Türkiye Savunma Sanayisinin bugün ulaştığı ivmeyi uzun yıllar öncesinden yakalayıp; bu alanda günümüz dünyasının en önde gelen ülkelerini dahi gerilerde bırakabilecek güce çok önceden sahip olabileceğimizi anlamak için, sadece yakın tarihimizin sayfalarını karıştırmak yeterli olacaktır.
Artık, ne ülkemizde ne de dünyada hiç kimse; iktidar yanlısı olsun, muhalif olsun; dost olsun, düşman olsun ama hiç kimse; ülkemizdeki savunma sanayisinin ürettiklerini görmezden gelemez. Dost olanlar bu muazzam gelişmeyi heyecanla takip ederken, düşman olanlar ise korku ve hayretle izliyorlar.
Sadece laftan ibaret değildir çünkü bu... Üstün özelliklere sahip yüzlerce ürünün; Güney sınırlarımızın ötesinde, Karabağ’da, Libya’da, Ukrayna’da, Katar’da, Pakistan’da, Türkmenistan’da, Fas’ta, Etiyopya’da, Kırgızistan’da, Ruanda’da, Polonya’da, Nijerya’da, Cibuti’de, Mali’de ve daha bilinmeyen onlarca ülkedeki başarısı, en katı eleştirmenler tarafından bile takdir görüyor.
Bugün bu başarıların altına imzasını atan; isimlerini her gün minnetle zikrettiğimiz onlarca, yüzlerce hatta binlerce vatan aşığının yanı sıra; engellenmemiş olsalardı yakın tarihimize damga vurabilecek yetenekteki, hak ettikleri değerin verilmediği vatan aşığı kahramanlardan söz etmemek büyük bir haksızlık olur...
1886 ile 1957 Yılları arasında yaşamış, ülkemizin ilk Türk demiryolu müteahhididir Mehmet Nuri Demirağ… 1250 kilometrelik demir yolu inşasını çok kısa bir sürede tamamladığı için Mustafa Kemal Atatürk ona Demirağ soyadını vermiştir.
Türkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt yapımı gibi ilkleri gerçekleştirmiştir. İstanbul Boğazı üzerine köprü ve Keban’a büyük bir baraj yapılması fikirlerini oluşturan kişidir. Ancak Boğaz Köprüsü için hazırlattığı proje, Atatürk tarafından çok beğenilmiş olmasına rağmen Hükümetten onay alamaz...
Nuri Demirağ, yılmadan çalışmalarına devam ederek; 1936 yılında bugünkü Atatürk Havalimanı’nın bulunduğu alanı satın alarak büyük bir pist inşa eder. Ülkesini yabancılara bağımlı olmaktan kurtarmak için Türk pilotu yetiştiren bir havacılık okulu kurar. Planör üretiminin yanı sıra NuD-36 adını verdiği ilk tek motorlu uçağı ve NuD-38 adlı çift motorlu 6 kişilik yolcu uçağını üretir…
Tamamen Türk yapımı olan uçaklar, ilk deneme uçuşlarını başarıyla gerçekleştirir. Türk Hava Kurumu (THK) tarafından verilen 65 planör siparişi teslim edildikten sonra, NuD-36 adlı 24 uçak da tamamlanarak Eskişehir’e uçar. Ancak teslim öncesi bir uçuş testinin daha yapılması talep edilir…
Uçuşu başarıyla gerçekleştiren uçağın pilotu Eskişehir Havaalanına iniş yaparken, hayvanlar girmesin diye kazılan hendeği görmez ve yere çakılır. Bunun üzerine THK siparişi iptal eder… Dahası, uçakların yurt dışına satılmasını yasaklayan bir de kanun çıkarttırılır. Böylece İspanya, İran ve Irak’ın önceden yaptığı siparişler engellenmiş olur. Uçaklar satılamayınca fabrika kapanır, bütün kurulu tesisler istimlak edilir. Fabrikanın kapanmasından bir süre sonra 1957 yılında, şeker hastalığı yüzünden Nuri Demirağ hayatını kaybeder.
