma zorunda kalanlara öncelik verilmiş olsa, canavarın belini daha kolay kırabilecektik.
Pandemi kararlarını üreten bilim kuruluna tıp akademisyenler yanında, ekonomistler, psikologlar ve sosyologlar da katarsak önümüzdeki dönemi daha rasyonel planlayabileceğiz… Bu kan emici canavarın gitmeye hiç niyeti yoktur çünkü.
Günün Sözü
Efendiler, milletimizi tam asayiş halinde yaşatmak, öncelikli emelimiz olduğu gibi, onun sıhhatine itina etmek ve mevcut vasıtalarımız nispetinde toplumsal acılarına çare bulmak da hükümetimizin vazifeleri cümlesindendir.
Mustafa kemal ATATÜRK