Mısır, Afrika
kıtasının kuzey doğusunda; Akdeniz ve Kızıl Deniz’e kıyısı olan; batısında
Libya, güneyinde Sudan ve doğusundaki Sina yarımadası üzerinden Filistin ve
İsrail’e komşu olan; bölgenin en büyük ülkesidir...
Yüzölçüm ve nüfus itibarı ile
Türkiye’den daha büyük olan Mısır’ın 7 bin yıllık tarihi bir geçmişi vardır...
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, 3 yüz yıla yakın bir süre Osmanlı
yönetiminde kalmış, 40 yıl boyunca İngilizler tarafından sömürülmüş, fakir ama
tarih ve stratejik zenginliğe sahip bir ülkedir...
1922 yılında
İngiliz sömürgeciliğinden bağımsızlık kazanan Mısır, 30 yıl kadar krallıkla
yönetildikten sonra 1953 yılında cumhuriyet ilan edilir...
1970 yılında kalp krizi geçirerek
ölene kadar Cemal Abdül Nasır tarafından yönetilir Mısır... Cumhuriyet
kurulduktan sonra da İngiliz sömürgeciliğinin elinde tuttuğu Süveyiş kanalını
millileştirir ilk iş olarak... Bu yüzden batılı ülkelerin tepkisini, Arap
dünyasının ise sempatisini kazanır... Bundan faydalanarak Arap topluluğunu tek
ülke altında toplama düşüncesi olan ‘Pan Arabic’ felsefesini yaymak için uğraş
verir... İyi bir Atatürk hayranı ve takipçisi olarak ülke yönetimine laik
devlet anlayışını getirir...
Nasır ölünce
Enver Sedat başa geçer... Nasır’ın laik devlet yönetimi sisteminin aksine ‘ilim
ve din devletinin kurulması’ yönünde çaba sarfeder... 1973 yılında İsrail’le
girdiği savaşta galip gelerek, prestij kazanır... Ancak daha sonra İsrail’i
ziyaret ederek İslam aleminin büyük tepkisini çeker... Zaman geçtikçe batılı
ülkelerin güdümüne girer... Lüks eşya ithalatına izin verir, halk fakirleşir...
En büyük hatası belki de 1979 yılındaki Camp David antlaşması çerçevesinde
İsrail’i tanımış olmasıdır... 1981 yılında düzenlenen bir suikastte hayatını
kaybeder...
Enver Sedat’tan sonra Hüsnü Mübarek
başa geçer... Öteki Arap ülkeleri ile yakınlaşma, İsrail’le uzaklaşma
politikası güder... Körfez savaşı sırasında asker göndererek ABD’yi destekler,
aldığı tepkiler üzerine 2. Körfez savaşında tarafsız kalır... 2010 yılında Tunus’ta
başlayan ‘Arap Baharı’nın diğer Arap ülkelerine de yayılması ile 2011 yılında
Hüsnü Mubarek’in yönetimine askeri darbe ile son verilir...
Muhammed
Mursi 2012 yılında seçimle iş başına gelen Mısır’ın ilk cumhurbaşkanı olur... Ancak
bir yıl sonra; Mursi’nin Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı olarak atadığı
isim olan General Abdül Fettah El Sisi tarafından 8 yüz kişinin öldürüldüğü
kanlı olaylarla görevden alınır ve idam isteği ile yargılanır... Yargı süreci
devam ederken 2017 yılında mahkeme salonunda fenalık geçirerek yere yıkılır...
20 dakika hiçbir müdahale yapılmaz ve ölür...
1979 yılında Camp David antlaşması ile
başlayan ABD etkisi, Sisi döneminde daha çok artış gösterir... Mısır ordusu her
yıl milyarlarca dolar yardım alır ABD’den... Mısır’ı batılı güçlerin
müstemlekesi haline getirir... Yolsuzluklar hat safhaya ulaşır, insan hakları,
düşünce özgürlüğü ve yargı bağımsızlığından yoksun kalır ülke...
Bugünlerde
SİSİ’nin korkulu bir rüyası, adım adım yaklaşan bir azraili var... İspanya’da
yaşayan eski bir müteahhit ve oyuncu olan henüz 45 yaşında Muhammed Ali...
İşsizlik ve yoksulluğun kırıp
geçirdiği, nüfusun üçte birinin açlık sınırında olduğu Mısır’da; SİSİ’nin
uyguladığı baskıcı politika karşısında biriken başkaldırı enerjisini kullanarak,
halkı sokaklara dökmeyi başaran genç Muhammed Ali...
Mısır
ordusuna yaptığı inşaat projeleri ile zenginleştikten sonra İspanya’ya yerleşen
ve oradan; Sisi ile generallerin yolsuzluklarını deşifre eden videolar
yayınlayarak, geçtiğimiz Cuma günü ülkenin birçok kentinde protestolar düzenlenmesine
yol açmış; “yeter artık Sisi” sloganı ile, mevcut yönetime karşı oluşmuş olan
korku duvarının yıkılmasına neden olmuştu...
Önümüzdeki günlerde 30 milyon
katılımcıya ulaşarak Sisi’nin istifasını talep etmeye hazırlanıyor aktör
Muhammed Ali... Başarır mı, bilinmez... Ama şurası kesin; Sisi’nin oluşturduğu
düzen artık çatırdıyor... İnsanoğlu aç karınla baskı altında hayatı boyunca
yaşayamaz; ya ölür, ya da büyük bir enerji patlaması ile buna sebep olanları
öldürür...
Günün
Sözü
İstediğinizi olmak için
hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz.
Ünlü İngiliz
romancı Mary Ann Evans’ın bu sözü ile; her günün yeni bir başlangıç olduğunu,
varmak istediğimiz hedefe ulaşmak için yola çıkmaya hiç de geç kalmadığımızı
hep hatırlayalım.