1889 ile 1949 Yılları arasında yaşamış olan Osmanlı Ordusu Komutanı Nuri Killigil ismini duyanınız var mı bilmiyorum. Hürriyet Kahramanı Enver Paşa’nın kardeşi olan Nuri Killigil, I. Dünya Savaşı sonlarında Azerbaycan’a hakim olan katliamcı Rus ve Ermeni birliklerini, kurduğu ordu ile püskürtüp Bakü’yü kurtaran Kahramandır o…
Savaştan sonra bir süre Almanya’da yaşayan Nuri Killigil, 1938 yılında Türkiye’ye dönerek İstanbul Zeytinburnu’nda kok kömürü satan bir şirketi satın alarak orayı metal işleyen bir fabrikaya dönüştürür. Burada tabanca ve mermi üretmeye başlar. Daha sonra 1946 yılında fabrikasını genişleterek Sütlüce’ye taşır ve orada tabancanın yanı sıra havan ve havan mermisi üretimine başlar.
Ancak ne yazık ki 2 Mart 1949 yılında fabrikada peş peşe meydana gelen üç büyük patlama sonucunda aralarında Nuri Killigil’in de bulunduğu 27 kişi hayatını kaybeder. Killigil’in parçalanarak dağılan vücudundan arta kalanlar, küçük bir tabut içine konularak defnedilir.
1896 ile 1969 yılları arasında yaşamış Türk Havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan pilot, mühendis ve girişimci Vecihi Hürkuş; Türkiye’nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir… Ülkemizin ilk yerli uçağını üretmiştir.
Vecihi Hürkuş 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde bir havacı iken 1925 yılında ganimet olarak Yunanlılardan ele geçirdiği motorlardan yararlanarak VECİHİ K-VI adını verdiği ilk uçağını uçurur. Ancak izinsiz uçtuğu gerekçesi ile ödül beklerken cezalandırılır.
Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak 1930 yılında Kadıköy’de kiraladığı bir keresteci dükkanında üç ay içerisinde ilk Türk sivil uçağı olan VECİHİ XIV’ü imal ederek ilk uçuşunu Kadıköy’den Yeşilköy’e, sonra da Ankara’ya yapar.
Ankara’da teknik özellikleri onaylayacak kimse olmadığından, gerekli belgeleri almak için uçağı demiryolu ile Çekoslovakya’ya götürür. Orada bütün testleri tamamlayıp gerekli belgeleri aldıktan sonra uçarak Türkiye’ye gelir.
Döndükten sonra Türkiye’nin ilk sivil uçağı ve ilk eğitim ve spor uçağını üreten Vecihi Hürkuş, 1954 yılında ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Hava Yollarını kurmuş ancak kazalar, kaçırılmalar ve sabotajlar gibi sebeplerle şirket uçuştan men edilmiştir. 1969 yılında Gülhane Askeri Tıp Hastanesinde vefat eder.
1885 ile 1966 yılları arasında yaşamış Cumhuriyet döneminin ilk sanayicisi ve ilk uçak bombası fabrikasının kurucusu Şakir Zümre ise Cenevre’de hukuk eğitimi almış birisiydi.
İstiklal Savaşından sonra Atatürk’ün onayıyla Türkiye’nin ilk özel savunma sanayii fabrikasını kurar. Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Kara Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan silah, cephane ve denizaltı bombalarını yapar. 100, 300, 500 ve 1000 kilogramlık uçak bombaları ile çeşitli boylarda su bombalarının seri üretimini gerçekleştirir.
Sadece yurtiçine değil yurt dışına da; hatta Yunanistan’a da silah ve cephane ihraç eder. Ancak II. Dünya Savaşından sonra ABD’nin “siz üretmeyin, biz size veririz” kandırmacası sonucunda, silah ve cephane üretiminden vaz geçmek zorunda kalır. İbret olsun diye fabrikalarını soba üretimine dönüştürür. 1966 yılında ölümünden sonra ise fabrikalar kapatılır.
Nuri Demirağ’ın pilotu heyecan yapmayıp, pist kenarındaki hendeğe çakılmasaydı; Nuri Killigil’in fabrikasında kaza mı sabotaj mı olduğu, meçhul patlama olmasaydı; Vecihi Hürkuş, sabotaj ve açıklanamayan kazalarla karşılaşmamış olsaydı; Şakir Zümre ABD’nin aldatmacasına kurban olmasaydı; savunma sanayimizin bugün ulaşmış olabileceği seviyeyi tahayyül edebilir misiniz?
İşte bunun içindir ki, taaa o yıllardan Türkiye’nin gelişmesi takozlanmaya çalışılıyor… Ama artık çok geç… Ok yayından çıkmış bir kere, muhakkak hedefine ulaşacaktır… Ne Rambo, ne Zeyna, ne de diğerleri artık o oku havada yakalayamaz.
Günün Sözü
Zafer, “zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı ise, “başaracağım” diye başlayarak sonunda “başardım” diyebilenindir.