Ruanda
cumhuriyeti Orta Afrika’nın doğu kısmında kıtanın en küçük ülkelerinden
biridir... Uganda, Tanzanya, Brundi ve Kongo Cumhuriyeti ile çevrelenmiştir...
Afrika kıtasının yüksek rakımlı büyük göller bölgesinde yılda 2 yağış
mevsiminin yaşandığı doğa harikası bir ülkedir Ruanda... Goriller bile anavatan
olarak seçmişler burayı...
Kıbrıs adasının yaklaşık 3 misli
büyüklüğünde 11 milyon insanın yaşadığı bahtsız ülkelerden biridir Ruanda...
Nüfusun yüzde 90’ı Hutu, yüzde 10’u Tutsi... Resmi dilleri İngilizce, Fransızca
ve Ruandaca... Yüzde 94 hristiyan, yüzde 2’ye yakın da müslüman yaşar ülkede...
Nüfusu çok gençtir
ve çoğunluk kırsal kesimde yaşıyor... Ülkenin tek geliri; yetiştirdiği çay ve
kahve ihracatından, son yıllarda da turizmden elde ediliyor...
1700’lü yıllardan itibaren 8 farklı
krallık tarafından yönetilir... 1884 yılında Alman sömürgesi olur Ruanda...
1.Dünya savaşı sırasında komşu ülke Brundi ile birlikte Belçika’nın hakimiyetine
geçer...
Almanlar
ülkeyi daha kolay yönetebilmek için Ruanda halkını iki gruba ayırır... Uzun
boylu ve güzel görünüşlü olanları Tutsi diye, diğerlerini ise Hutu diye
isimlendirip farklı iki grup yaratırlar... Azınlık grup Tutsi’leri kullanarak,
çoğunluğu oluşturan Hutu’ları ezmeye başlar Alman sömürgeciliği... Bu
uygulamayı Belçikalılar da devam ettirir 1950 yılına kadar...
1950 sonrası Hutu’lar desteklenmeye
başlar... Ancak 60 yılı aşkın bir süre baskı altında yaşamış Hutular’da intikam
alma duyusu gelişmiş olur... Bunun için örgütlenirler... Belçikalı’ların da
kışkırtma ve desteği ile 1959 yılında Tutsi katliamı başlar... 20 bin Tutsi
öldürülür, 200 bin çevre ülkelere sığınmak zorunda kalır...
Sömürgeci
ülkelerin, birer birer sömürgelerini kaybettiği yıllara denk gelen 1962,
Ruanda’nın bağımsızlığına kavuştuğu yıl olur... Olur da, yönetime gelen Hutu’lu
hükümet, Tutsi’leri dışlayıp haklarını azaltır... Komşu ülkelere göç etmek
zorunda kalır sayısız Tutsi insanı...
İyi eğitim almış Tutsiler, gittikleri
komşu ülkelerde yüksek makam sahibi olurlar... ‘Ruanda Yurtseverler Birliği’ni
kurup hükümete karşı gerilla savaşı başlatırlar 1990 yılında... 2 yıl sonra
silahları brakmaya ikna edilirler...
Bu kez de
Hutu’lar örgütlenir... Ateşli silah alacak paraları olmadığı için Çin’den 100
binlerce satır ve pala getirtirler... Tutsi’leri katletmeye hazırdırlar
artık... Ancak bir bahane gerekli bunun için...
6 Nisan 1994 günü Hutu’lu devlet
başkanının uçağı düşürülür ilginç bir şekilde... Artık bahane hazır... Önceden
belirledikleri Tutsi’leri satır ve palalarla doğramaya başlarlar acımasızca...
Parası olanlara iltimas geçilir (!)... Ateşli silahlarla öldürülür onlar, acı
çekmeden (!)... Hükümet ise saldırganlara yardım eder bilinçli bir şekilde...
O yıllarda
soykırımı önlemek için Ruanda’da bulunan 2 bin 500 Birleşmiş Milletler’in (BM)
asker sayısı; 10 Belçikalı askerin öldürülmesini gerekçe göstererek 240’a
düşürülür apar topar... Amaç meydanı boş brakıp soykırımın şiddetini artırmaktı
şüphesiz...
Nitekim BM çekilince katliamın şiddeti
artar... Ülkede ceset koyacak yer kalmaz... Halbuki 1948 yılında imzalanan bir
anlaşmaya göre ABD ve Fransa, soykırımı engellemek için müdahale etmeyi taahhüt
etmişlerdi... Ancak iki ülke de bu duruma sadece seyirci kalırlar... Ölü sayısı
600 bini aşar...
Bunun üzerine
Tutsi’ler yeniden örgütlenmek zorunda kalırlar... Fransa Hutu’lu hükümete silah
yardımı yaparak, Hutu’ların emniyeti sağlanmış olur...
Öte yandan Fransa’nın hükümete yardım
ederek soykırımın önleneceğini iddia etmesine rağmen, Katliam başladıktan 3 ay
sonra BM, Ruanda’daki durumu kabullenmek zorunda kalır... Ülkeye sukunet hakim
olur kısa bir süre sonra...
Bilanço çok
ağırdır; çoğunluğu Tutsi 1 milyona yakın insan öldürülür... Ülkede talan
edilmemiş yer kalmaz... 500 bin kadın tecavüze uğrar... Babası belli olmayan 20
bin çocuk doğar... 100 bin çocuk öksüz kalır... Hayatta kalanların yüzde
70’inin aylık geliri sadece 8 dolara düşer...
Uluslararası finans güçlerinin çıkarlarını
korumak için yaratılan ırk ayırımcılığı sonucunda meydana gelen çatışmalar ve
katliamların benzerleri dünyanın birçok geri kalmış ülkesinde zavallı insanlara
yaşatılmıyormu yıllardır?..
Fazla eski
değil, yakın tarihlerde bunun örneklerini; Irak’ta,
Libya’da, Cezayir’de, Venezuela’da, Suriye’de, Sudan’da, Yemen’de, Keşmir’de
yaşamadık mı hep?..
Ve suni olarak yaratılan tıpkı
Tutsi-Hutu ayırımcılığı gibi, Türk-Kürt veya Alevi-Sünni ayırımcılığı yapılarak
ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen ayni güçler değil midir?..
Günün
Sözü
En zor şey, başlamaya
karar vermektir, gerisi sadece azmetmektir.
Atlantik
Okyanusunu geçmeyi başaran ilk bayan havacı ve yazar Amelia Earhart, kendi
hayatından esinlenerek dile getirdiği bu sözle bir eylemin en zor bölümünün
başlama kararı olduğunu vurguluyor.